DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Nefes’ten Memduh Bayraktaroğlu’na verdiği röportajda MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son açıklamalarını, çözüm sürecini, anayasa tartışmalarını ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, “Bu coğrafya barışa kavuşana kadar bizim de sözümüz nettir” dedi.
“Ezber bozuldu, şimdi sorumluluk iktidarda”
Bakırhan, Devlet Bahçeli’nin “Anadolu huzura, Öcalan umuda…” sözleriyle bitirdiği TBMM grup konuşmasını, son yılların en dikkat çekici siyasi kırılmalarından biri olarak değerlendirdi. Ekim 2024’ten bu yana MHP kanadından gelen açıklamaların cesur olduğunu söyleyen Bakırhan, yüz yıllık inkâr ve çatışma siyasetinin toplumu yorduğunu ifade etti.
Bahçeli’nin yaklaşımının tarihsel bir eşiğe işaret ettiğini vurgulayan Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın uzun yıllardır aradığı muhataplığın ilk kez bu düzeyde kurulduğunu söyledi. “Duvarlar ve buzlar kırıldı” diyen Bakırhan’a göre artık asıl mesele, bu sürecin hukuk, adalet ve demokrasiyle somutlaştırılması. Bakırhan, “Sayın Bahçeli’nin ‘arkasındayız’ ifadesini önemsiyoruz. Ancak bu perspektifi hayata geçirmek iktidarın sorumluluğudur” dedi.
“Talebimiz özerklik değil, güçlü yerel demokrasi”
Türkiye’yi bölme ya da özerk bir Kürt bölgesi kurma iddialarını net bir dille reddeden Bakırhan, 21. yüzyılda merkez-yerel ilişkilerinin yeniden düşünülmesi gerektiğini savundu. Bu ihtiyacın yalnızca Kürtlerin yaşadığı kentler için değil, İstanbul gibi metropoller için de geçerli olduğunu belirtti.
DEM Parti’nin hedefinin yeni bir devlet kurmak değil, demokrasiyi büyütmek olduğunu vurgulayan Bakırhan, taleplerini “güçlü yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve ortak vatan” başlıklarıyla özetledi. Üniter yapı tartışmalarının bilinçli biçimde çarpıtıldığını belirten Bakırhan, “Biz bu toprakların misafiri değil evladıyız. Türkiye bizim de ülkemiz” dedi.
“Anayasal vatandaşlık etnik vurgudan arındırılmalı”
Vatandaşlık tanımı ve anadil tartışmalarına da değinen Bakırhan, DEM Parti’nin “Türk” kavramının yanına başka etnik kimlikler eklenmesini savunmadığını, aksine etnik vurgudan arındırılmış kapsayıcı bir anayasal vatandaşlık önerdiğini söyledi. Mevcut tanımın sosyolojik ve psikolojik karşılığı olmadığını dile getiren Bakırhan, nötr bir yurttaşlık tanımının aidiyet duygusunu güçlendireceğini ifade etti.
Kürtçe başta olmak üzere farklı dillerde anadil eğitimi talebinin “ırkçılık” olarak nitelendirilmesini reddeden Bakırhan, Türkçenin resmi ve ortak dil olduğuna dair hiçbir tartışmalarının olmadığını vurguladı. Anadilde eğitimin bir üstünlük değil, eşitlik meselesi olduğunu belirtti.
Röportajda ayrıca Türkiye’de artan ırkçılığa, Kürtlerde oluşan duygusal kırılmaya, Suriye’deki gelişmelere ve PKK’nin silahsızlanma sürecine de değinen Bakırhan, yasal düzenlemelerin gecikmesinin süreci zorladığını söyledi. Bakırhan’a göre artık Türkiye’nin gündemi “şiddet değil, demokrasi ve hukuk” olmalı.
Son olarak sürece ilişkin kararlılık mesajı veren Bakırhan, “Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Ayrılıkları değil, müştereklerimizi büyütmeliyiz. Kim barışa sadakat göstermezse, halk da tarih de affetmez” ifadelerini kullandı.