Kültür - Sanat

"Bîra Sûrê" Sur’un Hafızasına Işık Tutuyor

2015-2016 sokağa çıkma yasakları ve yıkım politikaları, Amed’in tarihi ilçesi Sur’un hafızasını hedef aldı. “Bîra Sûrê/Sur'un Hafızası” belgesli, bir dönemi kayıt altına alıyor.

Abone Ol

Amed’in tarihi ilçesi Sur, 2015-2016 yıllarında dünyanın en uzun süreli sokağa çıkma yasaklarından birine maruz kaldı. İlçenin 6 mahallesi 2 Aralık 2015 tarihinde demir bariyerlerle çevrildi. Mahallelere girişlere 2022 yılı sonlarına kadar izin verilmedi. Ardından peyderpey bariyerler kaldırıldı ve 6 mahallede yeni bir “inşa” süreci başladı.

Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Sur’u Toledo gibi yapacağız” dedi. Ancak Sur, kültürel asimilasyonun uygulandığı merkezlerden biri oldu. Sokağa çıkma yasakları sonrası kentin hafızası hedef alındı.

Yıkım çalışmalarında aralarında kilise, cami, konak ve hamam gibi birçok tescilli yapı yok edildi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) 2019 raporuna göre, 334’ü tescilli olmak üzere 3 bin 569 yapı yıkıldı; ancak gerçek sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

Yıkılan yerlerde cezaevi mimarisinde yapılar inşa edildi. Tek tip ve tek renk yapıların etrafı tellerle kapatıldı. “Yenikapı Açık Hava Yaşam ve Kültür Merkezi”ne çevrilen caddede inşa edilen iş yerleri sermayedarlara peşkeş çekildi. Söz konusu alanlar, dışarıdan getirilen mankenlerle adeta podyuma dönüştürüldü.

“Bîra Sûrê/Sur’un Hafızası” belgefilmi, tarihi sokaklara dönük saldırılardan beton duvarlarla kuşatılmış “yeni” mahallelere uzanan bir hafıza yolculuğu sunuyor. Film, Sur’un bazı mahallelerinde tarihi taş sokakların nasıl yok edildiğini, komşuluk ve dayanışmanın nasıl hedef alındığını gösteriyor. Kentin “yeniden inşa” politikasıyla nasıl tanınmaz hale geldiğini ve kimliksizleştiğini ortaya koyuyor.

Kamera, sadece yıkılmış evleri değil, o evlerle birlikte dağılan yaşamları, silinmek istenen hafızayı ve kaybolan sesleri de kayda alıyor. “Eski”nin etrafına örülen duvarlar, yalnızca bir mimari fark değil, hafızaya dayatılan geleceksizliği de gösteriyor. Yerinden edilen yurttaşların tanıklıkları, “yabancılarla” doldurulan sokakların sessizliği ve yeniden kurulan düzenin tekinsizliği izleyiciyi derin bir yüzleşmeye davet ediyor.

Belgefilm, halen süren bir yok saymanın ve direnen bir belleğin hikayesini anlatıyor. Yönetmenliğini Mezopotamya Ajansı (MA) editörlerinden Azad Altay’ın yaptığı film, MA, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve PEL Yapım iş birliğiyle çekildi. Yönetmen Veysi Altay ve birçok gazeteci de çekim sürecine katkıda bulundu.