Kürt müzik sanatçısı ve kadın hakları aktivisti Dashni Morad, Lazo’s Podcast’in 47. bölümünde müzik üretiminden kültürel kimliğe, Rojava’dan kadın mücadelesine uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Morad, sanatını yalnızca bir ifade biçimi olarak değil, aynı zamanda Kürt kimliğini, hafızasını ve direnişini görünür kılan bir araç olarak tanımladı.
Sanatçının sözleri, özellikle Newroz’un anlamına dair yaptığı vurgu ve Rojava’ya ilişkin değerlendirmeleriyle öne çıktı. Morad’a göre Kürtler için kültürel pratikler yalnızca geleneksel ritüeller değil; aynı zamanda politik bir duruş ve kolektif hafızanın taşıyıcısı.
Hikâye anlatıcılığı olarak müzik
Dashni Morad, müziğe yaklaşımını “hikâye anlatmak” olarak tanımlıyor. Ona göre her performans, yeni bir anlatının kurulması anlamına geliyor. Şarkı söylerken yalnızca teknik bir icra değil, önceden zihninde kurduğu bir dünyanın sesini vermeye çalıştığını belirtiyor.
Sanatçı, bu sürecin yoğun bir emek gerektirdiğini vurgularken, saatler süren provaların kendisi için bir yük değil, yaratım sürecinin doğal bir parçası olduğunu ifade ediyor. Bu yaklaşım, Morad’ın müziğini sadece işitsel değil, aynı zamanda görsel ve duygusal bir deneyime dönüştürüyor.
Londra’da gerçekleştirdiği son canlı kayıt çalışması da bu anlayışın bir uzantısı. Farklı müzisyenlerle bir araya gelerek Kürt geleneksel melodilerini yeniden yorumlayan Morad, bu deneyimi “kültürel bir karşılaşma” olarak tanımlıyor. Özellikle İrlandalı bir gitaristin yorumunun kendisini derinden etkilediğini ve performans sırasında gözyaşlarını tutamadığını anlatıyor.
Bu an, onun müzikte evrensellik ile yerelliğin nasıl iç içe geçebileceğine dair en güçlü örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Londra, yaratıcılık ve kültürel kesişimler
Morad’ın söyleşide dikkat çektiği bir diğer nokta ise Londra’nın yaratıcı atmosferi. Sanatçı, daha önce yaşadığı Doğu Londra’yı “dinamik ve ilham verici” olarak tanımlıyor. Shoreditch ve Brick Lane gibi bölgelerde karşılaştığı çok kültürlü yapı, onun müzikal üretimini de besleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Bağımsız müzik dükkânlarında yeni sanatçılar keşfetmenin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirten Morad, özellikle bağımsız üretim alanlarının yaratıcılığı teşvik ettiğini vurguluyor. Ona göre bu tür mekânlar, ana akımın dışında kalan seslerin duyulmasına olanak tanıyor.
Sanatçı, Londra’nın bu yönüyle özellikle yaratıcı insanlar için bir “hazine” olduğunu ifade ederken, aynı zamanda bu yoğun ve hızlı yaşamın herkes için uygun olmayabileceğini de ekliyor.
Newroz: Kutlamadan öte bir direniş
Söyleşinin en çarpıcı bölümlerinden biri, Morad’ın Newroz’a dair değerlendirmeleri oldu. Sanatçı, Newroz’un yalnızca baharın gelişi ya da yeni yılın başlangıcı olmadığını, aynı zamanda Kürtler için bir direniş sembolü olduğunu vurguladı.
20 Mart akşamı yakılan ateşler, dağlara taşınan meşaleler ve ertesi gün yapılan kutlamaların, kolektif bir yeniden doğuşu temsil ettiğini belirten Morad, bu geleneğin aynı zamanda politik bir anlam taşıdığını ifade etti.
“Newroz’u kutlamak, baskıya karşı durduğumuzu söylemenin bir yolu” diyen Morad, bu günün Kürtler için dayanışma, direnç ve birlik anlamına geldiğini dile getirdi.
Renkli kıyafetler, doğayla kurulan bağ, ateş üzerinden atlama ritüeli ve toplu kutlamalar, onun anlatımında sadece folklorik unsurlar değil; aynı zamanda bir halkın varoluş mücadelesinin sembolleri olarak yer buluyor.
Rojava, kadın mücadelesi ve kolektif hafıza
Morad’ın konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık ise Rojava oldu. Sanatçı, Suriye’nin kuzeyinde kurulan ve kadın öncülüğünde şekillenen yönetim modelini “dünyanın öğrenebileceği ilerici bir deneyim” olarak tanımladı.
“Jin, jiyan, azadî” sloganının yalnızca bir protesto ifadesi değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu belirten Morad, bu anlayışın köklerinin Kürt kadın mücadelesine dayandığını vurguladı.
Rojava’daki gelişmeler karşısında yaşadığı duygusal kırılmayı da paylaşan sanatçı, özellikle uluslararası kamuoyunun sessizliğinin kendisini derinden etkilediğini ifade etti. Bu süreçte düzenlenen protestolara katıldığını anlatan Morad, bir yürüyüş sırasında yaşadığı anı şöyle aktardı:
Sessiz ve hüzünlü bir kalabalığın ortasında, bir anda yüksek sesle “Rojava” diye bağırdığını ve ardından kalabalığın da ona katıldığını söyleyen sanatçı, bu anı “umutsuzluğu kıran bir dayanışma anı” olarak tanımladı.
Morad’a göre sanat, tam da bu noktada devreye giriyor: İnsanları bir araya getiren, duyguları ortaklaştıran ve sessizliği bozan bir araç olarak.
Söyleşi boyunca vurguladığı gibi, Kürt kimliği, dili ve kültürünü korumak yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, aynı zamanda geleceği kurmak anlamına geliyor. Dashni Morad’ın sözleri, müziğin ve sanatın bu süreçteki rolünü bir kez daha görünür kılıyor.
Dashni Morad kimdir?
Daşni Morad (Kürtçe: Deşnê Murad, Sorani: دەشنێ موراد), 1 Ocak 1986’da Irak Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde doğdu. Şarkıcı, söz yazarı, televizyon sunucusu ve insan hakları ile çevre aktivisti kimliklerini bir arada taşıyan Morad, özellikle Kürt pop kültüründe dönüştürücü bir figür olarak öne çıkıyor.
Çocukluğu, bölgedeki politik çalkantıların gölgesinde geçti. 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalar nedeniyle ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan Morad, 1997’de mülteci olarak Hollanda’ya yerleşti. Arnhem’de büyüyen sanatçı, genç yaşta sanatla ilgilenmeye başladı; modellik yaptı, dansla ilgilendi ve medyaya yöneldi.
Morad’ın çıkışı 2005 yılında sunduğu “Bê Kontrol” programıyla oldu. Kürdistan Bölgesi’nde Batı pop kültürünü açıkça ele alan ilk programlardan biri olan bu yapım, özellikle genç kuşaklar üzerinde büyük etki yarattı. Aynı dönemde, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü artıran bir figür olarak dikkat çekti.
Müzik kariyerine 2009’da yayımladığı “Hela Hopa” albümüyle adım atan Morad, kısa sürede geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Ancak kliplerinde ve sahne performanslarında kullandığı dans ve estetik dil, muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti. Medyada “Kürdistan’ın Shakira’sı” olarak anılması, hem popülerliğini artırdı hem de tartışmaları beraberinde getirdi. Buna rağmen Morad, kadınların ifade özgürlüğünü savunan çizgisinden geri adım atmadı.
2010 ve 2011’de yayımladığı albümlerle müzikal üretimini sürdüren sanatçı, 2012’de “Open Your Eyes” adlı İngilizce single’ıyla uluslararası alanda da dikkat çekti. Aynı yıl “Green Kids” adlı sivil girişimi kurarak mülteci çocuklara ve çevre sorunlarına odaklandı. Bu girişim aracılığıyla binlerce çocuğa kitap ulaştırdı, mülteci kamplarında kütüphaneler kurulmasına öncülük etti.
Morad, aynı zamanda kadın hakları mücadelesinin güçlü seslerinden biri olarak kabul ediliyor. Kürt toplumunda tabu sayılan konuları açıkça ele alması ve kadınların kendi hikâyelerini anlatabilecekleri alanlar yaratması, onu genç kuşaklar için ilham verici bir figüre dönüştürüyor. Sanatı ve aktivizmi birleştiren Morad, bugün de kültürel kimlik, hafıza ve direniş üzerine üretmeye devam ediyor.