Mezopotamya

Feyli Kürtler: Bir Sürgünün ve Yok Sayılışın Tarihi

6 Nisan 1980’de başlayan sürgünle yüz binlerce Feyli Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı, malları gasp edildi, binlercesi kaybedildi. Bir halkın izi silinmek istendi.

Abone Ol

Feyli Kürtler, Irak ve İran sınır hattında, özellikle İlam, Kirmanşah, Loristan, Bağdat, Diyala ve Vasit bölgelerinde yaşayan, Kürtçenin Feyli lehçesini konuşan ve çoğunlukla Şii mezhebine mensup kadim bir Kürt topluluğudur. Dicle Nehri boyunca kuzeyde Hanekin’den güneyde Basra’ya uzanan geniş bir hatta varlık göstermişlerdir.

Tarih boyunca ticaret, bürokrasi ve akademi alanlarında etkili olmuş, Irak’ın ekonomik ve sosyal yapısında görünür bir yer edinmişlerdir. Bağdat’ta özellikle Kifah gibi mahallelerde yoğunlaşan Feyli nüfus, kent hayatının üretken unsurlarından biri olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda tarihsel süreçte İran’ın batısında ve Irak Kürdistanı’nda kurulan bazı yerel yönetimlerde ve emirliklerde de rol almışlardır.

Feyli kimliği yalnızca etnik değil; dil, mezhep ve coğrafyanın kesiştiği özgün bir tarihsel deneyimi ifade eder. Bu çok katmanlı yapı, onları farklı dönemlerde hedef haline getiren temel faktörlerden biri olmuştur.

6 Nisan 1980: Bir gecede “yabancı” ilan edilmek

6 Nisan 1980’de Baas rejimi, Feyli Kürtleri hedef alan sistematik bir sürgün ve tasfiye sürecini başlattı. Irak Devrim Komuta Konseyi’nin 666 sayılı kararıyla yüz binlerce Feyli Kürt’ün vatandaşlığı iptal edildi. Resmî söylemde “yabancı kökenli” ve “İran yanlısı” olarak damgalanan bu topluluk, bir gecede hukuki statüsünü kaybetti.

Yaklaşık 300 bin ila 500 bin Feyli Kürt zorla sınır dışı edildi. İnsanlar evlerinden, işyerlerinden, okullarından alınarak İran sınırına sürüldü. Çoğu, yanına hiçbir eşya almadan, yalnızca üzerindeki kıyafetlerle gönderildi. Mallarına, evlerine ve birikimlerine el konuldu.

Bu süreçte özellikle genç erkekler hedef alındı. Binlerce kişi gözaltına alındı, bir daha kendilerinden haber alınamadı. Irak Yüksek Ceza Mahkemesi ve uluslararası raporlara göre en az 15 ila 25 bin Feyli Kürt gencin işkenceyle öldürüldüğü veya toplu mezarlara gömüldüğü tahmin ediliyor.

Sürgün yalnızca 1980’e ait değildi

Feyli Kürtlere yönelik baskılar 1980’le sınırlı değildi. 1930’lardan itibaren Irak’taki farklı yönetimler, özellikle Şii kimlikleri nedeniyle bu topluluğu şüpheli görmeye başladı. 1969’dan itibaren ilk kitlesel sınır dışı uygulamaları başlatıldı ve 1970’lerin başında on binlerce Feyli Kürt İran’a sürüldü.

1970-1988 yılları arasında ise bu politika daha sistematik hale geldi. Yaklaşık 132 bin Feyli Kürt sürgün edildi. Bu süreç, Baas rejiminin Kerkük başta olmak üzere birçok bölgede yürüttüğü “Araplaştırma” politikalarıyla paralel ilerledi.

Feyli Kürtler, üç temel nedenle hedef haline getirildi: Kürt kimlikleri, Şii mezhebine mensup olmaları ve Irak içindeki siyasi hareketlerle kurdukları ilişkiler. Bu üçlü kesişim, onları rejim için “tehdit” kategorisine yerleştirdi.

Kaybolanlar, geri dönmeyenler ve tanınan gerçek

1980 sonrası süreçte binlerce Feyli Kürt kayboldu. Aileler yıllarca çocuklarının, kardeşlerinin akıbetini öğrenemedi. Toplu mezarlar yıllar sonra ortaya çıkarıldığında bile kimlik tespiti çoğu zaman mümkün olmadı.

2003’te Baas rejiminin yıkılmasının ardından, Feyli Kürtlerin yaşadıkları daha açık biçimde tartışılmaya başlandı. 2005 Irak Anayasası’nda bu süreç “soykırım” olarak tanımlandı. 2011’de Irak Parlamentosu da 1980’deki uygulamaları resmen soykırım olarak tanıdı.

Ancak hukuki tanıma, yaşanan kayıpları telafi etmedi. Sürgün edilenlerin önemli bir kısmı uzun yıllar mülteci olarak yaşadı. Vatandaşlıklarını geri almak isteyen binlerce Feyli Kürt bürokratik engellerle karşılaştı. On yıllar geçmesine rağmen kimlik, mülkiyet ve aidiyet sorunları tam anlamıyla çözülemedi.

Dil, kimlik ve gündelik direniş

Bugün Feyli Kürtlerin en büyük mücadelelerinden biri, dillerini ve kimliklerini korumak. Bağdat gibi şehirlerde yaşayan Feyliler, Arapça baskın bir ortamda Kürtçenin Feyli lehçesini yaşatmaya çalışıyor.

Birçok aile çocuklarına evde Kürtçe konuşarak dili aktarmaya çalışıyor. Çünkü dilin kaybı, yalnızca iletişim araçlarının değil, bir tarihsel hafızanın da silinmesi anlamına geliyor. Bu nedenle Feyli Kürtler için dil, kimliğin en temel unsuru olarak görülüyor. Yeni nesil, okul ve sosyal hayat içinde farklı bir dil ortamında büyürken, aile içindeki dil aktarımı kritik bir rol oynuyor. Bu durum, Feyli Kürtlerin bugün verdiği mücadelenin en görünür ve en gündelik boyutunu oluşturuyor.