Diyarbakır’da binlerce yıllık tarımsal üretim alanı Hevsel Bahçeleri ve On Gözlü Köprü çevresinde artan yapılaşma ve işgaller, kenti yeniden ekoloji tartışmasının merkezine taşıdı. Diyarbakır Kent Konseyi, 24 Ocak’ta bu alanların korunması gündemiyle olağan genel kurulunu topluyor.
Dicle Nehri kıyısında, 2 bin 600 yıldır kesintisiz tarımsal üretimin sürdüğü Hevsel Bahçeleri, bugün ciddi bir tehdit altında. Diyarbakır’da son yıllarda artan izinsiz yapılaşmalar, işgaller ve planlanan projeler, yalnızca kentin tarihi dokusunu değil, Mezopotamya’nın en eski tarım alanlarından birini de hedef alıyor. Bu tablo, Hevsel Bahçeleri ve tarihi On Gözlü Köprü çevresini kentin en sıcak ekoloji başlığı haline getirmiş durumda.

Diyarbakır Kent Konseyi, 32. Olağan Genel Kurulu’nu 24 Ocak’ta bu gündemle toplama kararı aldı. Genel kurulda, özellikle Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi’nde yoğunlaşan ekolojik tahribat, izinsiz yapılaşmalar ve mülkiyet sorunlarının ele alınması bekleniyor. Kentteki doğa savunucuları ve akademisyenler, bu sürecin yalnızca bir çevre meselesi değil, aynı zamanda tarihsel ve politik bir mesele olduğuna dikkat çekiyor.
2 bin 600 yıllık tarım hafızası
Ekolojist ve akademisyen Zeki Kanay, Hevsel Bahçeleri’nin dünya ölçeğinde eşi benzeri olmayan bir alan olduğunu vurguluyor. Kanay’a göre Hevsel, yalnızca bir yeşil kuşak değil; Yukarı Mezopotamya’nın tarım hafızasını bugüne taşıyan canlı bir alan. Asur yazıtlarında adı geçen, Selçuklu dönemine ait kitabelerde kayıtlı olan bahçeler, Evliya Çelebi tarafından da “Aden Bahçesi”, yani “Cennet Bahçesi” olarak tanımlanıyor.

Kanay, dünyada bu kadar eski olup hâlâ üretim yapılan başka bir bahçe bulunmadığını belirtiyor. 1970’li yıllara kadar Diyarbakır halkının önemli bir bölümünün geçimini bu bahçelerden sağladığını hatırlatan Kanay, Hevsel’de tarihsel kaynaklara göre 100’ü aşkın bahçenin bulunduğunu, küçük üreticilerin bu alanlarda yılda iki kez ürün aldığını söylüyor.
UNESCO statüsü ve artan rant baskısı
Hevsel Bahçeleri, 2015 yılında Diyarbakır Surları ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Ancak doğa savunucularına göre bu statü, beklenenin aksine alanı korumak yerine yeni bir rant baskısını beraberinde getirdi. Kanay, UNESCO sürecinin ardından özellikle Sur ve Hevsel çevresinin yatırım ve yapılaşma baskısına daha açık hale geldiğine dikkat çekiyor.

Kayyım döneminde Kırklar Dağı eteklerinde hayata geçirilen projeler, bu baskının somut örnekleri arasında gösteriliyor. Kafeler ve çeşitli tesislerin inşa edilmesiyle başlayan süreç, bazı alanların fiilen işgal edilmesine kadar uzandı. Bu yapılaşmaların Dicle Nehri kıyısına kadar yayılması ise ekolojik denge açısından ciddi riskler doğurdu.
Dicle Nehri ve biyolojik yaşam
Hevsel Bahçeleri’ne yönelik en büyük tehditlerden biri de Dicle Nehri üzerinde planlanan projeler oldu. Devlet Su İşleri eliyle nehrin beton bir kanala dönüştürülmesi hedefiyle başlatılan çalışmalar, tepkiler üzerine durdurulsa da geride büyük bir tahribat bıraktı. Yaklaşık 4 kilometrelik alanda ağaçların kesildiği, Dicle kaplumbağalarının yuvalarının yok edildiği ve bölgenin biyolojik yapısının zarar gördüğü ifade ediliyor.

Ekologlara göre bu müdahaleler, yalnızca Hevsel Bahçeleri’ni değil, Dicle Vadisi boyunca uzanan ekosistemi de etkiliyor. Nehre karışan atıklar ve kimyasal kalıntılar, hem tarımsal üretimi hem de bölgedeki canlı yaşamını tehdit ediyor.
Mülkiyet sorunu ve denetimsizlik
Hevsel Bahçeleri’nde yaşanan bir diğer temel sorun ise mülkiyet yapısının parçalı olması. Şahıslara ait araziler, vakıf arazileri ve tapu durumu belirsiz alanlar, denetimi zorlaştırıyor. Kanay, geçmişte ağaç kesimleriyle ilgili başvurularda kurumlar arasında sorumluluğun birbirine atıldığını, bu nedenle sürecin muhatapsız kaldığını belirtiyor.

Doğa savunucularına göre bu belirsizlik, tahribatı hızlandıran en önemli etkenlerden biri. Alanın korunmasına yönelik net bir yönetim ve denetim mekanizmasının bulunmaması, Hevsel’i yapılaşma ve işgal karşısında savunmasız bırakıyor.
“Bu alan yalnızca Diyarbakır’ın değil”
Ekologlar ve kent bileşenleri, Hevsel Bahçeleri’nin yalnızca Diyarbakır’a ait bir alan olmadığını vurguluyor. Burası, Mezopotamya’nın tarım geçmişini temsil eden, dünya mirası niteliğinde bir alan. Bu nedenle korunmasının yerel değil, evrensel bir sorumluluk olduğunun altı çiziliyor.
24 Ocak’ta yapılacak Diyarbakır Kent Konseyi Genel Kurulu’nun, Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi’nin geleceği açısından kritik bir eşik olması bekleniyor. Kentteki birçok kesim, bu toplantının, ekolojik yıkıma karşı daha güçlü ve kalıcı adımların atılmasına zemin oluşturmasını istiyor.





