Human Rights Watch, 2026 Dünya Raporu’nda Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin otoriterleşme sürecini daha da pekiştirdiğini tespit ediyor. Rapora göre hükümet, ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik eşi görülmemiş bir baskı süreci yürüttü. Bu sürecin, siyasal örgütlenme özgürlüğünü ve serbest, adil seçim hakkını ciddi biçimde tehdit ettiği vurgulanıyor.
Raporda, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi rakibi olan Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınması, bu baskı dalgasının en kritik örneği olarak sunuluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından yaşanan protestolar sırasında yüzlerce kişi, çoğunluğu öğrenci olmak üzere, barışçıl gösteri hakkını kullandığı için keyfi biçimde gözaltına alındı ve tutuklandı.
Rapor, Türkiye’de yargının yürütmenin kontrolü altında olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının sistematik biçimde uygulanmadığını vurguluyor. Bu durumun, ciddi ve süreklilik arz eden insan hakları ihlallerine yol açtığı ifade ediliyor.
Kürt Sorunu, PKK’nin Silahsızlanması ve Eksik Barış Süreci
Human Rights Watch’un raporunda Kürt meselesi, Türkiye’deki insan hakları krizinin merkezi başlıklarından biri olarak ele alınıyor. Rapora göre Erdoğan hükümeti, yaklaşık kırk yıldır süren silahlı çatışmayı sona erdirmek amacıyla Kürdistan İşçi Partisi ile, örgütün cezaevindeki lideri Abdullah Öcalan üzerinden müzakereler yürüttü. 12 Mayıs’ta PKK’nin silah bırakma ve kendini feshetme kararını açıklaması, raporda önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Ancak Human Rights Watch, bu gelişmeye rağmen hükümetin Kürtlerin ve diğer azınlık gruplarının eşit haklara erişimini güvence altına alacak somut adımlar atmadığını vurguluyor. Raporda, ayrımcılıkla mücadele politikalarının hayata geçirilmediği, terörle mücadele mevzuatının kötüye kullanımına son verilmediği ve siyasi tutukluların serbest bırakılmadığı açıkça belirtiliyor.
Bu kapsamda, eski HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın, şiddet içermeyen siyasi faaliyet ve konuşmaları nedeniyle 2016’dan bu yana cezaevinde tutulması, Kürt siyasetçilere yönelik baskının sembol örnekleri arasında gösteriliyor. Human Rights Watch, barış sürecinin kalıcı ve hak temelli bir çözüme dönüşebilmesi için yasal ve kurumsal reformların zorunlu olduğunu vurguluyor.
Ayrımcılık, İfade Özgürlüğü ve Toplumsal Hakların Aşınması
Raporda, Türkiye’de ifade özgürlüğünün sistematik biçimde sınırlandırıldığı ifade ediliyor. Devlet yayıncısı TRT, Anadolu Ajansı ve özel televizyonların büyük bölümünün hükümet çizgisinde yayın yaptığı; RTÜK’ün ise muhalif medya kuruluşlarına keyfi para cezaları ve yayın durdurma yaptırımları uyguladığı belirtiliyor. Gazeteciler, sanatçılar, akademisyenler ve sosyal medya kullanıcılarının hükümeti eleştirdikleri için sık sık soruşturma ve tutuklamalarla karşılaştığı kaydediliyor.
Human Rights Watch’a göre, yalnızca ifade özgürlüğü değil, ekonomik ve sosyal haklar da ciddi baskı altında. Resmi verilere göre yüzde 31 olarak kaydedilen yıllık enflasyon, düşük ve orta gelirli kesimlerin barınma ve gıdaya erişim hakkını zayıflatıyor. Artan kira ve gıda fiyatları, sosyal eşitsizlikleri derinleştiriyor.
Raporda ayrıca, Kürt gazetecilerin Suriye’de Türk SİHA saldırılarıyla öldürülmesiyle ilgili soruşturma çağrısı yapan İstanbul Barosu yönetiminin görevden alınması, LGBTİ+ hak savunucularının yargılanması, mültecilerin keyfi biçimde sınır dışı edilmesi ve kadın haklarını gerileten “aile yılı” politikaları, ayrımcılığın kurumsal boyutları olarak ele alınıyor.
Sonuç olarak Human Rights Watch, 2026 raporunda Türkiye’de Kürt sorunu bağlamında başlatılan silahsızlanma sürecinin, eşit yurttaşlık, ayrımcılıkla mücadele ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle desteklenmediği sürece kalıcı bir barış üretmeyeceği uyarısında bulunuyor. Rapora göre ülkede derinleşen otoriterleşme, yalnızca Kürtlerin değil, tüm toplum kesimlerinin temel hak ve özgürlüklerini tehdit etmeye devam ediyor.