İran’da haftalardır süren hükümet karşıtı protestolar, birçok uzmana göre İslam Cumhuriyeti’nin 47 yıllık tarihinde benzeri görülmemiş bir boyuta ulaşmış durumda. Ülkenin dört bir yanında, büyük şehirlerden küçük kasabalara kadar yayılan eylemler hem ölçek hem de süreklilik açısından önceki protesto dalgalarından belirgin biçimde ayrışıyor. BBC Türkçe’nin derlediği analizlere göre, mevcut gösteriler yalnızca rejime yönelik hoşnutsuzluğu değil, aynı zamanda İran toplumunda biriken çok katmanlı krizleri de görünür kılıyor.
Ülke geneline yayılan eylemler
Uzmanlar, mevcut protestoların en dikkat çekici yönlerinden birinin coğrafi yaygınlığı olduğuna işaret ediyor. Sosyolog Eli Khorsandfar’a göre eylemler yalnızca Tahran, İsfahan ya da Tebriz gibi büyük kentlerle sınırlı değil; daha önce protestolarla anılmayan küçük kasabalar da sürecin parçası. Bu durum, 2009’daki Yeşil Hareket’in büyük ölçüde kentli orta sınıfla sınırlı kalmasından ve 2017–2019 protestolarının daha yoksul bölgelerde yoğunlaşmasından önemli ölçüde farklılaşıyor.
2022’de Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünün ardından patlak veren protestolar geniş yankı uyandırmıştı ancak birçok kuruluşa göre bu dalga kısa sürede zirveye ulaşıp sönümlenmişti. Aralık 2025’te başlayan mevcut eylemler ise daha uzun soluklu, istikrarlı ve giderek büyüyen bir karakter sergiliyor.
Ekonomik krizden rejim karşıtlığına
Protestoların çıkış noktası ekonomik oldu. Aralık ayının sonunda döviz kurundaki sert dalgalanmalar ve hızla artan hayat pahalılığına tepki gösteren Tahran’daki çarşı esnafının grevi, kısa sürede kitlesel gösterilere dönüştü. İran’ın batısındaki yoksul bölgelerde ve orta sınıf mahallelerinde düzenlenen yürüyüşlerde ekonomik talepler hızla siyasi sloganlara evrildi.
Sokaklarda “Diktatöre ölüm” sloganları yükselirken, göstericiler dini lider Ayetullah Ali Hamaney ve rejimin üst düzey isimlerinin görevden alınmasını talep etmeye başladı. Khorsandfar, 2022’de kadın hakları merkezli başlayan itirazların bu kez ekonomik kriz üzerinden filizlendiğini, ancak çok kısa sürede ortak ve sistem karşıtı bir dile kavuştuğunu vurguluyor.
Pehlevi faktörü ve dış müdahale tartışması
Mevcut protestoları önceki dalgalardan ayıran bir diğer unsur ise sürgündeki muhalif figürlerin etkisi. 1979’da devrilen son İran şahının oğlu Rıza Pehlevi, ABD’de sürgünde olmasına rağmen protestolara destek çağrılarıyla sürecin görünür aktörlerinden biri haline geldi. Bazı şehirlerde Pehlevi lehine atılan sloganların artması, eylemlerin daha uzun süre devam etmesinde bu çağrıların etkili olduğu yorumlarına yol açtı.
Buna karşın uzmanlar, Pehlevi’ye verilen desteğin mutlaka monarşinin geri dönüşü isteği anlamına gelmediğini, daha çok ülkede görünür ve seküler bir muhalefet alternatifi eksikliğinin yarattığı çaresizliğin yansıması olduğunu belirtiyor.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın protestoculara açık destek vermesi ve olası bir müdahale tehdidinde bulunması, süreci tarihsel açıdan benzersiz kılıyor. İran yönetimi bu açıklamaları “dış müdahale” olarak nitelendirirken, uzmanlar Tahran’ın geçmişe kıyasla daha yalnız bir uluslararası konjonktürde bulunduğuna dikkat çekiyor. Suriye’de Beşar Esad’ın devrilmesi ve Hizbullah’ın zayıflaması gibi gelişmeler, İran’ın bölgesel konumunu da kırılgan hale getiriyor.
Analistler, İsrail’le yaşanan kısa süreli savaşın ve ardından gelen saldırıların da İran toplumunda devletin caydırıcılığına dair algıyı sarstığını ifade ediyor. Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, İran’daki mevcut protestolar yalnızca bir ekonomik ya da sosyal itiraz değil, rejimin geleceğine dair daha derin bir sorgulamanın ifadesi olarak görülüyor.