Türkiye’den çatışma analisti ve barış inşacısı Nigar Göksel, kadınların sahadaki deneyimlerinin çoğu zaman resmi raporlara ve politika belgelerine yansımadığını söylüyor. Göksel’e göre bu eksiklik, çatışmaların toplumsal ve insani boyutlarının yeterince anlaşılmasını engelliyor.
Uzun yıllardır politika, araştırma ve diplomasi kesişiminde çalışan Göksel, özellikle kadınların yaşadıklarının “yardım” ya da “fedakârlık” olarak görülüp, yapısal bir katkı olarak değerlendirilmediğine dikkat çekiyor.
Sahada görülenler, raporlarda neden kayboluyor?
2000’li yılların başında Türkiye’de sivil toplum alanında çalışmaya başladığında “toplumsal cinsiyet” kavramının yaygın bir analiz aracı olmadığını hatırlatan Göksel, kadınların akademide ve insani yardım alanında görünür olmasına rağmen stratejik karar mekanizmalarında yeterince yer almadığını belirtiyor.
Kadıköy ve Van’da kadınların güçlenmesini karşılaştıran erken dönem araştırmaları ile Suriye sınırında yürüttüğü saha çalışmalarının, kadınların çatışmalardan nasıl çok katmanlı biçimde etkilendiğini açıkça ortaya koyduğunu vurguluyor. Dil engelleri, güvencesizlik, aile kayıpları ve sömürü, özellikle mülteci kadınların yaşadığı görünmez yükler arasında yer alıyor.
Toplumsal cinsiyet, sadece kadın meselesi değil
Nigar Göksel, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bakışın yalnızca kadınları değil, erkeklerin de çatışma içindeki kırılganlıklarını anlamayı sağladığını söylüyor. Genç erkekler üzerindeki “geçindirme”, “koruma” ve “erkeklik” baskısının, onları silahlı ya da suç ağlarına daha açık hale getirebildiğine dikkat çekiyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Göksel’e göre, kadın araştırmacılar sahada çoğu zaman çatışmanın duygusal ve sosyal katmanlarını daha erken fark edebiliyor; bu da riskleri önceden görmeyi mümkün kılıyor. Ancak bu bilgi, üst düzey politika masalarına yeterince taşınmadığında, kararlar insan gerçekliğinden kopuk kalıyor.
Küçük temasların büyük etkisi
Göksel, barış inşasına katkısının çoğu zaman manşetlere yansımadığını, ancak küçük temasların kalıcı etkiler yaratabildiğini söylüyor. Bir saha gözleminin bir hayırseveri harekete geçirerek Şanlıurfa’da kadın ve çocuklar için bir ruh sağlığı merkezine dönüşmesi gibi örneklerin, resmi belgelerde yer almasa da barışın parçası olduğunu vurguluyor.
Antalya Diplomasi Forumu’nda bölge dışişleri bakanlarıyla aynı sahnede yer almasının ise, yıllarca perde arkasında yürütülen emeğin sembolik bir karşılığı olduğunu ifade ediyor.
Göksel’e göre asıl mesele şu: Kadınların hikâyeleri raporlara girmediği sürece, çatışmalar eksik okunuyor ve barış da eksik kuruluyor.