Atletizm pistlerinde sadece saniyelerle değil, aynı zamanda ağır bir kimlik mücadelesiyle öne çıkan Cumali Arslan, yaşadığı sistematik hak ihlalleriyle kamuoyunun gündemine oturdu. Antalya’daki uluslararası yarışmalara "kota" bahanesiyle alınmaması, konunun Meclis kürsüsüne kadar taşınmasına neden olurken; Arslan’ın hikayesi, sporun siyasetten bağımsız olduğu iddiasını kökünden sarsıyor.
Milli Takım düzeyinde başarı kazanan Kürt sporcuların karşı karşıya kaldığı "başarı kazandığında Türk, kimliğini savunduğunda sakıncalı" görülme çelişkisini en çıplak haliyle yaşayan Arslan; maruz kaldığı emniyet baskılarından şantajlara, yurt dışı yasaklarından psikolojik yalnızlaştırma süreçlerine kadar tüm detayları ilk kez paylaşıyor. Kendi halkının takımı olan Amedspor’dan beklediği desteği bulamamanın derin kırgınlığını da dile getiren Arslan, artık sadece bir sporcu değil, "Bağımsız Kürt Sporcu" kimliğiyle bir hak savunucusu olarak İngiltere’den tüm dünyaya sesleniyor.
"Sadece bir atlet olarak değil, kimliğiyle barışık bir insanım"
Kürt kimliğinizi görünür kılarak yarışmanız sizin için ne ifade ediyor? Bu bir sportif tercih mi, politik bir duruş mu, yoksa ikisinin ayrılmaz bir birleşimi mi?
Kürt kimliğimle yarışmak benim için bir tercih değil, bir varoluş biçimidir. Spor benim mesleğim, emeğim ve hayalim; ama kimliğim ondan ayrı bir şey değil. Ben piste çıktığımda sadece bir atlet olarak değil, kimliğiyle barışık bir insan olarak çıkıyorum. Bu bir siyasi slogan atmak değil; kendimi inkâr etmeden spor yapabilmektir. Eğer bir insan kendi kimliğiyle görünür olduğunda bu politik olarak algılanıyorsa, o zaman sorun kimlikte değil, ona yüklenen anlamdadır. Benim için bu durum, bir insanın kendisi olarak sahada olma hakkıdır.
Kendinizi “bağımsız Kürt sporcu” olarak tanımlıyorsunuz. Bu tanım sizin için sembolik mi, kurumsal bir iddia mı, yoksa bir mücadele hattı mı?
Kendimi bağımsız bir sporcu olarak tanımlamam sembolik değildir. Çünkü dünyada ülkesi olmayan sporcuların "bağımsız sporcu" olarak yarışmalarda yer alma hakları var; ben de kendimi ait hissettiğim Kürdistan’ın bağımsız sporcusuyum ve bir tarafta da halkım için mücadele ediyorum. Bu tanım benim için yaşanmış bir gerçekliğin sonucudur; uzun süre kurumsal destekten mahrum bırakıldığım için bu kelime hem fiili durumumu hem de irademi temsil ediyor.
Milli takıma seçildiğiniz an artık bir "Türk" olarak kabul ediliyorsunuz
Antalya’daki yarışmaya Alman sporcular kabul edilirken sizin reddedilmeniz size nasıl gerekçelendirildi? Yazılı bir açıklama yapıldı mı?
Antalya’da yarışmaya kabul edilmememin tek nedeni Kürt sporcu olmamdı. Alman arkadaşlarımla aynı gün kayıt yaptık; onlar kabul edildi ancak ben edilmedim. Bunun nedeni Kürt kimliğimi kabul etmemdir. Federasyon ile birçok defa iletişim kurdum; Türkiye devletine ve bayrağına karşı bir suçum varsa bunu yazılı bir belge ile bildirmelerini istedim ama bana verdikleri tek cevap "yarışma kotası doldu ve kayıtlar kapandı" oldu. Emeğim çalındı. Oysa sporcunun kimliği olmaz; bütün sporcuların özgürce yarışma hakkı vardır.
Konunun Meclis gündemine taşınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu süreci bireysel bir hak mücadelesinin kamusal görünürlüğü olarak mı görüyorsunuz?
Konunun Meclis gündemine taşınmasını önemli buluyorum. Çünkü mesele artık sadece benim şahsımla ilgili değil; spor alanında kimlik, eşitlik ve ifade özgürlüğü gibi daha geniş bir çerçeveyi ilgilendiriyor. Bunu kişisel bir polemik değil, bireysel bir hak mücadelesinin kamusal görünürlüğü olarak görüyorum. Eğer bir sporcunun kimliğiyle var olması tartışma konusu oluyorsa, bu zaten toplumsal bir meseledir ve tüm Kürt sporcular için kritiktir.
Uluslararası yarışmalarda Kürdistan bayrağını kaldırmanızın iddianamede suç unsuru olarak yer almasını nasıl yorumluyorsunuz? Spor alanında sembollerin kriminalize edilmesi sizce neyi gösteriyor?
Spor alanında sembollerin kriminalize edilmesi, sporun evrensel değerleri açısından düşündürücüdür. Spor, farklı kimliklerin ve halkların barış içinde bir araya geldiği bir alandır. Eğer bir sporcu kendi kimliği ve bayrağı ile kendini ifade ediyorsa ve bunun üzerine ceza alıp iddianame hazırlanıyorsa, bu o kimliği görünmez kılma çabasıdır. Eğer Kürdistan bayrağı bir suç olarak kabul ediliyorsa, bu milli takımda yarışan Kürt sporcuların dillerine ve kimliklerine de saygı duymadığınız anlamına gelir.
Antalya’da emniyette yaşadığınızı belirttiğiniz baskı ve teklif süreci, kariyeriniz açısından bir kırılma noktası oldu mu?
Elbette bir kırılma oldu. Tek suçum Kürt bir sporcu olmam ve özgürce kimliğimle yarışmamdı. Emniyet tarafında şantajlara ve para tekliflerine maruz kaldım. Bir yandan Türkiye Milli Takımı’na davet edilirken, diğer yandan Türkiye Atletizm Federasyonu’nun yarışlara katılmamı engellemesi sistemin bir göstergesidir. Asla bir sporcunun Kürt kimliğiyle uyanmasını istemiyorlar; çünkü milli takıma seçildiğiniz an artık bir "Türk" olarak kabul ediliyorsunuz. Dijital medyada Kürtçe bir sembol paylaşmanız veya kimliğinizi savunmanız takımdan atılmanıza sebep olabiliyor.
"Amedspor beni derin bir hayal kırıklığına uğrattı"
Hakkınızda verilen ceza ve yurt dışı yasağı spor hayatınızı ve psikolojinizi nasıl etkiledi? Bu süreç sizi daha mı yalnızlaştırdı, yoksa daha mı politikleştirdi?
Bu cezalar ve yasaklar, Kürt sporcu kimliğimden kopmam için verildi. Türkiye’de "Kürt sporcuyum ve Kürdistan’ı temsil ediyorum" diyen ilk sporcu oldum ve bu yüzden birçok yerden rahatsızlık duyuldu, linç edildim. Yurt dışı yasağı bir sporcu için çok ağırdır; yalnızlaştığım anlar oldu. Ancak bu süreç beni daha politikleşmekten ziyade, "hak" kavramının ne kadar önemli olduğunu anlayan, daha bilinçli ve dirençli birine dönüştürdü.
Amed’de kulüp arayışınızda beklediğiniz desteği bulamamanız sizi nasıl etkiledi? Kürt siyasal ve sportif alanında temkinli bir mesafe mi gördünüz?
Amedspor kulübünden beklediğim desteği görememek beni derin bir hayal kırıklığına uğrattı. Başka başvuracağım bir Kürt kulübü yoktu. Nahit Eren, Metin Kılavuz ve yönetimde Dilan Yumlu ile konuşmama rağmen maalesef beni yalnızlaştıran sistemle aynı şekilde yalnız bıraktılar. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun ile de görüştüm; kendisi Spor Daire Başkanı ile görüşmemi söyledi. Daire başkanı ile defalarca görüştüm ama onlar da beni kabul etmediler. Benim için sorun takıma girmek değil; asıl sorun, beni yalnızlaştıran sistemle iş birliği yaparak beni ortada bırakmalarıdır. Kürt bir takım tarafından reddedilmek beni çok üzdü.
"Rojava’da atletizmin gelişmesi için ilerde çok daha fazla çalışma yapacağım"
Rojava başta olmak üzere Kürtlerin farklı coğrafyalarda spor üzerinden kurduğu temsil biçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ortak bir sportif dayanışma mümkün mü?
Almanya’da bulunduğum sürede Rojava Özerk Yönetim Temsilcisi Khaled Darvisch ile konuşma şansım olmuştu. Rojava bayrağı altında sporcular yetiştirmek istediğimi söylemiştim ve bunu çok olumlu karşıladı. Başûr (Güney) ve Rojava’da atletizmin gelişmesi, gençlerin kendi kimlikleriyle özgürce spor yapabilmesi için ilerde çok daha fazla çalışma yapacağım. Ortak bir sportif dayanışma temel hedefimdir.
Almanya ve İngiltere deneyiminiz üzerinden sormak isteriz: Diasporada bir Kürt olarak spor yapmak nasıl bir duygu? Kimliğinizi ifade etmek daha mı kolay, yoksa “gurbette temsil” hissi mi ağır basıyor?
Almanya deneyimim bana bir sporcunun özgürce spor yapmasının en büyük ödül olduğunu gösterdi. Orada birçok başarı kazandım. Kardeşim Recep Arslan da şu an Almanya’da sayısız şampiyonluk kazanıp Kürt kimliğini zirveye taşıyor; ona minnettarım. İngiltere’de olmam ise benim için büyük bir avantaj; burada Kürdistan’ın adını daha çok duyuracağıma inanıyorum. Diasporada hem kimliğinizi ifade alanı genişliyor hem de temsil yükü ağırlaşıyor; çünkü artık sadece kendiniz için değil, halkınız için yarışıyorsunuz.
Diasporada yaşayan Kürt gençler için spor sizce bir kimlik ve özgüven inşa alanı olabilir mi? Onlara ne önerirsiniz?
Diaspora Kürt gençleri için yeni bir yuva. Gençler burada spor, sanat ve müzik üzerinden kimliklerini tanıtma imkanına sahip. Onlara şunu söylerim: Kimliğinizden uzak durmayın; önce kim olduğunuzu bilin, sonra disiplinli ve başarılı olun. Bizler burada Kürdistan’daki halkımızın sesi olabiliriz.
"Kürdüm" dediğiniz anda rahatsızlık başlıyor. Kürtçe bir paylaşım yapmak kariyerinizi riske atıyor"
Türkiye’de sporun gerçekten “apolitik” bir alan olduğu iddiasına katılıyor musunuz? Federasyon ve milli takım pratikleri size ne söylüyor?
Eğer spor gerçekten apolitik olsaydı, sembollerimiz bu kadar tartışılmazdı. Bir Kürt sporcu olarak milli takıma seçildiğinizde sizden kimliğinizi bir kenara bırakmanız isteniyor; çünkü milli sporcu olduğunuz an artık bir "Türksünüz." Oysa spor camiasında en çok başarıyı Kürt sporcular getiriyor. "Kürdüm" dediğiniz anda rahatsızlık başlıyor. Kürtçe bir paylaşım yapmak kariyerinizi riske atabiliyor.
World Athletics gibi uluslararası spor kurumlarının ayrımcılık iddiaları karşisinde daha net mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Uluslararası kurumların tarafsızlığı, insan hakları ve eşitlik ilkelerine aktif bağlılıkla ölçülür. Eğer etnik veya politik ayrımcılık iddiaları varsa, açık, bağımsız ve güven veren mekanizmalar geliştirilmelidir. Sporun evrenselliği ancak adaletle anlam kazanır.
Bugünkü Türkiye ve bölge siyasetinde Kürt kimliğiyle uluslararası başarı elde etmek sizce daha mı zorlaştı, yoksa görünürlük arttıkça alan mı açılıyor?
Hem zorlaştı hem de bir alan açıldı. Mesela Amedspor çok desteklenen bir takım; ama bir deplasmana gittiğinizde tribünlerin tamamen Türk bayraklarıyla donatıldığını görüyorsunuz. Bu bazen başka bir ülkeden gelmişsiniz hissi uyandırıyor ama aynı zamanda Kürt sporcuların ne kadar büyük bir ilerleyiş kaydettiğinin de bir göstergesidir.
Tüm bu yaşadıklarınızdan sonra bugün kendinizi daha çok sporcu mu, aktivist mi, yoksa her ikisinin kesişiminde mi tanımlıyorsunuz? Önümüzdeki döneme dair en temel hedefiniz nedir?
Ben mesleği sporcu olan biriyim ama yaşadıklarım beni insan haklarını savunan bir aktiviste dönüştürdü. Şu an İngiltere Leeds Spor Kulübü’nün davetiyle buradayım. Bir Kürt sporcu olarak burada takımla çalışmak harika. İleri dönemde hem kendim hem de Kürdistan adına adımı duyurmaya devam edeceğim; hedefim kimliğimle zirvede olmak.
Röportaj: Burçak Görel