CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığına ilişkin kamuoyuna açıklama yaptı. Daha önce Gürlek’e 11 Mart’a kadar süre tanıyan Özel, bu süre içinde herhangi bir açıklama yapılmadığını belirtti. CHP, duyuruyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Turpun büyüğü heybede” sözlerine gönderme yaparak “Turpun küçüğü” başlığıyla kamuoyuna taşıdı. Parti iletişim birimi de sosyal medya paylaşımlarında, “Millet büyüğünü biliyor, biz küçüğün büyük marifetlerini anlatacağız” ifadelerini kullandı.
Özel konuşmasına, Türkiye’nin demokrasi tarihinde yaşanan darbelere atıf yaparak başladı. Millet iradesine yapılan her müdahalenin ülkeyi zayıflattığını ve toplumun yoksullaşmasına yol açtığını belirten Özel, bu süreçlerden yalnızca belirli aktörlerin kısa vadeli kazanç sağladığını, ancak uzun vadede halk vicdanında mahkûm edildiklerini ifade etti. Bugün anlatacaklarının geçmiş darbelerden farklı olarak yargı üzerinden kurulan yeni bir müdahale biçimini ortaya koyduğunu söyleyen Özel, “Tankla değil, cübbe ve tokmakla işleyen bir darbe mekanizması” ifadesini kullandı.
Kasım 2023 sonrasında CHP’nin yaşadığı dönüşüme de değinen Özel, seçim yenilgisi sonrası yapılan öz eleştirinin toplumda karşılık bulduğunu ve kısa sürede yeniden yükselişe geçtiklerini vurguladı. Partinin değişim, gençlik ve kadın temsili üzerinden yeniden güven kazandığını belirten Özel, bunun iktidar cephesinde rahatsızlık yarattığını savundu.
“Yargı üzerinden siyasi müdahale”: Operasyonlar ve iddialar
Özel, konuşmasında iktidarın yargıyı bir araç olarak kullandığını iddia ederek, geçmişteki tartışmalı isimlerden Zekeriya Öz örneğini verdi. Gürlek’in de benzer bir rol üstlendiğini öne süren Özel, yargı süreçlerinin siyasi talimatlarla yürütüldüğünü savundu.
İstanbul’daki yerel yönetimlere yönelik operasyonları bu çerçevede değerlendiren Özel, Esenyurt’a kayyım atanmasıyla başlayan sürecin Beşiktaş operasyonlarıyla devam ettiğini ve nihayetinde bir “sivil darbe”ye dönüştüğünü iddia etti. Özellikle Ekrem İmamoğlu ile ilgili süreçlere dikkat çeken Özel, diploma iptali kararını devletin kendi belgelerini inkâr etmesi olarak nitelendirdi. Üniversite yönetimlerinin baskı altında bırakıldığını ve kararların siyasi müdahale ile alındığını ileri sürdü.
TRT yayınlarını da eleştiren Özel, geçmiş darbelerde olduğu gibi bu süreçte de bir “bildiri” işlevi gördüğünü iddia etti. Büyük yolsuzluk iddialarının somut verilerle desteklenemediğini savunan Özel, kamuoyunun manipüle edildiğini öne sürdü.
AYM kararları, tartışmalı atamalar ve “hukuksuzluk” iddiaları
Özel, Gürlek’in geçmişte verdiği bazı kararların Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bozulduğunu hatırlatarak, buna rağmen kariyerinde yükselmeye devam ettiğini dile getirdi. Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder ve Selçuk Kozağaçlı gibi isimlerle ilgili davaları örnek gösteren Özel, “Nerede AYM kararına direnç varsa arkasında aynı isim var” dedi.
Adalet Bakan Yardımcılığı görevini “geçici bir ödüllendirme” olarak tanımlayan Özel, hâkim ve savcıların siyasete girdikten sonra yeniden yargıya dönemeyeceğine dair yasal düzenlemelere rağmen bunun ihlal edildiğini öne sürdü. Gürlek’in 2 Ekim 2024’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atanmasını da bu çerçevede değerlendirdi.
Soruşturma süreçlerine ilişkin de ağır eleştirilerde bulunan Özel, gözaltı uygulamalarının hukuka aykırı şekilde yürütüldüğünü savundu. Sabah baskınları, zor kullanımı ve kamuoyuna yönelik teşhir yöntemlerinin yaygınlaştığını belirten Özel, belediye başkanlarının suç örgütü mensubu gibi gösterildiğini ifade etti. Farklı illerde yürütülen soruşturmalarda yetki aşımı olduğunu da dile getiren Özel, bu uygulamaları “küstahlık” olarak nitelendirdi.
“Aileler hedef alındı”: Baskı ve zorlamaya dair iddialar
Özel, soruşturmaların yalnızca şüphelilerle sınırlı kalmadığını, aile bireylerinin de sürece dahil edildiğini iddia etti. Eşler ve çocuklar üzerinden baskı kurulduğunu öne süren Özel, bazı şüphelilere imza attırmak için psikolojik baskı uygulandığını söyledi.
Bir örnek üzerinden konuşan Özel, bir kadına çocuğuna bakacak kişi üzerinden baskı yapıldığını, imza atması halinde serbest bırakılacağı yönünde telkinlerde bulunulduğunu aktardı. İmzayı reddedenlerin ise cezaevine gönderildiğini ve kapasite üstü koğuşlarda tutulduğunu ifade etti.
Gözaltındaki kişilere yönelik muameleye ilişkin de eleştiriler getiren Özel, bazı durumlarda “ikna” yöntemlerinin gayriresmî tekliflerle yürütüldüğünü öne sürdü. Tüm bu süreçlerin hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını belirten Özel, yaşananların Türkiye’de yargı bağımsızlığı tartışmalarını daha da derinleştirdiğini söyledi.
Açıklamalar devam ediyor