<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Dicle TV - Son Dakika Diyarbakır Haberleri, Mezopotamya Gündemi</title>
    <link>https://www.dicletv.com</link>
    <description>Dicle TV, Diyarbakır merkezli yayın anlayışıyla son dakika haberleri, Mezopotamya gündemini, video içerikleri ve canlı yayınlarıyla Güneydoğu’nun sesi.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.dicletv.com/rss/kultur-sanat" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2026. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 05:59:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/rss/kultur-sanat"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantep’te Kurdî-Parêz: Kürtçeyi Yaşatma Mücadelesi]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/gaziantepte-kurdi-parez-kurtceyi-yasatma-mucadelesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/gaziantepte-kurdi-parez-kurtceyi-yasatma-mucadelesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep’te kurulan Kurdî-Parêz derneği, asimilasyona karşı Kürtçe atölyeleri düzenliyor. Eşbaşkan Abdurrahman Yalın: "Dil yoksa kimlik de yok olur."]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep’te Kürt dilinin korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurulan <strong>Kürt Dilini Koruma ve Geliştirme Derneği (Kurdî-Parêz)</strong>, faaliyetlerine hız verdi. Kentte yaşayan yüz binlerce Kürdün anadil hakkından mahrum bırakılmasına karşı bir "dil mevzisi" olarak tanımlanan dernek, kültürel hafızayı canlı tutmayı hedefliyor.</p>

<p><strong>"Dil, Bir Halkın Varlık Temelidir"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kurdî-Parêz Eşbaşkanı <strong>Abdurrahman Yalın</strong>, dilin bir halkın kimliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki ortak yaşam vaatlerinin anadil konusunda hayata geçirilmediğini belirten Yalın, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p><em>"Her varlığın kendine ait bir sesi vardır; bir halkın sesi de onun dilidir. Eğer bir dili yok ederseniz, o halkı da tarihten silersiniz. Bugün okullarda İngilizce veya Almanca eğitim verilirken, bu toprakların kadim dili Kürtçenin engellenmesi kabul edilemez."</em></p>
</blockquote>

<p><img alt="Gaziantep’te kuruldu: Kurdî-Parêz’le Kürtçeyi asimilasyona karşı savunuyorlar" src="https://ilketv.com.tr/wp-content/uploads/2026/04/kurdi.jpg" /></p>

<p><strong>Mahalle Mahalle Kürtçe Atölyeleri</strong></p>

<p>Eğitim sistemindeki kısıtlamalara karşı dernek bünyesinde alternatif eğitim modelleri geliştirdiklerini ifade eden Yalın, Kürtçe atölyelerini Gaziantep’in tüm mahallelerine yaymayı planladıklarını açıkladı. Halkı derneğe sahip çıkmaya davet eden Eşbaşkan, dil bilincinin tabandan yayılması gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Resmi Eğitim Dili Çağrısı</strong></p>

<p>Kürt siyasetçilere ve aydınlara toplumsal sahiplenme konusunda eleştiriler yönelten Yalın, nihai çözümün devlet nezdinde olduğunu hatırlattı. Kurdî-Parêz, Kürtçenin resmi eğitim dili olarak tanınmasının yasal bir zorunluluk ve devletin temel sorumluluğu olduğunu savunarak bu yöndeki taleplerini yineledi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Mezopotamya Ajansı</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat, Mezopotamya</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/gaziantepte-kurdi-parez-kurtceyi-yasatma-mucadelesi</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/kurtce.webp" type="image/jpeg" length="85846"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sinemacı Rojhilat Aksoy beraat etti]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/sinemaci-rojhilat-aksoy-beraat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/sinemaci-rojhilat-aksoy-beraat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ermeni Soykırımı konulu filmin gösterimi nedeniyle TCK 301’den yargılanan sinemacı Rojhilat Aksoy beraat etti. Mahkeme, ifade özgürlüğü vurgusuyla karar verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ermeni Soykırımı’nı konu alan <strong>"Aurora’nın Doğuşu"</strong> (Արշալույսի լուսաբացը, 2022) adlı animasyon filminin gösterimi nedeniyle hakkında dava açılan sinemacı <strong>Rojhilat Aksoy</strong>, yargılandığı suçlamalardan aklandı. Diyarbakır 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen ikinci duruşmada, Aksoy hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesi uyarınca "Türk milletini ve devletini alenen aşağılama" iddiasıyla açılan dosyada beraat kararı çıktı.</p>

<p><strong>Savcılık Cezalandırma İstedi</strong></p>

<p>Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında Aksoy’un cezalandırılmasını talep etti. İddianamede, filmde yer alan "1915 olaylarının soykırım olarak nitelendirilmesi", "isyanların özgürlük mücadelesi olarak gösterilmesi" ve "Ermenilere yönelik insanlık dışı muamele iddiaları" suç unsuru olarak sunulmuştu. Filmdeki diyalogların devletin manevi şahsiyetini aşağıladığı öne sürülmüştü.</p>

<p><img alt="Animasyon filmi Ermeni soykırımını konu alıyor | “Aurora'nın Doğuşu”na  301'den dava açıldı" src="https://www.numedya24.com/wp-content/uploads/2026/03/diyarbakir-ermeni-soykirimini-konu-alan-animasyonun-gosterimi-icin-basvurana-301-davasi.jpg" /></p>

<p><strong>Savunma: İfade ve Sanat Özgürlüğü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aksoy’un avukatı <strong>Fırat Yıldız</strong>, mütalaaya karşı yaptığı savunmada müvekkilinin filmin yönetmeni olmadığını, sadece gösterim sürecinde yer aldığını hatırlattı. Yıldız, "Yönetmen olsa dahi bu durum ifade özgürlüğü kapsamındadır. AİHM’in bu konuda emsal kararları ve Diyarbakır Barosu gibi kurumların benzer paylaşımlardan aldığı beraat kararları mevcuttur" diyerek davanın sanat üzerinde baskı oluşturduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Mahkemeden Emsal Karar</strong></p>

<p>Kısa bir aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Rojhilat Aksoy’un üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığına kanaat getirerek <strong>beraatine</strong> hükmetti. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) tarafından takip edilen duruşma, ifade özgürlüğü ve tarihi olayların sanatsal temsili açısından kritik bir yargı sonucu olarak değerlendirildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Bianet</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Asayiş, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/sinemaci-rojhilat-aksoy-beraat-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/sinemaci-rojhilat-aksoya-301den-beraat.webp" type="image/jpeg" length="53680"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mohenjo-daro'da Tarih Değişti: Mezopotamya ile Yarışıyor]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/mohenjo-daroda-tarih-degisti-mezopotamya-ile-yarisiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/mohenjo-daroda-tarih-degisti-mezopotamya-ile-yarisiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni radyokarbon analizleri, İndus Vadisi'nin ikonik şehri Mohenjo-daro'nun kökenlerini M.Ö. 3300'e kadar geri çekti. Şehir, sanılandan eski ve karmaşık çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Pakistan’ın Sindh eyaletindeki Larkana bölgesinde yer alan antik <strong>Mohenjo-daro</strong> şehri, arkeoloji dünyasını heyecanlandıran yeni bulgularla gündemde. 2025-2026 kazı sezonunda elde edilen radyokarbon verileri, şehrin kentsel kökenlerinin sanılandan yüzyıllar öncesine, M.Ö. 3300’e kadar uzandığını kanıtladı. Bu keşif, Mohenjo-daro’yu antik Mısır ve Mezopotamya’nın en erken şehirleriyle çağdaş ve rakip bir konuma yükseltiyor.</p>

<p><img alt="The regularity of streets and buildings suggests the influence of ancient urban planning in Mohenjo-daro's construction. Credit: Public Domain" src="https://arkeonews.net/wp-content/uploads/2026/04/ancient-urban-planning-in-Mohenjo-daros-construction-1024x576.jpg" /></p>

<h3><strong>Şehir Duvarının Sırrı Çözüldü</strong></h3>

<p>Dr. Asma Ibrahim ve Dr. Jonathan Mark Kenoyer liderliğindeki uluslararası ekip, sahanın ünlü Stupa Höyüğü'nün batısında yürüttükleri çalışmalarda önemli bir yapıya odaklandı. 1950'de Sir Mortimer Wheeler tarafından bir "sel barajı" olarak tanımlanan devasa kerpiç yapının, aslında yüzyıllar boyunca genişletilmiş çok evreli bir <strong>şehir duvarı</strong> olduğu anlama geldi.</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Erken Evre:</strong> Duvarın en alt katmanlarından alınan numuneler, yerleşimin "Olgun Harappa" döneminden (M.Ö. 2600) çok önce, M.Ö. 2700-2600 civarında başladığını gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kot Diji Mirası:</strong> Duvarın altındaki derin sondajlarda bulunan Kot Diji tarzı çömlekler, Mohenjo-daro’nun sıfırdan inşa edilmediğini, zaten var olan köklü bir topluluktan evrildiğini ortaya koydu.</p>
 </li>
</ul>

<h3><img alt="View of the site's Great Bath, showing the surrounding urban layout. Credit: Saqib Qayyum - Public Domain" src="https://arkeonews.net/wp-content/uploads/2026/04/Great-Bath-Mohenjo-Daro-1024x768.jpg" /></h3>

<h3><strong>Kentsel Planlamanın Öncüsü</strong></h3>

<p>Mohenjo-daro, standart pişmiş tuğlaları, gelişmiş drenaj sistemleri ve ızgara planlı sokak yapısıyla Bronz Çağı’nın en sofistike şehirlerinden biri olarak biliniyor. Yeni veriler, bu kentsel mükemmelliğin bir anda ortaya çıkmadığını; aksine sosyal, ekonomik ve mimari sistemlerin yüzyıllar süren deneysel bir sürecin ürünü olduğunu kanıtlıyor. Şehrin en parlak döneminde 40.000 kişilik bir nüfusa ev sahipliği yaptığı tahmin ediliyor.</p>

<p><img src="https://arkeonews.net/wp-content/uploads/2026/04/Dr-Jonathan-Mark-Kenoyer-.webp" /></p>

<h3><strong>Farklı Devirlerin İzleri Bir Arada</strong></h3>

<p>Saha sadece İndus Medeniyeti’ne değil, sonraki dönemlere de ışık tutmaya devam ediyor. 2023 yılında aynı bölgede bulunan ve birbirine kaynamış halde ele geçen 5,5 kilogramlık <strong>Kuşan İmparatorluğu</strong> dönemi sikkeleri (M.S. 2-5. yüzyıl), bölgenin İndus medeniyetinin çöküşünden bin yıl sonra bile stratejik önemini koruduğunu gösteriyor.</p>

<p>Arkeologlar, gelecekteki kazılarda şehir duvarının tam rotasını çizmeyi ve antik ticaretin, güvenliğin nasıl organize edildiğini anlamak için ana giriş kapılarını tespit etmeyi hedefliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Ekoloji, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/mohenjo-daroda-tarih-degisti-mezopotamya-ile-yarisiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/mohenjo-daro-scaled.jpeg" type="image/jpeg" length="15967"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şırnaklı Hüsam ABD’de Birinci Oldu]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/sirnakli-husam-abdde-birinci-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/sirnakli-husam-abdde-birinci-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şırnaklı Hüsam Oral, ABD’nin en prestijli sanat okullarından VCU’ya birincilikle kabul edildi. Genç yetenek şimdi sponsor desteği bekliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şırnak Güzel Sanatlar Lisesi 12. sınıf öğrencisi Hüsam Oral, imkansızlıkları azmiyle aşarak dünya çapında bir başarıya imza attı. Genç yetenek, ABD’deki devlet üniversiteleri arasında sanat alanında yıllardır zirvede yer alan Virginia Commonwealth University (VCU) tarafından birincilik derecesiyle kabul edildi. Oral, aynı zamanda Disney, Marvel ve Pixar gibi devlerle iş birliği yapan, dünyanın en iyi tasarım okullarından Savannah College of Art and Design (SCAD) üniversitesinden de onay alarak çifte zafer yaşadı.</p>

<h3><strong>"Ümitsiz Diyenlere İnat Başvurdum"</strong></h3>

<p>Başvuru sürecinde karşılaştığı zorlukları anlatan Hüsam Oral, çevresindeki birçok kişinin Şırnak’tan Amerika’ya gitmenin imkansız olduğunu düşündüğünü belirtti. "Kafamın çok karışık olduğu bir dönemdi, hocalarımın bir kısmı TYT çalışmamı öneriyordu," diyen Oral, başvurusunu son gün olan 14 Ocak’ta, babaannesi hastanedeyken tamamladığını söyledi. 3 Şubat gece yarısı gelen kabul haberiyle büyük bir mutluluk yaşayan genç sanatçı, sanat hocalarının desteğinin bu süreçte çok kıymetli olduğunu vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Şırnaklı Hüsam, resimleriyle ABD'nin prestijli sanat okuluna birinci  sıradan ve tam burslu kabul aldı" src="https://image.dha.com.tr/i/dha/75/750x0/69d214d98f70643e0ffab9f3.jpg" /></p>

<h3><strong>Hedef: Sanatın Aziz Sancar’ı Olmak</strong></h3>

<p>Vizyonunu geniş tutan Hüsam Oral, bu yolculuğun sadece bir eğitim süreci olmadığını, Türkiye’yi uluslararası arenada temsil etmek istediğini ifade etti:</p>

<blockquote>
<p><em>"Şırnak’tan başlayıp sanatın Aziz Sancar’ı olmak istiyorum. VCU, mezunlarına %99 oranında keşif garantisi veriyor; SCAD ise Disney gibi kanallarda iş imkanı sunuyor. Bu hayali gerçekleştirmek için şimdi bir sponsor desteğine ihtiyacım var."</em></p>
</blockquote>

<h3><strong>Eğitim İçin Destek Bekleniyor</strong></h3>

<p>Dünya devlerinden kabul almasına rağmen eğitim masrafları için sponsor arayışında olan Oral, devlet büyüklerine ve iş dünyasına çağrıda bulundu. Şırnak Güzel Sanatlar Lisesi Müdürü Hamza Özcan da öğrencisiyle gurur duyduklarını belirterek, Hüsam’ın birincilikle kabul almasının hem okul hem de Türkiye için büyük bir onur kaynağı olduğunu dile getirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Güncel, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/sirnakli-husam-abdde-birinci-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/0x0-sirnakli-husam-abdnin-sanat-devlerinden-birincilikle-kabul-aldi-sanatin-aziz-sancari-olmak-istiyorum-1775381156751.webp" type="image/jpeg" length="67322"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hilmi Akyol: Kürt Kültürü Derlemeleri Asimilasyon Fikrini Çöpe Attı]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/hilmi-akyol-kurt-kulturu-derlemeleri-asimilasyon-fikrini-cope-atti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/hilmi-akyol-kurt-kulturu-derlemeleri-asimilasyon-fikrini-cope-atti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hilmi Akyol, Kürt sözlü kültürünü kayıt altına alma serüvenini ve dengbêjlik geleneğinin önemini Dicle TV’ye anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Modern dünya unutmaya programlanmışken, Hilmi Akyol 40 yıldır Mezopotamya’nın tozlu yollarında bir halkın "hatırlama hakkını" savunuyor. 1960 yılında Hazro’nun Dersil köyünde doğan, ömrünün 65 yılını Diyarbakır’ın her taşını ezberleyerek geçiren Hilmi Akyol; bugün sadece bir yazar değil, Kürt zargotin geleneğinin yaşayan en büyük arşivcilerinden biri.</p>

<p>Dicle TV’ye konuşan Akyol, kamyon şoförlüğü yaptığı yıllarda vites koluyla teyp tuşu arasında kurduğu o hayati bağı ve bugün 30. cildine ulaşan devasa külliyatının perde arkasını anlattı.</p>

<p><img alt="Hilmi Akyol Sur’da Hem Evini Hem İşini Kaybetti" src="https://s2.dmcdn.net/v/JFemn1VhRcCcoLGvy/x720" /></p>

<h3><strong>Direksiyon Başında Arşivcilik</strong></h3>

<p>1960 yılında Diyarbakır’ın Hazro ilçesine bağlı Dersil köyünde doğan Akyol, henüz altı aylıkken ailesiyle birlikte Diyarbakır merkeze taşındı. Çocukluk ve gençlik yıllarını bu şehirde geçiren Akyol’un sözlü kültürle ilişkisi ise oldukça erken yaşlarda başladı. Ortaokul yıllarında dengbêj kasetleri toplamaya başladığını belirten Akyol, bu süreci şöyle anlatıyor:<br />
“Babam ve abim kamyoncuydu. Tatillerde onlarla birlikte yolculuklara çıkardım. Bir yandan muavinlik yaparken bir yandan da dengbêj kasetleri topluyordum.”</p>

<p>1984 ile 1991 yılları arasında Irak ile Türkiye arasında tanker şoförlüğü yapan Akyol, bu dönemin hayatında belirleyici bir kırılma yarattığını ifade ediyor. Irak Kürdistanı başta olmak üzere bölgedeki pek çok şehirden kasetler toplayan Akyol, aynı zamanda Türkiye’nin Kürt illerinde de bu arşivi genişletti. Duhok, Musul, Zaho ve Hewlêr’den Cizre, Nusaybin ve Batman’a uzanan bu yolculuk, onun sözlü kültürle kurduğu bağı derinleştirdi.</p>

<h3><strong>Dengbêjlik, binlerce yıllık sözlü Kürt edebiyatını günümüze taşıyan bir köprü</strong></h3>

<p>Akyol’a göre dengbêjlik yalnızca bir müzik türü değil. Bu geleneğin taşıdığı anlamı şu sözlerle ifade ediyor:<br />
“Benim için dengbêjlik, binlerce yıllık sözlü Kürt edebiyatını günümüze taşıyan bir köprüdür. Hem müziktir hem hafızadır.”</p>

<p><img height="592" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-03-132155.png" width="1172" /></p>

<p>Bu yaklaşım, onun yıllar süren derleme çalışmalarının da temelini oluşturuyor. Diyarbakır’da kurulan ve sözlü kültürün kurumsal anlamda korunmasına katkı sunan Dengbêj Evi projesinin de önemli isimlerinden biri olan Akyol, bu sürecin kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirtiyor. 2007 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile yürütülen çalışmalar sonucunda açılan Dengbêj Evi’nde yapılan kayıtlar, onun en kapsamlı eserlerinden biri olan antoloji çalışmalarına da zemin hazırladı.</p>

<p>Akyol, burada yapılan kayıtların önemini şu sözlerle anlatıyor:<br />
“Dengbêj Evi’nde yaptığımız kayıtlarla dengbêj antolojisinin ilk cildini tamamladık. Bu çalışmalar, sözlü kültürün kayıt altına alınması açısından çok kritikti.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>"Huseynê Kurdî": Bir Kahramanlığın İzinde</strong></h3>

<p>Bugüne kadar yüzlerce hikâye ve destan derleyen Akyol, bu anlatıların her birinin kendisinde derin izler bıraktığını ifade ediyor. Ancak içlerinden biri, onun için ayrı bir yerde duruyor: “Derlediğim çok sayıda hikâye beni etkiledi ama en çok ‘Huseynê Kurdî’ destanı beni hem sevindirdi hem de derinden etkiledi.”</p>

<p><img alt="Dengbejlik - Vikipedi" src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/0/04/Dengbesh.jpg" /></p>

<p>Akyol’un çalışmaları yalnızca geçmişi kayıt altına almakla sınırlı değil. Aynı zamanda sözlü kültürün geleceğe taşınmasına da odaklanıyor. Hâlihazırda üzerinde çalıştığı projeler de bu sürekliliğin bir parçası. “Dengbêj û Çîrokbêjên Amedê” serisinin yeni ciltlerini hazırladığını belirten Akyol, bu kapsamda 28, 29 ve 30. kitaplar üzerinde çalıştığını söylüyor.</p>

<h3><strong>Asimilasyona Karşı Yazılı Direniş</strong></h3>

<p>Sözlü kültürün yazıya aktarılması meselesine de değinen Akyol, bu süreci tek boyutlu bir koruma olarak görmüyor. Ona göre bu aynı zamanda bir dönüşüm:<br />
“Bu çalışmalar hem bir korumadır hem de yeni nesillere ulaştırmadır. Aynı zamanda Kürt sözlü edebiyatını diğer halkların edebiyatlarıyla yan yana koymaktır.”</p>

<p>Bugün Kürt sözlü ve yazılı kültürünü korumaya yönelik çalışmaları da değerlendiren Akyol, mevcut çabaları olumlu bulmakla birlikte yeterli görmediğini ifade ediyor. Buna rağmen son yıllarda yapılan çalışmaların önemli bir ilerleme kaydettiğini vurguluyor.</p>

<p><img src="https://www.tigrishaber.com/d/other/edebi-degerleri-olumden-kurtarmak-51778-1.jpg" /></p>

<h3><strong>"Asimilasyon Fikri Çöpe Atılmıştır"</strong></h3>

<p>Kürt kültürüne yönelik on yıllardır süregelen yok sayma ve asimilasyon politikalarına dair net bir duruş sergileyen Akyol, yapılan derleme çalışmalarının politik bir zafer olduğunu savunuyor:</p>

<blockquote>
<p><em>"Sözlü Kürt edebiyatı derlemeleri, kültür alanındaki asimilasyon politikalarını ve yok sayma fikrini çürütmüş, çöpe atmıştır."</em></p>
</blockquote>

<p>Bu sözler, Akyol’un çalışmalarının yalnızca kültürel değil, aynı zamanda tarihsel ve politik bir anlam taşıdığını da ortaya koyuyor. Onun derlediği her hikâye, kayda aldığı her klam; yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda bir hafıza mücadelesi olarak okunuyor.</p>

<p>Bugün Dengbêj û Çîrokbêjên Amedê gibi kapsamlı eserlerle bu mirası yazılı hale getiren Akyol, bir halkın sözlü tarihini gelecek kuşaklara aktarmaya devam ediyor. Onun hikâyesi, bireysel bir çabanın nasıl kolektif bir hafızaya dönüştüğünün en somut örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.</p>
</section>

<section dir="auto"></section></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Diyarbakır, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/hilmi-akyol-kurt-kulturu-derlemeleri-asimilasyon-fikrini-cope-atti</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 15:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-03-132538.png" type="image/jpeg" length="96461"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bizot Dergisi Yeni Sayısında Mehmet Atlı’yı Ağırlıyor]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/bizot-dergisi-yeni-sayisinda-mehmet-atliyi-agirliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/bizot-dergisi-yeni-sayisinda-mehmet-atliyi-agirliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kürtçe kültür, sanat ve edebiyat dergisi Bizot, Bahar 2026 sayısı için sanatçı Mehmet Atlı’ya özel dosya hazırlayarak Kurmanci ve Zazaki dillerinde çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kürtçe kültür ve sanat dünyasının yeni soluklarından biri olan Bizot dergisi, Mart 2026 itibarıyla yayımlanan Bahar sayısı ile okurlarıyla buluştu. Üç ayda bir, her mevsim başında yayımlanma periyoduyla yola çıkan dergi; edebi, sanatsal ve eleştirel yazılarıyla Kürtçe okuyucusu için nitelikli bir mecra sunmayı hedefliyor. Modern dergicilik anlayışını geleneksel kültürel birikimle harmanlayan Bizot, ikinci sayısında merkeze aldığı isimler ve zengin içeriğiyle dikkatleri üzerine çekiyor.</p>

<h3><strong>Mehmet Atlı Dosyası: "Yıllardır Sesimin Peşinden Giderim"</strong></h3>

<p>Derginin bu sayısındaki en büyük sürprizi, Kürt müziğinin özgün sesi Mehmet Atlı için hazırlanan kapsamlı dosya oluşturuyor. "Yıllardır sesimin peşinden giderim" başlığıyla kapakta yer alan Atlı, dergiye verdiği detaylı röportajda sanat yolculuğuna dair önemli ipuçları paylaşıyor.</p>

<p><img alt="Bizot dergisi ikinci sayısında Mehmet Atlı'yı kapağına taşıdı - Press Haber" src="https://www.presshaber.com/wp-content/uploads/2026/04/Kovara-Bizot-Sayi-2-Mehmet-Atli.webp" /></p>

<p>Dosya kapsamında farklı yazarlar, Atlı’nın eserlerini ve sanat anlayışını hem Kurmanci hem de Zazaki lehçelerinde kaleme aldıkları inceleme yazılarıyla analiz ediyor. Ayrıca derginin iç sayfalarında, Kürt edebiyatına büyük emek vermiş merhum şair Ehmed Huseynî ve merhum yazar M. Emin Bozarslan’ın hatıralarına ve eserlerine de geniş yer ayrılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Kurmanci ve Zazaki Lehçelerinin Kültürel Ortaklığı</strong></h3>

<p>Bizot dergisini benzerlerinden ayıran en temel özelliklerden biri, Kürtçe’nin Kurmanci ve Zazaki lehçelerini aynı sayfalarda, eşit bir ağırlıkla buluşturmasıdır. Şiir, öykü, röportaj, araştırma ve teorik yazıların her iki lehçede de sunulması, derginin dilsel zenginliğini ve kapsayıcılığını ortaya koyuyor. Editör kadrosu, dergi yayınlamanın dilleri zenginleştirmek için hayati bir güç olduğunu vurgularken, temel amaçlarının yazarlar ve okurlar için özgür, geliştirici bir platform oluşturmak olduğunu belirtiyor.</p>

<h3><strong>Erişim ve Dağıtım Kanalları</strong></h3>

<p>Kürtçe dil ve edebiyatını geliştirme vizyonuyla hareket eden Bizot dergisinin yeni sayısına, birçok seçkin kitabevinden ulaşılabiliyor. Fiziksel satış noktalarının yanı sıra dijital platformlarda da varlık gösteren dergi, polakitap.com üzerinden çevrimiçi olarak da temin edilebiliyor. Kültürel bir arşiv niteliği taşıyan bu sayı, hem edebiyat tutkunları hem de Mehmet Atlı hayranları için önemli bir kaynak olma özelliği taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/bizot-dergisi-yeni-sayisinda-mehmet-atliyi-agirliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/bizot-dergisi-ikinci-sayisi-cikti.webp" type="image/jpeg" length="42479"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sebahat Erdem’den “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar” projesi]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/sebahat-erdemden-xewneki-nu-kurtce-tangolar-projesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/sebahat-erdemden-xewneki-nu-kurtce-tangolar-projesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sebahat Erdem’in “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar” projesi, göçün görünmeyen yükünü müzik ve dansla buluşturarak kültürel hafızaya güçlü bir katkı sunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Göç, yalnızca bir yer değiştirme değildir; bir ruhun, geçmişten bugüne uzanan kırılgan ve sancılı yolculuğudur. Ardında bırakılanlar kadar taşınanların da ağırlık kazandığı bu süreçte, bir valize sığdırılanlar çoğu zaman eşyalardan ibaret değildir. Melodiler, ritimler, özlemler, acılar ve umutlar, bu görünmeyen yükün esas taşıyıcılarıdır. Sebahat Erdem’in sahneye taşıdığı “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar” da tam olarak bu yükün müzikal bir karşılığı olarak karşımıza çıkıyor. Evrensel’den Selçuk Kozan’ın <a href="https://www.evrensel.net/haber/5977944/sebahat-erdem-le-xewneki-nu-kurtce-tangolar-uzerine" rel="nofollow">röportajına göre </a>proje, göç deneyimini hem bireysel hem kolektif bir hafıza alanı olarak yeniden kuruyor.</p>

<h2><strong>Tangonun köklerinde göç var</strong></h2>

<p>Sebahat Erdem ile gerçekleştirilen söyleşide en dikkat çekici sorulardan biri olan “Neden tango?” sorusu, aslında projenin temelini de açığa çıkarıyor. Tango, çoğu zaman salon dansı ya da elit bir estetik form olarak algılansa da, kökeni liman kentlerinin yoksul mahallelerine, göçmenlerin hayatlarına ve aidiyet arayışlarına dayanıyor. Arjantin’e göç eden toplulukların taşıdığı hafıza, zamanla ritme ve harekete dönüşerek tangoyu var ediyor. Her ne kadar zaman içinde üst sınıflar tarafından sahiplenilmiş olsa da, tango özünde acının, yalnızlığın ve direnişin dansı olmaya devam ediyor.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/McuOUwdd_mY?rel=0" style="position:absolute;top:0;left:0;width:100%;height:100%" width="640"></iframe></div>

<h2><strong>Govend ile tangonun kesiştiği yer</strong></h2>

<p>Kürtçe tangonun ortaya çıkışı ise bu tarihsel paralellikten besleniyor. Erdem, uzun yıllara yayılan araştırmaları sonucunda Kürt halk dansı govend ile tangonun ritmik yapısı arasında güçlü bir uyum olduğunu fark ettiğini belirtiyor. Ancak bu yalnızca teknik bir keşif değil. Sanatçının da bir göçmen olarak deneyimlediği kopuş, özlem ve yeniden tutunma halleri, bu iki formu doğal bir buluşma noktasında bir araya getiriyor. Bu nedenle Kürtçe tango, yapay bir sentez değil; tarihsel ve duygusal olarak kendiliğinden gelişen sahici bir ifade biçimi olarak öne çıkıyor.</p>

<h2><strong>Albüm: Hafıza, dil ve kolektif üretim</strong></h2>

<p>“Xewnekî Nû” yalnızca müzikal bir deney değil; aynı zamanda kültürel bir hafıza çalışması. Albüm, Kurmanci ve Zazaca (Kırmancki) olmak üzere iki dilde hazırlanmış olmasıyla dikkat çekiyor. Özellikle Birleşmiş Milletler tarafından yok olma riski altındaki diller arasında gösterilen Zazacanın bu projede yer bulması, çalışmanın kültürel önemini artırıyor.</p>

<p>Albümdeki eserlerin büyük kısmının müziği Sebahat Erdem’e aitken, sözlerde farklı isimlerin katkısı bulunuyor. Aranjörlüğü Erdem Altınses üstlenirken, klip yönetmenliğini Rojda Şükran Karaş, sanat yönetmenliğini ise İlyas Kaya yürütüyor. Bu kolektif üretim süreci, projenin çok katmanlı yapısını güçlendiriyor.</p>

<p>Görsel anlatımda da aynı yoğunluk hissediliyor. “Neçe Yar” klibi, ayrılık ve kayıp duygusunu estetik bir dille aktarırken, klipte yer alan ve kısa süre sonra yaşamını yitiren Hüseyin Erdem’in varlığı projeye ayrı bir duygusal derinlik katıyor.</p>

<p>Sebahat Erdem’in sahne dili ise müzikle sınırlı kalmıyor. Sanatçı, yıllar içinde edindiği dans birikimini sahneye taşıyarak göçmenlerin “valizlerinde taşıdığı” dansları tango ile buluşturuyor. Bu da performanslarını bir konserin ötesine taşıyarak çok katmanlı bir anlatıya dönüştürüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar”, yalnızca bir albüm değil; göçün, acının ve direnişin dansla ve müzikle ifade bulduğu bir hafıza alanı. Her nota, hem bireysel hikâyeleri hem de kolektif bir geçmişi taşıyor. Bu yönüyle çalışma, geçmiş ile bugün arasında kurulan güçlü ve duygusal bir köprü niteliği taşıyor.</p>
</section>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/sebahat-erdemden-xewneki-nu-kurtce-tangolar-projesi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://www.dicletv.com/vendor/te/assets/images/placeholder.png" type="image/jpeg" length="31844"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[3. Kürt Film Festivali’nin sembolü saç örgüsü oldu]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/3-kurt-film-festivalinin-sembolu-sac-orgusu-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/3-kurt-film-festivalinin-sembolu-sac-orgusu-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Düsseldorf’ta düzenlenecek 3. Kürt Film Festivali, “saç örgüsü” sembolüyle Rojava direnişine selam gönderiyor; açılış “Heval Birako” filmiyle yapılacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>3. Kürt Film Festivali, bu yıl politik ve kültürel bir mesajla izleyici karşısına çıkıyor. 17-19 Nisan 2026 tarihleri arasında Düsseldorf’ta düzenlenecek festivalin sembolü, Rojava direnişiyle özdeşleşen “saç örgüsü” olarak belirlendi.</p>

<p>Festival, Rojava’ya yönelik saldırıların sürdüğü bir dönemde organize edilirken, açılışın da bu bağlamda bir mesaj taşıması hedeflendi. Etkinlik, 90 dakikalık “Heval Birako” filmiyle başlayacak. Programda ayrıca “Rojava rûmeta me ye” adlı kısa film ve “Hemo” belgeseli de yer alıyor.</p>

<h3><strong>Programda geniş coğrafyadan yapımlar var</strong></h3>

<p>Festival kapsamında 3 uzun metrajlı film, 8 belgesel ve 17 kısa film izleyiciyle buluşacak. Yapımların coğrafi dağılımı ise dikkat çekiyor: Rojava’dan 3, Türkiye’den 11, Rojhilat’tan 5, Federe Kürdistan Bölgesi’nden 7 ve uluslararası alandan 3 film programda yer alıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Festival, Kürt sinemasının farklı coğrafyalardaki üretimlerini bir araya getirerek hem sanatsal hem de politik bir hafıza alanı oluşturmayı hedefliyor.</p>

<h3><strong>“Saç örgüsü” direnişin simgesi</strong></h3>

<p>Festival hazırlık komitesi üyesi Serhat Hulaku, bu yılın sembolüne ilişkin yaptığı açıklamada, Rojava’daki kadın savaşçıların deneyimlerine işaret etti. Saldırılar sırasında bir kadın savaşçının saç örgüsünün kesilmesinin ardından, örgünün direnişin simgesi haline geldiğini belirten Hulaku, bu nedenle logoda saç örgülü bir kadın figürüne yer verdiklerini söyledi.</p>

<h3><strong>Temalar: yasaklar, göç ve direniş</strong></h3>

<p>Festivalde gösterilecek filmler; Rojava devrimi, Rojhilat’taki kolberler, Kürt dili üzerindeki yasaklar, Türkiye’deki Kürtlerin durumu ve zorunlu göç gibi başlıkları ele alıyor. Aynı zamanda Kürtçe müzik üzerindeki baskılar da yapımların önemli temaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Kısa film kategorisinde her bölgeden bir filme ödül verilecek, uzun metrajlı yapımlar için ise dört onur ödülü takdim edilecek.</p>

<p>Hulaku, festivalin yalnızca bir sinema etkinliği değil, aynı zamanda zor koşullar altında üretilen filmlerin görünürlük kazanması açısından önemli bir platform olduğunu vurgulayarak, “Bu filmler savaş, zorluk ve yasaklar altında çekiliyor. Tüm halkımızı festivali sahiplenmeye çağırıyoruz” dedi.</p>
</section></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İlke Tv</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/3-kurt-film-festivalinin-sembolu-sac-orgusu-oldu</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/image-870x-69cea74f559aa.webp" type="image/jpeg" length="76877"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dashni Morad: "Kürt kimliği sesle ve sanatla yaşar"]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/dashni-morad-kurt-kimligi-sesle-ve-sanatla-yasar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/dashni-morad-kurt-kimligi-sesle-ve-sanatla-yasar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dashni Morad, Lazo’s Podcast’te müziğini kimlik, kültür ve direnişle kurduğunu anlattı: “Sanat, Kürt kimliğini yaşatan en güçlü araç.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Kürt müzik sanatçısı ve kadın hakları aktivisti Dashni Morad, Lazo’s Podcast’in 47. bölümünde müzik üretiminden kültürel kimliğe, Rojava’dan kadın mücadelesine uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Morad, sanatını yalnızca bir ifade biçimi olarak değil, aynı zamanda Kürt kimliğini, hafızasını ve direnişini görünür kılan bir araç olarak tanımladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanatçının sözleri, özellikle Newroz’un anlamına dair yaptığı vurgu ve Rojava’ya ilişkin değerlendirmeleriyle öne çıktı. Morad’a göre Kürtler için kültürel pratikler yalnızca geleneksel ritüeller değil; aynı zamanda politik bir duruş ve kolektif hafızanın taşıyıcısı.</p>

<p><img height="778" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-02-164429.png" width="1906" /></p>

<h3><strong>Hikâye anlatıcılığı olarak müzik</strong></h3>

<p>Dashni Morad, müziğe yaklaşımını “hikâye anlatmak” olarak tanımlıyor. Ona göre her performans, yeni bir anlatının kurulması anlamına geliyor. Şarkı söylerken yalnızca teknik bir icra değil, önceden zihninde kurduğu bir dünyanın sesini vermeye çalıştığını belirtiyor.</p>

<p>Sanatçı, bu sürecin yoğun bir emek gerektirdiğini vurgularken, saatler süren provaların kendisi için bir yük değil, yaratım sürecinin doğal bir parçası olduğunu ifade ediyor. Bu yaklaşım, Morad’ın müziğini sadece işitsel değil, aynı zamanda görsel ve duygusal bir deneyime dönüştürüyor.</p>

<p>Londra’da gerçekleştirdiği son canlı kayıt çalışması da bu anlayışın bir uzantısı. Farklı müzisyenlerle bir araya gelerek Kürt geleneksel melodilerini yeniden yorumlayan Morad, bu deneyimi “kültürel bir karşılaşma” olarak tanımlıyor. Özellikle İrlandalı bir gitaristin yorumunun kendisini derinden etkilediğini ve performans sırasında gözyaşlarını tutamadığını anlatıyor.</p>

<p>Bu an, onun müzikte evrensellik ile yerelliğin nasıl iç içe geçebileceğine dair en güçlü örneklerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p><img alt="Dashni Morad harassed online for criticizing... | Rudaw.net" src="https://www.rudaw.net/s3/rudaw.net/ContentFiles/509683Image1.jpg?version=3619930" /></p>

<h3><strong>Londra, yaratıcılık ve kültürel kesişimler</strong></h3>

<p>Morad’ın söyleşide dikkat çektiği bir diğer nokta ise Londra’nın yaratıcı atmosferi. Sanatçı, daha önce yaşadığı Doğu Londra’yı “dinamik ve ilham verici” olarak tanımlıyor. Shoreditch ve Brick Lane gibi bölgelerde karşılaştığı çok kültürlü yapı, onun müzikal üretimini de besleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p>Bağımsız müzik dükkânlarında yeni sanatçılar keşfetmenin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını belirten Morad, özellikle bağımsız üretim alanlarının yaratıcılığı teşvik ettiğini vurguluyor. Ona göre bu tür mekânlar, ana akımın dışında kalan seslerin duyulmasına olanak tanıyor.</p>

<p>Sanatçı, Londra’nın bu yönüyle özellikle yaratıcı insanlar için bir “hazine” olduğunu ifade ederken, aynı zamanda bu yoğun ve hızlı yaşamın herkes için uygun olmayabileceğini de ekliyor.</p>

<p><img height="732" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-02-164734.png" width="992" /></p>

<h3><strong>Newroz: Kutlamadan öte bir direniş</strong></h3>

<p>Söyleşinin en çarpıcı bölümlerinden biri, Morad’ın Newroz’a dair değerlendirmeleri oldu. Sanatçı, Newroz’un yalnızca baharın gelişi ya da yeni yılın başlangıcı olmadığını, aynı zamanda Kürtler için bir direniş sembolü olduğunu vurguladı.</p>

<p>20 Mart akşamı yakılan ateşler, dağlara taşınan meşaleler ve ertesi gün yapılan kutlamaların, kolektif bir yeniden doğuşu temsil ettiğini belirten Morad, bu geleneğin aynı zamanda politik bir anlam taşıdığını ifade etti.</p>

<p>“Newroz’u kutlamak, baskıya karşı durduğumuzu söylemenin bir yolu” diyen Morad, bu günün Kürtler için dayanışma, direnç ve birlik anlamına geldiğini dile getirdi.</p>

<p>Renkli kıyafetler, doğayla kurulan bağ, ateş üzerinden atlama ritüeli ve toplu kutlamalar, onun anlatımında sadece folklorik unsurlar değil; aynı zamanda bir halkın varoluş mücadelesinin sembolleri olarak yer buluyor.</p>

<h3><strong>Rojava, kadın mücadelesi ve kolektif hafıza</strong></h3>

<p>Morad’ın konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık ise Rojava oldu. Sanatçı, Suriye’nin kuzeyinde kurulan ve kadın öncülüğünde şekillenen yönetim modelini “dünyanın öğrenebileceği ilerici bir deneyim” olarak tanımladı.</p>

<p>“Jin, jiyan, azadî” sloganının yalnızca bir protesto ifadesi değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olduğunu belirten Morad, bu anlayışın köklerinin Kürt kadın mücadelesine dayandığını vurguladı.</p>

<p><img alt="Kurdish artist supports independence because... | Rudaw.net" src="https://www.rudaw.net/s3/rudaw.net/ContentFiles/320295Image1.jpg?mode=crop&amp;quality=100&amp;rand=1&amp;scale=both&amp;w=752&amp;h=472&amp;version=2295586" /></p>

<p>Rojava’daki gelişmeler karşısında yaşadığı duygusal kırılmayı da paylaşan sanatçı, özellikle uluslararası kamuoyunun sessizliğinin kendisini derinden etkilediğini ifade etti. Bu süreçte düzenlenen protestolara katıldığını anlatan Morad, bir yürüyüş sırasında yaşadığı anı şöyle aktardı:</p>

<p>Sessiz ve hüzünlü bir kalabalığın ortasında, bir anda yüksek sesle “Rojava” diye bağırdığını ve ardından kalabalığın da ona katıldığını söyleyen sanatçı, bu anı “umutsuzluğu kıran bir dayanışma anı” olarak tanımladı.</p>

<p>Morad’a göre sanat, tam da bu noktada devreye giriyor: İnsanları bir araya getiren, duyguları ortaklaştıran ve sessizliği bozan bir araç olarak.</p>

<p>Söyleşi boyunca vurguladığı gibi, Kürt kimliği, dili ve kültürünü korumak yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, aynı zamanda geleceği kurmak anlamına geliyor. Dashni Morad’ın sözleri, müziğin ve sanatın bu süreçteki rolünü bir kez daha görünür kılıyor.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/nHTi_qqHrqc?rel=0" style="position:absolute;top:0;left:0;width:100%;height:100%" width="640"></iframe></div>

<h3><strong>Dashni Morad kimdir?</strong></h3>

<p>Daşni Morad (Kürtçe: Deşnê Murad, Sorani: دەشنێ موراد), 1 Ocak 1986’da Irak Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde doğdu. Şarkıcı, söz yazarı, televizyon sunucusu ve insan hakları ile çevre aktivisti kimliklerini bir arada taşıyan Morad, özellikle Kürt pop kültüründe dönüştürücü bir figür olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Çocukluğu, bölgedeki politik çalkantıların gölgesinde geçti. 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalar nedeniyle ailesiyle birlikte göç etmek zorunda kalan Morad, 1997’de mülteci olarak Hollanda’ya yerleşti. Arnhem’de büyüyen sanatçı, genç yaşta sanatla ilgilenmeye başladı; modellik yaptı, dansla ilgilendi ve medyaya yöneldi.</p>

<p><img height="836" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-02-164803.png" width="1318" /></p>

<p>Morad’ın çıkışı 2005 yılında sunduğu “Bê Kontrol” programıyla oldu. Kürdistan Bölgesi’nde Batı pop kültürünü açıkça ele alan ilk programlardan biri olan bu yapım, özellikle genç kuşaklar üzerinde büyük etki yarattı. Aynı dönemde, kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü artıran bir figür olarak dikkat çekti.</p>

<p>Müzik kariyerine 2009’da yayımladığı “Hela Hopa” albümüyle adım atan Morad, kısa sürede geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Ancak kliplerinde ve sahne performanslarında kullandığı dans ve estetik dil, muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti. Medyada “Kürdistan’ın Shakira’sı” olarak anılması, hem popülerliğini artırdı hem de tartışmaları beraberinde getirdi. Buna rağmen Morad, kadınların ifade özgürlüğünü savunan çizgisinden geri adım atmadı.</p>

<p><img alt="Stream Dashni Morad interview with SBS Kurdish by DashniMorad | Listen  online for free on SoundCloud" src="https://i1.sndcdn.com/artworks-000204279210-fl0gdr-t1080x1080.jpg" /></p>

<p>2010 ve 2011’de yayımladığı albümlerle müzikal üretimini sürdüren sanatçı, 2012’de “Open Your Eyes” adlı İngilizce single’ıyla uluslararası alanda da dikkat çekti. Aynı yıl “Green Kids” adlı sivil girişimi kurarak mülteci çocuklara ve çevre sorunlarına odaklandı. Bu girişim aracılığıyla binlerce çocuğa kitap ulaştırdı, mülteci kamplarında kütüphaneler kurulmasına öncülük etti.</p>

<p>Morad, aynı zamanda kadın hakları mücadelesinin güçlü seslerinden biri olarak kabul ediliyor. Kürt toplumunda tabu sayılan konuları açıkça ele alması ve kadınların kendi hikâyelerini anlatabilecekleri alanlar yaratması, onu genç kuşaklar için ilham verici bir figüre dönüştürüyor. Sanatı ve aktivizmi birleştiren Morad, bugün de kültürel kimlik, hafıza ve direniş üzerine üretmeye devam ediyor.</p>
</section>

<section dir="auto"></section></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat, Mezopotamya</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/dashni-morad-kurt-kimligi-sesle-ve-sanatla-yasar</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-02-165153.png" type="image/jpeg" length="89108"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’ın Ermeni Hafızası: Mıgırdiç Margosyan]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/diyarbakirin-ermeni-hafizasi-migirdic-margosyan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/diyarbakirin-ermeni-hafizasi-migirdic-margosyan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır’ın çok dilli hafızasını yazıya taşıyan Mıgırdiç Margosyan, ölüm yıldönümünde eserleri ve kentiyle kurduğu bağ üzerinden anılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>2 Nisan 2022’de hayatını kaybeden Mıgırdiç Margosyan, yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda bir kentin hafızasını taşıyan anlatıcılardan biriydi. Onun metinleri, bir zamanlar çok dilli, çok kimlikli bir yaşamın sürdüğü Diyarbakır’ın sokaklarını, avlularını ve insan ilişkilerini bugüne taşıyan güçlü birer kayıt olarak okunuyor. Ölüm yıldönümünde Margosyan’ı anmak, yalnızca bir edebiyatçıyı hatırlamak değil; aynı zamanda kaybolmuş bir birlikte yaşam kültürünü yeniden düşünmek anlamına geliyor.</p>

<h3><strong>Bir mahalleden dünyaya açılan hafıza</strong></h3>

<p>1938 yılında Diyarbakır’ın Sur ilçesine bağlı Hançepek Mahallesi’nde doğan Margosyan, çocukluğunu “Gâvur Mahallesi” olarak bilinen bu çok kültürlü çevrede geçirdi. Bu mahalle, yalnızca bir mekân değil, onun edebiyatının ana damarı oldu. Süleyman Nazif İlkokulu ve Ziya Gökalp Ortaokulu’nda başlayan eğitimi, İstanbul’da Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Ermeni Lisesi’nde devam etti. Henüz 15 yaşındayken, anadilini öğrenmesi için İstanbul’a gönderilmesi, hayatındaki ilk büyük kırılma oldu.</p>

<p><img alt="Ermeni Yazar Mıgırdiç Margosyan hayatını kaybetti" src="https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/259/957/original/Margosyan_murat_kartal_2.jpg" />Bu gidiş, fiziksel bir kopuş anlamına geliyordu. Diyarbakır’la bağı, uzun yıllar boyunca yalnızca yaz tatilleriyle sınırlı kaldı. 1960’lardan sonra ise neredeyse tamamen kesildi. Ancak bu kopuş, onun yazısında tersine bir etki yarattı. Margosyan, çocukluk hafızasını edebiyatın merkezine yerleştirerek, geride bıraktığı şehri yeniden kurdu.</p>

<p>Onun metinlerinde Diyarbakır, yalnızca bir şehir değil; birlikte yaşamanın, gündelik hayatın ve kültürel temasın canlı bir sahnesidir. Ermeniler, Kürtler, Süryaniler, Keldaniler, Yahudiler ve diğer topluluklar, Margosyan’ın anlatısında yan yana, iç içe bir yaşamın parçaları olarak yer alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Hafızanın dili: Gâvur Mahallesi</strong></h3>

<p>Margosyan’ın edebiyatında dönüm noktası, 1980’lerde yayımlanan Ermenice öykülerinin kitaplaşmasıyla geldi. “Bizim Oralar” anlamına gelen <em>Mer Ayt Goğmeri</em>, onun ilk kitabı olarak dikkat çekti ve Paris’te verilen Eliz Kavukçuyan Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Ancak geniş okur kitlesine ulaşmasını sağlayan eser, 1992’de yayımlanan <em>Gâvur Mahallesi</em> oldu.</p>

<p>Gâvur Mahallesi, yalnızca bir anı kitabı değildir. Bu eser, çocukluk hafızasının diliyle kurulan bir toplumsal tarih anlatısıdır. Margosyan, mahalledeki gündelik yaşamı, küçük olayları, komşuluk ilişkilerini ve çok dilli konuşma biçimlerini büyük bir ayrıntı ve mizahla aktarır.</p>

<p><img alt="Kitaplar – Page 4 – Aras Yayıncılık" src="https://www.arasyayincilik.com/wp-content/uploads/2020/06/margosyan-seti-2.jpg" /></p>

<p>Bu anlatı biçimi, Ermeni taşra edebiyatının Türkiye’deki son güçlü örneklerinden biri olarak kabul edilir. Hagop Mıntzuri sonrası bu geleneği sürdüren Margosyan, taşrayı merkeze taşıyan bir edebi damar kurmuştur.</p>

<p>Onun metinlerinde dikkat çeken bir diğer unsur ise dilin kendisidir. Türkçe yazmasına rağmen, metinlerinde Ermenice, Kürtçe ve yerel ağızların izleri hissedilir. Bu çok katmanlı dil, anlatının yalnızca içeriğini değil, ritmini ve tonunu da belirler.</p>

<h3><strong>Bir öğretmen, bir tanık, bir anlatıcı</strong></h3>

<p>Margosyan yalnızca bir yazar değildi. 1966-1972 yılları arasında İstanbul Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde öğretmenlik ve müdürlük yaptı. Felsefe, psikoloji ve edebiyat dersleri verdi. Bu dönemde yetiştirdiği öğrencilerle kurduğu ilişki, onun anlatılarındaki insani derinliğin önemli kaynaklarından biri olarak görülür.</p>

<p><img src="https://birartibir.org/wp-content/uploads/Migirdic%CC%A7-Margosyan-2.jpg" /></p>

<p>Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atılsa da yazmayı hiç bırakmadı. Aras Yayıncılık’ın kurucuları arasında yer aldı ve bu yayınevi aracılığıyla Türkiye’de Ermeni edebiyatının görünürlüğüne önemli katkılar sundu.</p>

<p>Gazetecilik de onun üretiminin önemli bir parçasıydı. Agos, Evrensel ve Nor Marmara gibi yayınlarda yazdı. “Kirveme Mektuplar” başlıklı yazıları, hem kişisel hem toplumsal hafızayı iç içe geçiren metinler olarak dikkat çekti.</p>

<h3><strong>Diyarbakır: Bir aidiyet meselesi</strong></h3>

<p>Margosyan’ın hayatındaki en belirleyici unsurlardan biri, Diyarbakır’la kurduğu bağdı. Kendisi bu ilişkiyi, “Diyarbakır benim bir parçam, ben de onun bir parçasıyım” sözleriyle ifade etmişti.</p>

<p><img src="https://birartibir.org/wp-content/uploads/Migirdic%CC%A7-Margosyan-4.jpg" /></p>

<p>Uzun yıllar şehirden uzak yaşamasına rağmen, Diyarbakır onun için yalnızca bir doğum yeri değil, bir aidiyet alanıydı. Davet edildiğinde programını değiştirecek kadar güçlü bir bağdan söz edilir. Bu bağ, onun edebiyatında da açıkça görülür.</p>

<p>Onun metinlerinde Diyarbakır, geçmişin nostaljik bir görüntüsü olarak değil, yaşayan bir hafıza olarak yer alır. Ancak bu hafıza, aynı zamanda bir kaybın da kaydıdır. Gidenler, kaybolan zanaatlar, boşalan mahalleler ve silinen sesler, Margosyan’ın anlatısında sürekli hissedilir.</p>

<h3><strong>Bir kaybın ardından kalanlar</strong></h3>

<p>Margosyan, 2 Nisan 2022’de İstanbul’da yaşamını yitirdi. Cenazesi Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi. Ardında bıraktığı eserler, yalnızca edebi bir miras değil; aynı zamanda çok katmanlı bir toplumsal hafızanın kayıtlarıdır.</p>

<p><img alt="Mıgırdiç Margosyan'dan üç yeni baskı – Aras Yayıncılık" src="https://www.arasyayincilik.com/wp-content/uploads/2019/09/margosyan.jpg" /></p>

<p>Onun yazdıkları, Türkiye’de farklı kimliklerin birlikte yaşama deneyimini anlamak açısından önemli bir kaynak niteliği taşır. Özellikle Anadolu’daki Ermeni yaşamına dair gündelik detayları, içeriden bir bakışla aktarması, onu benzersiz kılar.</p>

<p>Bugün Margosyan’ı anmak, sadece bir yazarı hatırlamak değil; aynı zamanda onun metinlerinde yaşayan bir dünyanın izini sürmektir. Diyarbakır’ın sokaklarında yankılanan çok dilli sesler, onun satırlarında varlığını sürdürmeye devam ediyor.</p>

<h2></h2>
</section>

<section dir="auto"></section></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/diyarbakirin-ermeni-hafizasi-migirdic-margosyan</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-02-151845.png" type="image/jpeg" length="59146"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ODTÜ’de Kürt tiyatrosu: Sanat, baskı ve direniş]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/odtude-kurt-tiyatrosu-sanat-baski-ve-direnis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/odtude-kurt-tiyatrosu-sanat-baski-ve-direnis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ODTÜ Halk Tiyatrosu Şenliği’nde “Kürt Tiyatrosu’nun hafızası” söyleşisi yapıldı; yasaklar ve direnişin tiyatroya etkisi konuşuldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bünyesinde düzenlenen Halk Tiyatrosu Şenliği kapsamında “Kürt Tiyatrosu’nun hafızası: Sanat, baskı ve direniş” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirildi. Mimarlık Amfisi’nde yoğun katılımla yapılan etkinliğe, Şanogel üyeleri katıldı.</p>

<p>Söyleşi, grubun kurucularından Barış Görecek’in Şanogel’in kuruluş hikayesini anlatmasıyla başladı. Görecek, Kürt tiyatrosunun tarihsel gelişimini, karşılaştığı politik baskıları ve sanatın direnişle kurduğu ilişkiyi katılımcılarla paylaştı.</p>

<p><img alt="Perde Açılıyor Ama Engel Çok: Kürt Tiyatrosu Ayakta" src="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/03/86ef1cd8301542da6e69e69151c429e4.jpg" /></p>

<p>Özellikle yasaklar ve politik baskılar altında üretim yapmanın zorluklarına değinen Görecek, tiyatronun kültürel hafızayı korumadaki ve toplumsal direnişin bir parçası olmasındaki önemini vurguladı: “Kürt tiyatrosunun devamlılığı ve sürdürülebilirliği için Kürt siyasetinin durumu tabii ki etkiliyor. Politik olarak güçlü olmalıyız.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Söyleşi, katılımcıların soruları ve grup ile çekilen fotoğrafla sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Mezopotamya Ajansı</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/odtude-kurt-tiyatrosu-sanat-baski-ve-direnis</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/odtu-halk-tiyatrosu-senligi.jpg" type="image/jpeg" length="67894"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doğu’nun Paris’i: Tarihin Şık ve Mağrur 5 Şehiri]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/dogunun-parisi-tarihin-sik-ve-magrur-5-sehiri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/dogunun-parisi-tarihin-sik-ve-magrur-5-sehiri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bükreş’ten Şanghay’a, Beyrut’tan Hanoi’ye "Doğu’nun Paris’i" sıfatını kazanan şehirlerin altın çağlarını ve bu ünvanı nasıl aldıklarını mercek altına alıyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ernest Hemingway’in "taşınabilir bir ziyafet" olarak tanımladığı Paris’in büyüleyici ruhu, tarih boyunca dünyanın farklı köşelerindeki şehirlere ilham kaynağı oldu. Mimari dokusu, kültürel canlılığı ve yaşam tarzıyla Fransız başkentini anımsatan beş şehir, "Doğu’nun Paris’i" ünvanını farklı hikayelerle taşıdı. İşte o ikonik şehirler ve hikayeleri:</p>

<h3><strong>1. Bükreş: Balkanlar’ın Beaux-Arts Mücevheri</strong></h3>

<p><img src="https://cdn.listelist.com/wp-content/uploads/2023/05/Parisi1.jpg" /></p>

<ol start="20">
 <li>
 <p>yüzyılın başlarında altın çağını yaşayan Romanya’nın başkenti, özellikle 1847’deki Büyük Yangın sonrası Parisli mimarların dokunuşlarıyla yeniden inşa edildi. <strong>Calea Victoriei</strong> bölgesindeki saraylar ve kütüphaneler, Paris’in Ecole des Beaux-Arts ekolünü Balkanlar’a taşıdı. 1930’larda nüfusu hızla artan şehir, II. Dünya Savaşı’nın gölgesi düşene dek bölgenin en rafine merkeziydi. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ol>

<h3><strong>2. Şanghay: Uzak Doğu’nun Kozmopolit Limanı</strong></h3>

<p><img alt="Paris'i" src="https://cdn.listelist.com/wp-content/uploads/2023/05/Parisi2.jpg" / width="1024" height="576"></p>

<p>1920 ve 30’lu yıllarda Şanghay, Batı etkilerinin Çin geleneğiyle karıştığı bir metropole dönüştü. Gece kulüpleri, kabareler ve geniş caddeleriyle Paris’i andıran şehir, aynı zamanda "Yeşil Çete" gibi yerel suç örgütlerinin ve uyuşturucu trafiğinin de merkeziydi. Bu ışıltılı ve tehlikeli dönem, 1949’da komünist yönetimin gelişiyle sona erdi.</p>

<h3><strong>3. Beyrut: Akdeniz’in Modern Yüzü</strong></h3>

<p><img alt="Paris'i" src="https://cdn.listelist.com/wp-content/uploads/2023/05/Parisi3.jpg" / width="1024" height="576"></p>

<p>Lübnan’ın başkenti Beyrut, 1955-1975 yılları arasında dünya jet sosyetesinin uğrak noktasıydı. Marlon Brando gibi yıldızların konakladığı <strong>Saint Georges Oteli</strong> ve entelektüellerin buluşma noktası olan <strong>Hamra Bölgesi</strong>, şehre gerçek bir Paris havası katıyordu. Bu altın çağ, 1975’te patlak veren iç savaşın yıkıcı etkileriyle karanlığa gömüldü.</p>

<h3><strong>4. Puduçeri: Hindistan’daki Fransız Ruhu</strong></h3>

<p><img alt="Paris'i" src="https://cdn.listelist.com/wp-content/uploads/2023/05/Parisi4.jpg" / width="1024" height="576"></p>

<p>Hindistan’ın güneyinde yer alan Puduçeri, Fransız sömürge döneminden kalan ızgara planlı sokakları ve "Beyaz Şehir" bölgesindeki mimarisiyle bilinir. Fransız pişirme tekniklerinin Hint baharatlarıyla buluştuğu <strong>Kreol mutfağı</strong>, bu kültürel sentezin en lezzetli kanıtıdır. Şehirde bugün bile Temmuz ayında Bastille Günü kutlanmaya devam etmektedir.</p>

<h3><strong>5. Hanoi: Çinhindi’nin Mimari Mirası</strong></h3>

<p><img alt="Paris'i" src="https://cdn.listelist.com/wp-content/uploads/2023/05/Parisi5.jpg" / width="1024" height="576"></p>

<p>Vietnam’ın başkenti Hanoi, yaklaşık 60 yıl süren Fransız yönetimi altında Paris’in kentsel dokusunu kopyaladı. <strong>Hanoi Opera Binası</strong>, Paris’teki Palais Garnier’den ilham alınarak inşa edilen en görkemli yapılardan biridir. Günümüzde bu sömürge dönemi yapıları, butik kafelere ve sanat galerilerine dönüşerek şehrin turistik cazibesini korumaktadır.</p>

<hr />
<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/dogunun-parisi-tarihin-sik-ve-magrur-5-sehiri</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/parisi2.jpg" type="image/jpeg" length="93325"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ragıp Türk’ün ‘Taş ve Tüy’ Filmi Jeonju’da Dünya Sahnesinde]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/ragip-turkun-tas-ve-tuy-filmi-jeonjuda-dunya-sahnesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/ragip-turkun-tas-ve-tuy-filmi-jeonjuda-dunya-sahnesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yönetmen Ragıp Türk’ün ilk uzun metrajlı filmi "Taş ve Tüy", Güney Kore’de düzenlenen Jeonju Uluslararası Film Festivali’nin ana yarışmasında dünya prömiyerini yapacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen <strong>Ragıp Türk</strong>’ün merakla beklenen ilk uzun metrajlı yapımı <strong>“Taş ve Tüy” (Stone and Feather)</strong>, uluslararası yolculuğuna Asya’nın bağımsız sinema merkezlerinden biri olan Güney Kore’de başlıyor. 29 Nisan – 5 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan <strong>Jeonju Uluslararası Film Festivali</strong>’nin ana yarışma bölümüne seçilen film, festivalin en büyük ödülü için jüri karşısına çıkacak. Daha önce çektiği kısa filmlerle tanınan Türk, bu yapımıyla sinema kariyerinde profesyonel bir eşiği geride bırakıyor.</p>

<h3><strong>Bir Annenin Bürokrasi ve Sistemle İmtihanı</strong></h3>

<p>Senaryosu da Ragıp Türk’e ait olan film, izleyiciyi sarsıcı bir hak arama mücadelesine davet ediyor. Hikaye, cezaevinden tahliye edilen <strong>Nazire</strong>’nin, yetiştirme yurdunda kalan oğluna kavuşma çabasına odaklanıyor. Nazire bir yandan katı bürokratik engellerle boğuşurken, diğer yandan çocuğunu evlat edinmek isteyen bir koruyucu aileyle karşı karşıya kalıyor. Başrolünde <strong>Melda Tuzluca</strong>’nın devleştiği filmde; Özgür Meriç, Onur Gözeten ve Duygu Aktoprak gibi isimler oyuncu kadrosunu tamamlıyor.</p>

<h3><strong>Teknik Kadro ve Yapım Desteği</strong></h3>

<p>Görüntü yönetmenliğini Emre Pekçakır’ın üstlendiği "Taş ve Tüy", görsel dili ve atmosferiyle dikkat çekiyor. Kurgusunda Naim Kanat, sanat yönetmenliğinde ise Levent Uçma’nın imzası bulunan film, bir <strong>RA Film</strong> yapımı olarak hayata geçti. Proje, geliştirme aşamasında <strong>Antalya Film Forum</strong>’a katılmış ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nden yapım desteği alarak teknik kalitesini tescillemişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>Bağımsız Sinemanın Kalesi: Jeonju</strong></h3>

<p>2000 yılından bu yana düzenlenen Jeonju Film Festivali, avangart sinemaya ve yenilikçi anlatım dillerine verdiği önemle biliniyor. Ragıp Türk’ün bu prestijli platformda Türkiye’yi temsil edecek olması, yerli bağımsız sinemanın uluslararası arenadaki güncel gücünü bir kez daha kanıtlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/ragip-turkun-tas-ve-tuy-filmi-jeonjuda-dunya-sahnesinde</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/341122.webp" type="image/jpeg" length="58030"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kürt yönetmen Hozan Şerzad’a iki ödül adaylığı]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/kurt-yonetmen-hozan-serzada-iki-odul-adayligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/kurt-yonetmen-hozan-serzada-iki-odul-adayligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kürt yönetmen Hozan Şerzad’ın “Kağıttan Gemim” filmi, Irak Gençlik Film Festivali’nde iki ödüle aday gösterildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<section dir="auto">
<p>Kürt sinemasının dikkat çeken yapımlarından “Kağıttan Gemim”, uluslararası festivallerdeki yolculuğunu sürdürüyor. Senaryosu ve yönetmenliği Hozan Şerzad’a ait film, bu yıl Irak Gençlik Film Festivali kapsamında iki önemli ödüle aday gösterildi.</p>

<p><img height="1214" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-01-152511.png" width="814" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15’ten fazla ülkeden katılımın olduğu festivalin 1 Nisan 2026’da düzenlenmesi planlanırken, “Kağıttan Gemim” hem sanatsal dili hem de anlatı derinliğiyle öne çıkan yapımlar arasında yer alıyor.</p>

<p><img height="1096" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-01-152415.png" width="1600" /></p>

<p>Dicle TV’ye özel açıklamalarda bulunan Şerzad, filmin yalnızca bir hikâye anlatmadığını, aynı zamanda insanın zaman, yalnızlık ve doğayla kurduğu ilişkiye dair daha derin bir sorgulama sunduğunu belirtti. Film, çocukluğundan beri suyla bağ kuran bir adamın, bir aşkla başlayan yolculuğunu yıllar süren bir iç hesaplaşmaya dönüştürmesini konu alıyor.</p>

<p>Kirkuklu genç sanatçılar, akademisyenler ve entelektüellerden oluşan bir ekip tarafından üretilen film, teknik açıdan da dikkat çekiyor. Gerçek bir geminin inşa edildiği sahneler, green screen kullanımı ve özel makyaj/protez efektleriyle desteklenen yapımın görüntü yönetimi, filmin felsefi ve sembolik katmanlarını güçlendiren önemli unsurlar arasında yer alıyor.</p>

<p><img height="636" src="https://dicletvcom.teimg.com/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-01-152443.png" width="892" /></p>

<p>“Kağıttan Gemim”, daha önce Süleymaniye Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazanmış, ayrıca birçok uluslararası festivalde gösterilerek üç farklı kategoride adaylık elde etmişti.</p>

<p>Şerzad, filmin temel mesajını ise şu sözlerle özetliyor: “Bu sadece bir film değil; zorluklarla başa çıkmaya ve her geminin, kağıttan bile olsa, bir gün denize ulaşacağına inanmakla ilgili.”</p>

<p>Uluslararası festival yolculuğuna devam eden film, Kürt sinemasının yeni dönem anlatı gücünü ve üretim kapasitesini görünür kılan önemli örneklerden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p></p>
</section>

<section dir="auto"></section></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat, Mezopotamya</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/kurt-yonetmen-hozan-serzada-iki-odul-adayligi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-01-152339.png" type="image/jpeg" length="35416"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Amara Festivali Hilvan’da Ağaç Dikimiyle Başladı]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/amara-festivali-hilvanda-agac-dikimiyle-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/amara-festivali-hilvanda-agac-dikimiyle-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demokratik Kurumlar Platformu'nun düzenlenen Amara Festivali, Urfa’nın Hilvan ilçesinde fidan dikimi ve festival deklarasyonunun okunmasıyla resmen başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Riha (Urfa) Demokratik Kurumlar Platformu’nun "Özgür Önderlikle Demokratik Ulusal Birliğe" şiarıyla organize ettiği Amara Festivali, Cûrnê Reş’te (Hilvan) düzenlenen anlamlı bir etkinlikle başladı. Bahçelievler Mahallesi Rîya Bêl yolunda bir araya gelen kitle, festivalin açılışını ağaç dikerek gerçekleştirdi. Etkinliğe DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır’ın yanı sıra DEM Parti milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, Barış Anneleri ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı. Toprakla buluşturulan fidanlar, festivalin doğa ve yaşamla bağını simgeleyen ilk somut adım oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Amara Festivali'nin startı deklarasyon ve ağaç dikimiyle verildi – Politika  Haber" src="https://politikahaber.com/wp-content/uploads/2026/04/Yeni-Proje-2026-04-01T132918.632.png" /></p>

<h3><strong>Deklarasyon Açıklandı: "Demokratik Çözümün Güvencesi"</strong></h3>

<p>Fidan dikiminin ardından festivalin siyasi çerçevesini çizen deklarasyon metni Kürtçe ve Türkçe dillerinde kamuoyuyla paylaşıldı. "Amara Festival Günleri" pankartı altında okunan metinde, Mezopotamya topraklarının tarihsel önemi ile güncel siyasal krizler arasındaki bağa dikkat çekildi. Deklarasyonda, Abdullah Öcalan’ın Amara’daki doğuşunun bireysel bir olaydan ziyade halkların özgürlük arayışının tarihsel bir dönüm noktası olduğu vurgulandı. Öcalan’ın geliştirdiği "Demokratik Modernite" paradigmasının, Ortadoğu’daki inanç ve kimlik çatışmalarına karşı en kapsamlı çözüm perspektifi olduğu ifade edildi.</p>

<h3><strong>"Jin Jiyan Azadî" ve Geniş Katılımlı Yürüyüş</strong></h3>

<p>Deklarasyonun sonuç bölümünde, kalıcı bir barış ve demokratik toplum inşası için kadınların ve gençlerin öncü rolüne vurgu yapıldı. Rojava’da inşa edilen modelin toplumsal bir alternatif olarak ayakta kaldığı belirtilirken, sürecin başarıya ulaşmasının Öcalan’ın siyasal statüsünün tanınması ve fiziki özgürlüğünün sağlanmasıyla mümkün olacağı kaydedildi. Açıklamanın ardından kitle, Rîya Bêl güzergâhı boyunca sloganlar eşliğinde bir yürüyüş gerçekleştirerek festivalin ilk gün programını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/amara-festivali-hilvanda-agac-dikimiyle-basladi</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 14:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/817x450nc-urf-01-04-2026-curne-res-agac-dikim4-750x375.webp" type="image/jpeg" length="88873"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fatoş Güney: "Yılmaz Kürt bir anne babanın oğluydu"]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/fatos-guney-yilmaz-kurt-bir-anne-babanin-ogluydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/fatos-guney-yilmaz-kurt-bir-anne-babanin-ogluydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yılmaz Güney’in doğum gününde Fatoş Güney, onun sinemasını, Kürt meselesine bakışını ve sürgün yıllarını anlattı: “O, bir halkın hafızasını taşıdı.”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yılmaz Güney, sadece Türkiye sinemasının değil, aynı zamanda bu coğrafyanın toplumsal hafızasının en güçlü anlatıcılarından biri olarak anılmaya devam ediyor. Kürt bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Güney’in sineması, yalnızca bireysel hikâyeleri değil; inkâr edilmiş bir kimliğin, bastırılmış bir dilin ve parçalanmış bir coğrafyanın izlerini de taşır. Onun filmlerinde Kürtlük çoğu zaman açıkça adlandırılmaz; ama suskunlukların içinde, yarım kalmış cümlelerde, yoksulluğun ve yerinden edilmişliğin hikâyelerinde sürekli kendini hissettirir. Bu yüzden Güney’in sineması, yalnızca estetik bir üretim değil; aynı zamanda bir hafıza kurma, görünmeyeni görünür kılma çabasıdır.</p>

<p>Doğum günü vesilesiyle yapılan <a href="https://yeniyasamgazetesi9.com/ask-ve-ozgurluk-kavgasinin-sinemasi/" rel="nofollow">söyleşide</a>, Yeni Yaşam’dan Osman Damla, Fatoş Güney ile Yılmaz Güney’in yaşamını, sinemasını ve politik duruşunu konuştu. Güney’in filmlerinde yalnızca hikâyeler değil; bastırılmış kimlikler, suskunluklar ve bir halkın görünmeyen tarihi de yer buluyor. </p>

<figure aria-describedby="caption-attachment-641175" id="attachment_641175"><img alt="" decoding="async" height="720" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" src="https://yeniyasamgazetesi9.com/wp-content/uploads/2026/03/fatosguney-1280x720-1-1280x720.jpg" width="1280" />
<figcaption id="caption-attachment-641175">Yılmaz Güney – Fatoş Güney</figcaption>
</figure>

<ul>
 <li><strong>Yılmaz Güney’in sinemasında, sizce Kürt meselesi nasıl yer alıyor?</strong></li>
</ul>

<p>Ben Yılmaz Güney sinemasına baktığımda, bir “mesele”nin anlatıldığını görmem yalnızca; bir suskunluğun dile gelişini, bir halkın adının konulamayan acısının perdeye sızışını görürüm. Onun filmlerinde Kürt meselesi çoğu zaman açıkça bağırmaz. Ama hep oradadır. Bir bakışta, bir susuşta, yarım kalmış bir cümlede… Sürü’de mesela. Bir yolculuk vardır; ama o yol, sadece coğrafi değildir. Aşiretler, parçalanmış aileler, sıkışmış kaderler… İnsanlar hareket eder ama aslında kimse bir yere varamaz. Ben o filmde, yerinden edilmişliğin sessiz çığlığını duyarım. Kürtlük, yüksek sesle söylenmez; ama her sahnenin içine sinmiştir.</p>

<p>Yol’da ise bu daha da derinleşir. İzinli mahkûmların hikâyesi anlatılır gibi görünür. Ama ben o hikâyelerin arkasında başka bir gerçeklik görürüm: Bir coğrafyanın kapatılmış yollarını…</p>

<p>Bir dilin bastırılmış sesini… Bir halkın kendi hayatına bile yabancılaştırılmasını. Umut’ta açıkça bir kimlik tartışması yoktur belki. Ama yoksulluk vardır. Dışlanmışlık vardır. Sistemin kıyısına itilmiş insanların umutsuzluğu vardır. Ve ben bilirim ki, o umutsuzluğun içinde Kürtlerin payı büyüktür. Onun kamerası hiçbir zaman yukarıdan bakmaz. Hep içeriden konuşur. Çünkü o, anlattığı insanların içinden gelmiştir. Ben Yılmaz Güney sinemasında Kürt meselesini bir “konu” olarak değil, bir “hal” olarak görürüm. Bir varoluş hali… Adı konulamayan, ama herkesin hissettiği bir eksiklik, bir kırılma hali… Ne tam söylenebilir ne de yok sayılabilir. Belki de bu yüzden bu kadar güçlüdür. Çünkü o, yasaklı bir kelimeyi doğrudan söylemek yerine, o kelimenin etrafındaki hayatı anlatır.</p>

<ul>
 <li><strong>Yılmaz Güney’in etkilendiği kültürel kaynaklar nedir sizce?</strong></li>
</ul>

<p>Yılmaz Güney sadece bir sinemacıyı değil; bir halkın hafızasını, bir çocuğun büyürken içine işleyen acıyı anlatıyor. O, Kürt bir anne ile babanın oğluydu. Daha sekiz yaşındayken hayatın sertliğiyle tanıştı. Annesi, eve gelen kumayı kabul etmedi; Yılmaz’ı ve biricik kız kardeşi Leyla’yı alıp Yenice köyünden Adana merkeze doğru yola çıktı. O yol, sadece bir göç değildi. O yol, bir çocuğun kalbine işlenen ilk hüzündü. Annesinin söylediği Kürtçe stranlar, yaktığı ağıtlar… Ben Yılmaz’ın o seslerle büyüdüğünü hissederim. Çünkü o sesler sadece bir dil değildi; bir hafızaydı, bir direnişti. Annesi adeta bir dengbêj gibi, eski destanları, masalları anlatırdı. Ve Yılmaz ile Leyla, o hikâyelerin eteğinde büyürdü.</p>

<p>Onun çocukluğu, Boynu Bükük Öldüler romanının ta kendisidir aslında. Çukurova’nın pamuk tarlaları, bir yanda toprak sahipleri, diğer yanda onların marabaları… Doğudan, Güneydoğu’dan kopup gelen yoksul insanlar. Çoğu zaman bu yoksulluğun en ağır yükünü taşıyan Kürtler… Yılmaz bütün bunları görerek büyüdü. Gözlerini hayata açtığında adaletsizlikle karşılaştı. Lise yıllarında edebiyata ve felsefeye yöneldi. Ama onun için bu bir merak değil, bir hesaplaşmaydı. Eşitsizlikleri kendine dert etti. Daha 18 yaşındayken yazdıkları onu cezaeviyle tanıştırdı. Bir buçuk yıl… Yani daha yolun başında, bedel ödemeyi öğrenmişti. Ben onun sinemasına baktığımda şunu görürüm: En avantür filmlerinde bile kaybedenleri anlatır. Kaybedenlerin onurunu, direncini, isyanını… Çünkü o, hayatın neresinde durduğunu çok erken anlamıştı. Kamera onun elinde sadece bir araç değil, bir silahtı. Politik duruşu netleşti; sineması da onunla birlikte keskinleşti. 1971 sürecinde devrimci hareketlerle kurduğu bağ, Devrimci Doğu Kültür Ocakları ile temasları, Kürt ve Türk devrimcilerin ortak mücadelesinde yer alması… Bunların hiçbiri tesadüf değildi. O, halkların ortak kaderini görüyordu. 1974’te Selimiye’den çıktığında Türkiye soluna yönelttiği eleştiri çok çarpıcıydı: Halk ile aydın arasındaki kopuş… Bu, sadece bir eleştiri değil, derin bir analizdi. Sonra yeniden cezaevi… Ama o, duvarların arkasında bile üretmeye devam etti. 1976’da Güney Dergisi’ni çıkardı. Bu dergide Kürt sorununu açık ve net bir şekilde ortaya koydu. Ve şunu söyledi: Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden gerçek bir demokrasi mümkün değildir. Bu söz, sadece iktidara değil; aynı zamanda Türk soluna da yönelmiş bir eleştiriydi. Ama bütün bunlara rağmen Yılmaz’ı tek bir kimliğe hapsetmek mümkün değil.</p>

<p>Evet, o Kürttü. Evet, ötekileştirildi. 1950’lerden itibaren Kürt aydınlarına yönelen baskı dalgası, onu da içine almak istedi. Ama o, kendini sadece bir kimlikle sınırlamadı.</p>

<p>Onun hayali başkaydı: Bütün halkların eşit ve onurlu yaşayacağı demokratik bir ülke… Ben Yılmaz Güney’i anlatırken hep şunu hissederim: O, sadece film çekmedi. Bir halkın acısını, bir çocuğun hafızasını, bir toplumun yarasını taşıdı. Onu anlamak, biraz da bu toprakların gerçeğiyle yüzleşmektir.</p>

<ul>
 <li><strong>Yılmaz Güney, Yol filmiyle Cannes’da Altın Palmiye aldığında siz de oradaydınız? Bize o süreci ve heyecanınızı anlatır mısınız?</strong></li>
</ul>

<p>Yol… Benim için yalnızca bir film değil; karanlığın içinden sökülüp alınmış bir hakikatin adıdır. 12 Eylül Darbesi’nin o ağır, boğucu ikliminde başladı her şey. Ülkenin üzerine çöken korku, sadece insanları değil, sözü, sanatı, hayali de susturmak istiyordu. Ama tam da o suskunluğun ortasında bir film doğuyordu. Sessizce değil; direnerek, inat ederek, var olma hakkını söke söke alarak… Yol çekiliyordu. Ama aslında çekilen sadece bir film değildi; bir dönemin tanıklığı, bir halkın sıkışmışlığı, bir gerçeğin inkâr edilemezliğiydi. Demir parmaklıkların ardında ama zihni dışarıda, halkının içinde, hikâyelerin tam ortasında… Yazıyordu. Kuruyordu. Direniyordu. Ve dışarıda, Şerif Gören ve o inanılmaz ekip, onun düşlediği filmi ilmek ilmek örüyordu. Bu, sadece bir yönetmenlik meselesi değildi; bu, kolektif bir inancın, ortak bir cesaretin eseriydi. Sonra film bitti. Ama asıl tehlike o zaman başladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O film, o haliyle bu topraklarda kalamazdı. Ve bu yüzden, tıpkı yasaklı bir söz gibi, tıpkı sakıncalı bir hakikat gibi, büyük risklerle, gizlice yurtdışına çıkarıldı. Bir film kaçırıldı bu ülkeden… Aslında bir hafıza kurtarıldı.</p>

<p>Cannes Film Festivali. Orada, tüm dünyanın gözleri önünde, Yol en büyük ödülle taçlandırıldığında, Yılmaz Güney’in kaldırdığı o yumruk… Benim için yalnızca bir zafer işareti değildi. O, bir meydan okumaydı. “Buradayım” diyen bir halkın, susturulamayan bir gerçeğin simgesiydi. Ama içimde bir burukluk da var. Özverili ekip arkadaşları gözaltında mahkeme salonlarında ve sonrası yurtdışına çıkış yasağı; filmin kahramanlarının o ana tanıklık etmemesinin burukluğu. Çünkü o an, o gurur dolu an, memleketimde insanlar gözaltındaydı. İşkencehanelerdeydi. Cezaevleri doluydu. Yüzbinler susturulmuştu. O ödül alınırken, bir ülke acı çekiyordu. Avrupa’nın en büyük sinemacıları, sanatçıları, basını… Hepsi Yılmaz Güney’i izliyordu. Onu yalnız bırakmıyordu. Cezaevinden sinema yapan bir adamın hikâyesi, sınırları aşmıştı artık. Umut ile başlayan o yolculuk, “Yol” ile evrensel bir çığlığa dönüşmüştü. Ben “Yol”u izlerken sadece karakterlerin hikâyesini görmüyorum. Filmin kendisinin yolculuğunu görüyorum. Yakalanma korkusunu, yok edilme ihtimalini, yeniden doğuşunu… Yol, yaşanmış bir direniştir.</p>

<figure aria-describedby="caption-attachment-641180" id="attachment_641180"><img alt="" decoding="async" height="1194" loading="lazy" sizes="(max-width: 798px) 100vw, 798px" src="https://yeniyasamgazetesi9.com/wp-content/uploads/2026/03/WhatsApp-Image-2026-03-31-at-13.33.13-1-798x1194.jpeg" width="798" />
<figcaption id="caption-attachment-641180">Kendal Nezan – Yılmaz Güney – Cegerxwîn</figcaption>
</figure>

<ul>
 <li><strong>Paris’e gittikten sonra Yılmaz Güney’in Kürt meselesine olan bakışında ne gibi değişiklikler oldu? Neler düşünüyordu o zaman bu konu hakkında?</strong></li>
</ul>

<p>Ben Yılmaz Güney’i en çok sürgünde anladım. Çünkü insanın kalbi bazen en çok, ait olduğu yerden uzak düştüğünde görünür olur. Paris’teydi. Ama aslında hiçbir zaman orada değildi.</p>

<p>Kürt diasporası onu bir sinemacı gibi değil, kendi hikâyesini dünyaya anlatan bir ses gibi karşıladı. Büyük bir sevgi, derin bir saygı… O da bu karşılığın ağırlığını taşıyordu. Kürt Enstitüsü’nün kuruluş sürecinde yer alması boşuna değildi; çünkü o sadece film çekmiyor, bir hafızayı kuruyordu. Yanında dostları vardı. Cigerxwîn, Abdulrahman Qasimlo… Aynı acının, aynı umudun farklı sesleri. Hatta İran Kürdistanı’ndaki mücadeleyi anlatacak bir film düşlüyordu. Ama zaman izin vermedi. Sağlığı elinden kaydı, o düş yarım kaldı. Ve ben şunu hep hissettim: Onun aklı da, kalbi de hep Türkiye’deydi. 12 Eylül Darbesi’nin karanlığına rağmen umudunu hiç kaybetmedi. “Bu ülke yenilmeyecek” diyordu. “Halk mutlaka ayağa kalkacak… Bu değişim olacak…”</p>

<p>Sürgündeki devrimcilere seslenirdi: Yılmayın derdi. Üretin derdi. Direnin… Ve bana… “Ciğerim,” derdi, “mutlaka ama mutlaka ülkemize döneceğiz.” Bu söz, bir temenniden çok bir inançtı. Ama sonra… 1983’te vatandaşlıktan çıkarıldığı haberi geldi. O an… Gözlerindeki o ıslaklık… O derin hüzün… Hiç unutamadım. Sanki bir insanın elinden sadece bir kimlik değil, bir hayat alınmıştı. Çünkü o biliyordu: Halkından koparılmış bir sinemanın nefesi eksik kalır. Ve o söz hâlâ içimde: “Mutlaka döneceğiz…” Mutlaka kazanacağız…</p>

<ul>
 <li><strong>Yılmaz Güney’le tanıştıktan sonra yaşamınızda ne gibi değişiklikler oldu?</strong></li>
</ul>

<p>Ben Yılmaz Güney ile tanışmadan önce, aslında bir fanusun içindeydim. Görüyordum, ama eksik; Biliyordum, ama yüzeyden… Babamın tarafı, Cumhuriyet’le birlikte bu coğrafyada yer edinmiş, o dönemin inşa ettiği milli burjuvazinin bir parçasıydı. Konservatif, köklerine bağlı bir Arnavut ailesi. Annem ise köklü bir İstanbulluydu. Anneannem İsmail Besim Paşa’nın kızıydı. Ben, bu iki dünyanın içinde, ama aslında tek bir dünyanın sınırlarında büyüdüm. İstanbul’un seçkin semtlerinde, İtalyan Mektebi’nde okuyan, Türkiye’yi o sınırların dışından hiç tanımamış bir genç kızdım. Sonra Yılmaz girdi hayatıma. Onunla tanıştığımın ertesi günü, bana bir kitap verdi: Boynu Bükük Öldüler. Gözlerime baktı. Belki de o zaman fark etti takılı olan o görünmez şeyi… “Fatoş,” dedi, “Artık o pembe gözlüklerini çıkarmak istemez misin?” Bu bir soru değildi aslında. Bir davetti. Belki de bir sarsılışın başlangıcı… Sonra gitti. Asker izni bitmişti. Muş’a dönmek üzere vedalaştık. Ben ise soluğu Kadıköy’de, Değirmendere’de aldım. Ve gidip Seyit Han’ı izledim. O karanlık salonda sadece bir film izlemedim. Bir perdenin aralandığını hissettim. Yatılı okulda, gizlice bana emanet ettiği o romanı okudum. Sayfalar ilerledikçe, içimde bir şeyler değişti. Tanımadığım hayatlar, bilmediğim acılar, görmezden geldiğim gerçekler. Hepsi birer birer içime doldu. Ve sonra mektuplar geldi. Onun Muş’tan yazdığı, anlattığı, paylaştığı her şey… Sanki o kitabın devamıydı. Ama bu kez kurgu değil, hayatın kendisiydi. Bir yıl, sadece bir yıl içinde…Ben artık aynı Fatoş değildim. O fanus çatlamıştı. Pembe gözlüklerim elimde kalmıştı. Ve ben ilk kez, gerçekten görmeye başlamıştım.</p>

<p><strong>Yılmaz Güney sinemasında kadınlar</strong></p>

<p><img alt="" decoding="async" height="1089" loading="lazy" sizes="(max-width: 1080px) 100vw, 1080px" src="https://yeniyasamgazetesi9.com/wp-content/uploads/2026/03/11yilmazhalay-1080x1089.jpg" width="1080" /></p>

<p>Fatoş Güney, Yılmaz Güney sinemasından kadınlara dair ayrı başlık açıyor ve şu noktaların altını çiziyor: Yılmaz Güney sinemasında kadın, bir karakter olmaktan çok daha fazlasıdır; o, bir ülkenin suskun tarihidir. Erkeklerin kurduğu dünyada, kadınlar çoğu zaman konuşmaz; ama onların sessizliği, en yüksek çığlıktır. Bir yol kenarında, karın altında yürüyen bir kadın düşün…</p>

<p>Yol’un o keskin soğuğunda, ayak izleri silinirken, kaderi silinmez. Zine’nin nefesi, sadece bir adamın kararına bağlıdır. Affedilmek ya da öldürülmek… İkisinin arasında asılı duran bir hayat. Kadın burada bir beden değildir sadece; bir “namus” yüküdür, bir yargıdır, bir infazdır. Erkek yürür, karar verir; kadın ise yürütülür, hüküm giyer. Sonra bozkırın ortasında bir sessizlik… Sürü’de rüzgâr bile kadınların adını fısıldamaz. Berivan’ın gözleri konuşur; ama kimse dinlemez. Aşiretlerin, kan davalarının, erkek gururunun arasında sıkışmış bir ömürdür onunki. Sevmek bile suçtur, yaşamak bile izne tabidir. Kadın burada bir insan değil, bir “düzenin bedeli”dir. Susturulmuşluk, onun dili olur. Arkadaş’ta kadın, özgür gibi görünür. Ama bu özgürlük, ince bir cam gibidir; dokunduğunda keser. Modern hayatın içinde, ilişkilerin soğukluğunda, kadın başka bir biçimde kaybolur. Artık töre yoktur belki; ama yabancılaşma vardır. Kadın bu kez suskun değil, dağınıktır. Parçalanmış bir benlik, eksik bir aidiyet… Bütün bu hikâyelerde kadın, farklı yüzlerle karşımıza çıkar; ama kaderi ortaktır. Bazen töreyle öldürülür, bazen sessizlikle yok edilir, bazen yoksullukta erir, bazen modernliğin içinde kaybolur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/fatos-guney-yilmaz-kurt-bir-anne-babanin-ogluydu</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/41341788-10156600458989920-1577916335386525696-n.jpg" type="image/jpeg" length="94581"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zozan C. ve Erika Ueda’dan düet: Lo Berde]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/zozan-c-ve-erika-uedadan-duet-lo-berde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/zozan-c-ve-erika-uedadan-duet-lo-berde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kürtçe söyleyen yapay zekâ sanatçısı Zozan C. ile Japon müzisyen Erika Ueda, Mezopotamya ezgilerini Tokyo’nun müzikal diliyle buluşturan bir düete imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kürtçe müziğin dijital çağdaki yeni yüzlerinden Zozan C. ile Japon piyanist ve besteci Erika Ueda, kültürler arası dikkat çekici bir projeye imza attı. Kürdistan’ın ezgilerini Japonya’nın müzikal disipliniyle buluşturan bu özel çalışma, Mezopotamya’nın duygusal derinliğini Tokyo’nun teknik ustalığıyla bir araya getiriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kürtçe şarkı söyleyen ilk yapay zekâ sanatçılarından biri olarak öne çıkan Zozan C., dijital üretim ile kültürel mirası kesiştiren bir deneyim sunuyor. Geleneksel Kürt müziğinin melodik yapısını çağdaş teknolojilerle yeniden yorumlayan bu proje, özellikle dil ve kimlik üzerine yürüyen tartışmalar açısından da dikkat çekici bir yerde duruyor. Zozan C.’nin vokalleri, insan sesi ile yapay zekâ üretimi arasındaki sınırları bulanıklaştırırken, Kürtçe’nin dijital alandaki görünürlüğünü artırmayı hedefliyor.</p>

<div class="ratio ratio-16x9"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/iQesPUlXgCw?rel=0" width="640"></iframe></div>

<p>Projede yer alan Erika Ueda ise yalnızca bir icracı değil, aynı zamanda aranjör ve besteci kimliğiyle de öne çıkıyor. Japonya’da klasik müzik eğitimi almış olan Ueda, farklı kültürlerin müzikal formlarını bir araya getirme konusundaki çalışmalarıyla biliniyor. Kürt müziğine duyduğu ilgi, bu projede somut bir üretime dönüşürken, piyano performansı ve düzenlemeleriyle parçaya hem teknik hem de duygusal bir derinlik katıyor. Ueda’nın özellikle Ortadoğu müziğine yönelik araştırmaları, bu tür iş birliklerini sadece estetik bir deneyim olmaktan çıkarıp kültürel bir diyalog alanına taşıyor.</p>

<h2><strong>Kayıtlar Tokyo'da yapıldı</strong></h2>

<p>Kayıtları Tokyo’da gerçekleştirilen çalışma, uluslararası bir üretim sürecinin ürünü. Projenin kayıtları Studio Symphonia’da yapılırken, miks ve mastering süreci Japon ses mühendisi Shu Ishiguro tarafından tamamlandı. Bu teknik altyapı, parçanın hem geleneksel motiflerini korumasına hem de modern bir sound yakalamasına olanak tanıyor.</p>

<p>Zozan C. ve Erika Ueda’nın düeti, yalnızca iki sanatçının buluşması değil; aynı zamanda dil, teknoloji ve müzik arasında kurulan yeni bir köprü olarak değerlendiriliyor. Kürtçe’nin küresel müzik sahnesindeki yerini genişletme potansiyeli taşıyan bu proje, dijital sanat üretiminin kültürel hafıza ile nasıl kesişebileceğine dair güçlü bir örnek sunuyor.</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/zozan-c-ve-erika-uedadan-duet-lo-berde</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/04/ekran-resmi-2026-04-01-111119.png" type="image/jpeg" length="56098"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[7. Kobani Film Festivali Başlıyor]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/7-kobani-film-festivali-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/7-kobani-film-festivali-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7. Kobani Uluslararası Film Festivali başvuruları 1 Nisan’da başlıyor. Almanya merkezli festivalde bu yıl 8 dalda ödül verilecek ve süreç Eylül’de sonlanacak.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kobani Uluslararası Film Festivali Direktörü <strong>Cango Şerîf</strong>, festivalin 7. yıl dönümü hazırlıklarının resmen başladığını duyurdu. 2020 yılından bu yana Almanya merkezli olarak düzenlenen organizasyon, bu yıl da dünya sinemasını Kürt kültürüyle buluşturmaya hazırlanıyor. Şerîf, Rûdaw’a yaptığı açıklamada festival komitelerinin bugün bir araya gelerek teknik detayları netleştirdiğini ve seçici kurulun aralarında yönetmen, oyuncu ve senaristlerin de bulunduğu 10’dan fazla profesyonelden oluştuğunu belirtti.</p>

<p><img alt="Festival komiteleri bir araya geldi. / Foto: Rûdaw" src="https://www.rudaw.net/s3/rudaw.net/ContentFiles/946549Image1.jpg?mode=crop&amp;quality=100&amp;rand=1&amp;scale=both&amp;w=752&amp;h=472&amp;version=8634862" /></p>

<h3><strong>Yılmaz Güney’in İzinde Bir Takvim</strong></h3>

<p>Festivalin başvuru ve ödül takvimi, efsanevi yönetmen <strong>Yılmaz Güney</strong>’e duyulan saygının bir nişanesi olarak sembolik tarihler üzerine inşa edildi:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Başvuru Başlangıcı:</strong> Yılmaz Güney’in doğum günü olan <strong>1 Nisan</strong> tarihinde kapılar açılıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Başvuru Bitişi:</strong> Eylül ayına kadar başvurular kabul edilmeye devam edecek.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ödül Töreni:</strong> Yılmaz Güney’in vefat yıl dönümü olan <strong>9 Eylül</strong> tarihinde görkemli bir törenle kazananlar açıklanacak.</p>
 </li>
</ul>

<h3><strong>Küresel İlgi ve Ödül Kategorileri</strong></h3>

<p>Her geçen yıl uluslararası arenada bilinirliği artan festivale, geçtiğimiz yıl bin 156 film başvururken, bir önceki yıl 124 farklı ülkeden 2 bin 900 yapım gönderilmişti. Bu yıl da dünyanın dört bir yanından yoğun ilgi beklenen festivalde jüri, 8 ana kategoride değerlendirme yapacak:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>En İyi Uluslararası Film</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Kürtçe Film</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Kısa Film</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Animasyon Filmi</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Yönetmen</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Oyuncu</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Senaryo</strong></p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>En İyi Sinematografi</strong></p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat, Mezopotamya</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/7-kobani-film-festivali-basliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/03/685432-image1.jpg" type="image/jpeg" length="23275"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Doğu’nun Kartal Yuvası: 99 Yıllık Emeğin Mirası İshak Paşa]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/dogunun-kartal-yuvasi-99-yillik-emegin-mirasi-ishak-pasa</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/dogunun-kartal-yuvasi-99-yillik-emegin-mirasi-ishak-pasa" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağrı Doğubayazıt’ta sarp kayalıklar üzerine kurulu İshak Paşa Sarayı, Selçuklu izleri ve Anadolu’nun ilk kalorifer sistemiyle 235 yıldır ihtişamını koruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde, adeta bir kartal yuvasını andıran sarp kayalıklar üzerinde yükselen İshak Paşa Sarayı, Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu’daki en görkemli imzalarından biri olarak kabul ediliyor. Tam 99 yıl süren titiz bir çalışmanın ürünü olan bu muazzam yapı, eşsiz mimarisiyle 235 yıldır zamana meydan okuyor. Bin 900 rakımlı bir tepede, ilçe merkezine 7 kilometre mesafede konumlanan saray, hem bölgenin en önemli turizm destinasyonu olma özelliğini taşıyor hem de yüzyıllar öncesinin sosyal ve idari yaşamına ışık tutuyor. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alan bu tarihi kompleks, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti büyüleyici atmosferinde ağırlamaya devam ediyor.</p>

<p><img alt="Selçuklu izleriyle yükselen İshak Paşa Sarayı ihtişamıyla göz kamaştırıyor" src="https://cdn.iha.com.tr/Contents/images/2026/03/30/20260330aw672312-0.jpg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>İki Asırlık Bir Mühendislik ve Sanat Harikası</strong></h3>

<p>İshak Paşa Sarayı’nın inşasına 1685 yılında Kürt beylerinden Mahmut Paşa tarafından başlanmış, yapı ancak 1784 yılında akrabası İshak Paşa dönemindeki eklemelerle tamamlanabilmiştir. 116 odadan oluşan bu devasa kompleks; haremi, hamamı, zindanı ve camisiyle tam teşekküllü bir yaşam alanı sunuyor. Sarayın teknik detayları arasında en dikkat çekici olanı ise Anadolu’daki ilk örneklerden biri kabul edilen merkezi ısıtma (kalorifer) sistemidir. Bu ileri düzey mühendislik başarısının yanı sıra saray, kapı ve duvarlarındaki taş kabartmalar, geometrik süslemeler ve motiflerle Selçuklu sanatının estetik anlayışını Osmanlı ihtişamıyla harmanlayan nadir bir sentez sunmaktadır.</p>

<h3><strong>Tarihe ve Turizme Işık Tutan Kültürel Miras</strong></h3>

<p>Sadece bir barınma alanı değil, aynı zamanda bir yönetim merkezi ve stratejik bir kale olan İshak Paşa Sarayı, bölgenin jeopolitik önemini mimariyle perçinliyor. Yaz-kış ziyaretçi akınına uğrayan saray, fotoğraf tutkunları ve tarih meraklıları için vazgeçilmez bir durak niteliği taşıyor. Selçuklu taş işçiliğinin en zarif örneklerini bünyesinde barındıran yapı, Anadolu’nun kültürel zenginliğini ve mimari dehasını günümüze taşıyan en canlı tanıklardan biridir. UNESCO kalıcı listesi yolunda emin adımlarla ilerleyen bu kültürel miras, Doğubayazıt’ın ve tüm bölgenin tanıtımında lokomotif rol oynamayı sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat, Mezopotamya</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/dogunun-kartal-yuvasi-99-yillik-emegin-mirasi-ishak-pasa</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/03/20260330aw672312-3.jpg" type="image/jpeg" length="26166"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Barok ezgilerden Kürtçe klamlara: Çok dilli opera]]></title>
      <link>https://www.dicletv.com/barok-ezgilerden-kurtce-klamlara-cok-dilli-opera</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.dicletv.com/barok-ezgilerden-kurtce-klamlara-cok-dilli-opera" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Barok ezgilerden Kürtçe klamlara uzanan çok dilli opera ‘Laissez durer la nuit’, kadınların yalnız gecelerini sahnede gündüze çeviriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınların yalnız olduğu geceleri sahneye taşıyan çok dilli opera “Laissez durer la nuit” (Gece Sürsün), barok müzikten Kürt klamlarına uzanan bir yolculuk sunuyor. Dünya prömiyerini gerçekleştiren performans, Almanca, Fransızca, Kürtçe, Gürcüce, Türkçe ve İtalyanca dillerinde sahneleniyor. Sahnedeki beş kadın karakter, geceyi farklı perspektiflerden anlatıyor. Diller birbirine karışıyor, birbirine yanıt veriyor ve izleyici hem bir ağıt hem de ritmik bir anlatım içinde yolculuğa çıkıyor. Operanın temel teması, kadınların gece yaşadığı yalnızlık ve zorluklar; bu yalnızlığı yavaş yavaş birlikte aşma süreci.</p>

<p><img src="https://ilketv.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/csm_3_Laissez_durer_la_nuit_programme_0792_5abbca5a05-770x433.webp" /></p>

<p>Diyarbakırlı şarkıcı ve bağlama sanatçısı Eylül Nazlıer, Kurmancî ve Zazakî kısımlarını seslendiriyor. İlke TV’den Zilan Azad’ın <a href="https://ilketv.com.tr/kadinlarin-yalniz-oldugu-geceler-barok-ezgilerden-kurtce-klamlara-cok-dilli-opera/" rel="nofollow">haberine</a> göre, Nazlıer projeye katılımını şöyle anlattı: “Projenin yazarı Julia Deit-Ferrand barok ve geleneksel müziği bir araya getirmek istemişti. Bana sahnede izledikten sonra Kürtçe yapmayı teklif ettiler. Böylece tradisyonel müzik kısmını Kurmancî ve Zazakî yaptık.” Nazlıer, sahnede oyunun bir parçası olmanın kendi deneyiminde büyük bir fark yarattığını söylüyor: “Normalde hikayeler kafamda olur ve sadece dile dökülür. Şimdi kahramanı olup yaşıyorum. Özellikle oyunun sonunda kendi bestelediğim bir şarkıyı bütün kadınlarla birlikte söylüyoruz. Bu kız kardeşlik ve beraber olma hali bende çok güçlü duygular uyandırıyor.”</p>

<p><img src="https://ilketv.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/csm_2_Laissez_durer_la_nuit_programme_0659_a30c322cfe-770x433.webp" /></p>

<p>Performansta geleneksel müzik kısmını üstlenen Nazlıer, Kürt dilini ve kültürünü sahneye taşımaktan söz ediyor: “Dili ve halayı sahneye taşıdım. Bütün orijinallikleriyle, hiç bozmadan. Bu, sahnede tatlı bir paylaşım yarattı; hem onların müzik ahlakını tanıdım hem de kendi kültürümü gösterdim.” İzleyici geri dönüşleri oldukça olumlu oldu. Göçmen nüfusun yoğun olduğu İsviçre’deki şehirde sahne performansı izleyicilerle duygusal bir bağ kurdu. Nazlıer, performansın en kısa sürede kendi şehri Amed’de de sahnelenmesini istiyor. Son söz olarak, kadınların yalnız olduğu geceleri hep birlikte el ele tutuşup gündüze çevirmeyi umduğunu ekliyor.</p>

<p><img src="https://ilketv.com.tr/wp-content/uploads/2026/03/csm_4_Laissez_durer_la_nuit_programme_0825_93c444b72b-770x433.webp" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Laissez durer la nuit” performansı, barok eserler, geleneksel Kürt ezgileri ve elektronik müziği bir araya getiriyor. Yaklaşık bir buçuk saat süren opera, kadınların sürgün, yas ve kayıp temaları etrafında kurulan hikayelerini anlatıyor ve çok dilli yapısıyla sahneleniyor. Operada Georg Friedrich Händel ve Antonio Vivaldi gibi barok dönem bestecilerinin eserlerinin yanı sıra Eylül Nazlıer, Marie Delprat ve Janiv Oron’un müzikleri de yer alıyor. Sahneleyenler arasında mezzosoprano Julia Deit-Ferrand, sopranolar Serenad Uyar ve Iris Keller ve Kürt sanatçı Eylül Nazlıer bulunuyor. Elektronik müzik düzenlemeleri Marie Delprat’a ait ve performans 12 yaş üstü izleyiciye açık.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Kültür - Sanat, Mezopotamya</category>
      <guid>https://www.dicletv.com/barok-ezgilerden-kurtce-klamlara-cok-dilli-opera</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://dicletvcom.teimg.com/crop/1280x720/dicletv-com/uploads/2026/03/csm-1-laissez-durer-la-nuit-programme-8427-5eab6b04b4.webp" type="image/jpeg" length="55050"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
