Göç, yalnızca bir yer değiştirme değildir; bir ruhun, geçmişten bugüne uzanan kırılgan ve sancılı yolculuğudur. Ardında bırakılanlar kadar taşınanların da ağırlık kazandığı bu süreçte, bir valize sığdırılanlar çoğu zaman eşyalardan ibaret değildir. Melodiler, ritimler, özlemler, acılar ve umutlar, bu görünmeyen yükün esas taşıyıcılarıdır. Sebahat Erdem’in sahneye taşıdığı “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar” da tam olarak bu yükün müzikal bir karşılığı olarak karşımıza çıkıyor. Evrensel’den Selçuk Kozan’ın röportajına göre proje, göç deneyimini hem bireysel hem kolektif bir hafıza alanı olarak yeniden kuruyor.
Tangonun köklerinde göç var
Sebahat Erdem ile gerçekleştirilen söyleşide en dikkat çekici sorulardan biri olan “Neden tango?” sorusu, aslında projenin temelini de açığa çıkarıyor. Tango, çoğu zaman salon dansı ya da elit bir estetik form olarak algılansa da, kökeni liman kentlerinin yoksul mahallelerine, göçmenlerin hayatlarına ve aidiyet arayışlarına dayanıyor. Arjantin’e göç eden toplulukların taşıdığı hafıza, zamanla ritme ve harekete dönüşerek tangoyu var ediyor. Her ne kadar zaman içinde üst sınıflar tarafından sahiplenilmiş olsa da, tango özünde acının, yalnızlığın ve direnişin dansı olmaya devam ediyor.
Govend ile tangonun kesiştiği yer
Kürtçe tangonun ortaya çıkışı ise bu tarihsel paralellikten besleniyor. Erdem, uzun yıllara yayılan araştırmaları sonucunda Kürt halk dansı govend ile tangonun ritmik yapısı arasında güçlü bir uyum olduğunu fark ettiğini belirtiyor. Ancak bu yalnızca teknik bir keşif değil. Sanatçının da bir göçmen olarak deneyimlediği kopuş, özlem ve yeniden tutunma halleri, bu iki formu doğal bir buluşma noktasında bir araya getiriyor. Bu nedenle Kürtçe tango, yapay bir sentez değil; tarihsel ve duygusal olarak kendiliğinden gelişen sahici bir ifade biçimi olarak öne çıkıyor.
Albüm: Hafıza, dil ve kolektif üretim
“Xewnekî Nû” yalnızca müzikal bir deney değil; aynı zamanda kültürel bir hafıza çalışması. Albüm, Kurmanci ve Zazaca (Kırmancki) olmak üzere iki dilde hazırlanmış olmasıyla dikkat çekiyor. Özellikle Birleşmiş Milletler tarafından yok olma riski altındaki diller arasında gösterilen Zazacanın bu projede yer bulması, çalışmanın kültürel önemini artırıyor.
Albümdeki eserlerin büyük kısmının müziği Sebahat Erdem’e aitken, sözlerde farklı isimlerin katkısı bulunuyor. Aranjörlüğü Erdem Altınses üstlenirken, klip yönetmenliğini Rojda Şükran Karaş, sanat yönetmenliğini ise İlyas Kaya yürütüyor. Bu kolektif üretim süreci, projenin çok katmanlı yapısını güçlendiriyor.
Görsel anlatımda da aynı yoğunluk hissediliyor. “Neçe Yar” klibi, ayrılık ve kayıp duygusunu estetik bir dille aktarırken, klipte yer alan ve kısa süre sonra yaşamını yitiren Hüseyin Erdem’in varlığı projeye ayrı bir duygusal derinlik katıyor.
Sebahat Erdem’in sahne dili ise müzikle sınırlı kalmıyor. Sanatçı, yıllar içinde edindiği dans birikimini sahneye taşıyarak göçmenlerin “valizlerinde taşıdığı” dansları tango ile buluşturuyor. Bu da performanslarını bir konserin ötesine taşıyarak çok katmanlı bir anlatıya dönüştürüyor.
Sonuç olarak “Xewnekî Nû – Kürtçe Tangolar”, yalnızca bir albüm değil; göçün, acının ve direnişin dansla ve müzikle ifade bulduğu bir hafıza alanı. Her nota, hem bireysel hikâyeleri hem de kolektif bir geçmişi taşıyor. Bu yönüyle çalışma, geçmiş ile bugün arasında kurulan güçlü ve duygusal bir köprü niteliği taşıyor.