Türkiye’den Suriye’ye, Avrupa diasporasından Irak Kürdistanı’na uzanan geniş bir coğrafyada Kürt sineması, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde kültürel bir rönesansın en görünür araçlarından biri hâline geldi. Binbir güçlükle çekilen belgeseller, uzun ve kısa metrajlı filmler yalnızca estetik bir üretim alanı yaratmakla kalmadı; aynı zamanda toplumsal hafızanın kaydını tuttu, ortak bir duygu, düşünüş ve ses inşa etti. Bu üretimin en somut yansımalarından biri, Londra’dan Berlin’e, New York’tan Duhok’a kadar sayıları giderek artan uluslararası Kürt film festivalleri oldu.
Adem Özgür ve Merve Erol’un 1+1 Express’te yayımlanan yazısı, bu festivaller arasında bir yolculuğa çıkıyor; Londra’dan Berlin’e, New York’tan Duhok’a uzanan bu ağın ardından, kayyumlu yılların kesintiye uğrattığı bir hattın yeniden kurulmasına, 2025 sonunda bu kervana yeniden katılan 3. Amed Film Festivali’ne bağlanıyor.

Avrupa’da Kürt diasporasının oluşumu 1970’lerdeki işçi göçüyle başladı. 1980’ler ve 1990’larda Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki siyasal baskılarla birlikte zorunlu göç dalgası bu süreci derinleştirdi. Avrupa kentlerinde oluşan yeni Kürt toplulukları zamanla yalnızca birer yerleşim alanı değil, kültürel üretimin ve politik dayanışmanın merkezleri hâline geldi. Müzik, edebiyat ve sinema, bu örgütlenmenin en görünür araçları olarak öne çıktı.
Cannes’dan Açılan Kapı
Kürt sinemasının uluslararası alandaki ilk büyük kırılma anı 1982’de yaşandı. Yılmaz Güney’in Yol filmi Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazandı. Bu ödül, Kürtlerin kendi ürettikleri filmlerle dünya sinema sahnesinde tanınmasının miladı olarak kabul ediliyor. Yol, yalnızca bir film değil, Kürt sinemasının gelecekte izleyeceği yolun da habercisi oldu.

Bu başarıdan 18 yıl sonra, 2000 yılında Bahman Ghobadi’nin Sarhoş Atlar Zamanı filmi yine Cannes’da ödül alarak Kürt sinemasını yeniden dünya gündemine taşıdı. Bu iki film, sonraki yıllarda ortaya çıkacak Kürt film festivallerinin hem sembolik hem de tarihsel referans noktaları hâline geldi.
Viyana’dan Londra’ya: Diasporanın İlk Sahnesi
Mayıs 2000’de Viyana’da düzenlenen Kürt Film Günleri, Kürt filmlerinin toplu olarak izleyiciyle buluştuğu ilk etkinlik oldu. Bu deneyimin ardından 2001’de Londra Kürt Film Festivali kuruldu. Festival, diasporadaki diğer Kürt film festivalleri için bir model işlevi gördü ve kurumsallaşmayı başaran ilk organizasyonlardan biri oldu.
Londra: Belleğin Dijital Arşivi
Londra Kürt Film Festivali, bellek merkezli yaklaşımıyla öne çıkıyor. Pandemi döneminde dijital platforma taşınan festival, 2021’de Global Kürt Film Festivali adını aldı. Bu süreçte platforma 13 bin kişi üye oldu, izlenme sayıları 60 binleri aştı. Avrupa, Türkiye ve Irak Kürdistanı’ndan yoğun katılım sağlanırken Japonya, Avustralya, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinden de izleyiciler platforma erişti. Finansman sorunları ve yeni yapım sayısının düşüklüğü nedeniyle zaman zaman aynı filmlerin farklı yıllarda gösterilmesi festivalin karşılaştığı temel sorunlar arasında yer alıyor.

Amsterdam: Çokkültürlü Karşılaşmalar
2022’den bu yana düzenlenen Amsterdam Kürt Film Festivali, genç ve çokkültürlü yapısıyla dikkat çekiyor. Festival, yalnızca filmlerin gösterildiği bir etkinlik değil; farklı kimliklerin bir araya geldiği, temas kurduğu ve diyalog geliştirdiği bir alan olarak tanımlanıyor. Het Ketelhuis salonlarında Afrikalı öğrencilerden İranlı sinemaseverlere, Kürt izleyicilerden Avrupalı film meraklılarına uzanan geniş bir kitle söyleşilere aktif biçimde katılıyor. Salon dışındaki molalarda ise Kürtçe, Felemenkçe, İngilizce ve Türkçe iç içe geçiyor; filmler kadar politik gündem de konuşuluyor.
Festival, genç sinemacıları desteklemek amacıyla atölye ve mentorluk programları düzenliyor. Ancak organizasyon, Kürt iş insanları ve Hollandalı fonların desteğiyle ayakta duruyor; finansman sorunu burada da belirgin.
Berlin: Politik Sinemanın Merkezi
Berlin Kürt Film Festivali, belgesel ağırlıklı ve politik çizgisi net bir festival olarak konumlanıyor. 2002’de başlayan festival, ilk yılında on gün boyunca Kürdistan’ın farklı parçalarından ve diasporadan 29 filmi izleyiciyle buluşturdu. Açılışını Sarhoş Atlar Zamanı ile yapan festival, Yılmaz Güney’e ithaf edildi.

2004’ten bu yana Berlin merkezli bir yapım şirketi tarafından düzenlenen festival, etnik ve dini azınlıklar, bir arada yaşam ve adalet arayışı gibi temaları merkezine alıyor. Ezidi soykırımı, festival programlarında sıkça karşılaşılan başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
Duhok: Kürdistan’ın Sinema Vitrini
Irak Kürdistanı’nda düzenlenen Duhok Uluslararası Film Festivali, bölgenin en prestijli sinema etkinliği olarak kabul ediliyor. Aralık ayında düzenlenen festival, her yıl dünyanın dört bir yanından sinemacıları bir araya getiriyor. Son edisyonda 37 ülkeden 110 film gösterildi; kuraklık ve iklim değişikliği ana tema olarak belirlendi.

Festival, Berlin merkezli bir yapım şirketiyle ortaklık hâlinde ve Kürdistan Bölgesi hükümetinin desteğiyle düzenleniyor. Genç film yapımcılarına yönelik atölye ve finansal destek programları festivalin önemli bileşenleri arasında yer alıyor.
Kamışlo: Kuşatma Altında Sinema
Rojava Uluslararası Film Festivali, sembolik bir tarihte açıldı. Festival, Amûde’de 1960 yılında yaşanan ve 283 çocuğun hayatını kaybettiği sinema yangınının yıldönümünde kapılarını açarak sinema ve bellek arasındaki bağı vurguladı. Kolektif bir anlayışla düzenlenen festival, sinemayı bireysel bir üretimden çok toplumsal bir dayanışma biçimi olarak ele alıyor.
New York ve Moskova: Farklı Modeller
New York Kürt Film Festivali, ABD’de Kürt sinemasını görünür kılmayı hedefleyen sınırlı sayıdaki platformdan biri. Festival, endüstriyel bir buluşmadan çok politik dayanışma ekseninde şekilleniyor. Moskova Kürt Film Festivali ise görkemli galaları ve konuk ağırlama biçimiyle diğer festivallerden ayrılıyor. Hamburg, Paris ve çevrimiçi düzenlenen Zagros Film Festivali bu küresel ağı tamamlayan diğer duraklar arasında yer alıyor.
Türkiye: Kayyum, Sansür ve Kesintiler
Türkiye’de Kürt film festivalleri, yerel belediyelerin desteğiyle başlamış; ancak kayyum atamalarıyla birlikte büyük ölçüde kesintiye uğramış durumda. Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da düzenlenen festivaller ya iptal edildi ya da sürdürülebilirliğini yitirdi. Kürtçe filmlerin gösterimi bugün hâlâ sansür ve ekonomik engellerle karşı karşıya.
Festivaller Birer Hafıza Alanı
Diaspora ve Kürdistan’daki üretim koşulları arasında ciddi farklar bulunuyor. Diasporadaki yönetmenler teknik altyapıdan yararlanabilirken, Kürdistan’daki sinemacılar hem maddi yetersizliklerle hem de politik baskılarla mücadele ediyor. Buna rağmen film festivalleri, Kürt sinemasının dolaşımını sağlayan, izolasyon duygusunu azaltan ve kolektif belleği canlı tutan hayati alanlar olarak işlev görüyor.
Kürt film festivalleri, tüm sınırlılıklarına rağmen devletsiz bir ulusun sinemasını ayakta tutuyor. Bu festivaller yalnızca filmlerin gösterildiği mekânlar değil; sansüre karşı dolaşımın, finansmansızlığa karşı dayanışmanın ve inkâra karşı belleğin kurulduğu geçici ama vazgeçilmez kurumlar olarak varlığını sürdürüyor.





