Bugün, Diyarbekir Vilayeti’nde doğmuş bir Ermeni kadının ölüm yıldönümü. Ressam, yazar ve çevirmen Zabel Boyacıyan. Hayatının büyük bölümünü sürgünde geçirmiş; ama üretimini, hafızasını ve dilini bu coğrafyadan koparmamış bir entelektüel. Onun hikâyesi yalnızca bireysel bir başarı öyküsü değil; aynı zamanda Diyarbakır’dan taşan, bastırılmış ama silinmemiş bir kültürel sürekliliğin belgesi.

Zabel Boyacıyan, 1872 ya da 1873 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun Diyarbekir Vilayeti’nde dünyaya geldi. Babası Thomas Boyacıyan, kentin tanınan simalarından biriydi; Protestan kilisesinin başı, aynı zamanda Britanya Vice-Consul’üydü. Annesi Catherine Rogers ise İngiliz şair Samuel Rogers’ın soyundandı. Evde çok dilli bir eğitim aldı; İngilizce, Ermenice ve klasik Avrupa edebiyatıyla erken yaşta tanıştı. Diyarbakır’da geçen çocukluğu, onun anlatılarında “hafıza” kavramının neden bu kadar merkezi olduğunu açıkça gösterir.

Bir Çocukluk, Bir Kopuş

1890’ların başında Osmanlı coğrafyasında Ermenilere yönelik sistematik şiddet derinleşirken, Boyacıyan ailesi de bu sürecin doğrudan hedefi oldu. Babası Thomas Boyacıyan, Hamidiye Katliamları sırasında öldürüldü. Bu kayıp, Zabel’in hayatında geri dönülmez bir kırılma yarattı. 1895’te annesi ve kardeşiyle birlikte Diyarbakır’dan ayrıldı. Londra’ya uzanan yolculuk, onun tanıklık ettiği katliamlar ve yıkımlarla doluydu. Yıllar sonra bu yolculuğu “hayatımda gördüğüm en büyük çaresizlik” olarak tanımlayacaktı.

Bu sürgün, yalnızca mekânsal değil; aynı zamanda politik ve kültürel bir kopuştu. Ancak Zabel Boyacıyan, kopuşu suskunlukla değil üretimle karşıladı.

Sürgünde Üretmek

Londra’ya yerleştikten sonra Slade Güzel Sanatlar Okulu’na kaydoldu. Resim eğitimi alırken yazmaya da başladı. İlk romanı Yestere: The Romance of Life, 1901’de Varteni mahlasıyla yayımlandı. Roman, Bitlis-Sason katliamlarından esinlenmişti ve Britanya kamuoyunu Ermenilerin yaşadığı şiddetle ilk kez bu denli doğrudan yüzleştiren metinlerden biri oldu. Kitap, ailesini korumak için takma adla yayımlanmıştı; bu bile, sürgünün onun hayatında nasıl kalıcı bir baskı yarattığını gösterir.

Boyacıyan, Londra’daki Ermeni diasporasının kültürel hayatında da merkezi bir rol oynadı. Raffi’nin eşi Anna Raffi ve oğulları Aram ile Arshak Raffi ile kurduğu yakın ilişki, onu edebiyat ve çeviri alanında daha da görünür kıldı. Raffi’nin eserlerinden bölümleri İngilizceye çevirerek Ararat dergisinde yayımladı; okuma etkinlikleri düzenledi, kültürel hafızanın canlı kalması için çalıştı.

Çeviri Bir Köprüydü

Zabel Boyacıyan için çeviri, teknik bir faaliyet değil; politik bir tercihti. 1916’da yayımlanan Armenian Legends and Poems (Ermeni Efsaneleri ve Şiirleri), onun bu yaklaşımının en somut örneğidir. Antolojinin amacı açıktı: Ermeni halkının tarihini, edebiyatını ve estetik dünyasını Batı kamuoyuna anlatmak. Kitabın önsözü Britanyalı tarihçi ve siyasetçi James Bryce tarafından kaleme alındı; gelirleri ise Ermeni mültecilere bağışlandı.

Bu kitapta yalnızca erkek yazarlar değil; Zabel Yesayan ve Shushanik Kurghinian gibi kadın yazarlar da yer alıyordu. Boyacıyan’ın kadınlara alan açan bu yaklaşımı, onu döneminin pek çok entelektüelinden ayırır.

Resimle Kurulan Bir Dil

Boyacıyan, yalnızca yazan değil; üreten, sergileyen bir ressamdı. 1910 ve 1912’de Londra’da, 1920’de Almanya’da, 1928’de Kahire’de, 1940’lı ve 50’li yıllarda Fransa, İtalya ve Belçika’da kişisel sergiler açtı. Dönemin basını onu “Avrupa’da sergi açan ilk Doğulu kadın sanatçılardan biri” olarak tanımlıyordu.

Resimleri, gezdiği coğrafyaların izlerini taşır: İtalya, Yunanistan, Mısır… Ancak metinlerinde ve çizimlerinde Diyarbakır’ın, Mezopotamya’nın kaybı hiç silinmez. 1924’te yayımladığı Gilgamesh: A Dream of the Eternal Quest, bu coğrafyayla kurduğu bağın açık bir göstergesidir.

Sessiz Ama Israrlı Bir Hayat

Zabel Boyacıyan hiç evlenmedi, çocuğu olmadı. Hayatını yazı, resim ve mektuplarla kurdu. İkinci Dünya Savaşı’nı Londra’da geçirdi; yazmayı ve üretmeyi sürdürdü. Son yıllarında Ermenistan’a gitme arzusunu sık sık dile getirdi ama bu gerçekleşmedi.

3. Zagros Film Festivali başladı: İlk kez online
3. Zagros Film Festivali başladı: İlk kez online
İçeriği Görüntüle

26 Ocak 1957’de Londra’da hayatını kaybetti. Ardında yayımlanmış kitaplar, sergilenmiş resimler, yayımlanmamış metinler ve dağınık bir arşiv bıraktı. Bugün mektuplarının bir bölümü Erivan’da, arşivi Zoryan Enstitüsü’nde, resimleri ise dünyanın farklı koleksiyonlarında.

Zabel Boyacıyan’ın hikâyesi, Diyarbakır’ın çokkültürlü hafızasının bir parçasıdır. O, bu topraklardan koparılan ama bu toprakları metinleriyle, resimleriyle ve çevirileriyle dünyaya anlatan bir kadındı. Bugün onun ölüm yıldönümü; ama asıl mesele, bıraktığı sessiz mirası yeniden hatırlamak.