2 Şubat 1922’de, James Joyce’un kırkıncı yaş gününde, modern edebiyatın en sarsıcı metinlerinden biri yayımlandı: Ulysses. İlk olarak The Little Review’da tefrika edilen, ardından Sylvia Beach’in Paris’te bastığı bu roman yalnızca bir edebiyat olayı değil, aynı zamanda dilin sınırlarını zorlayan bir deneydi. Joyce, “elitist” olmakla suçlanan bu metinle aslında edebiyatı gündeliğin içine çekmeyi, kahramanlığı sıradanlığın içinden yeniden düşünmeyi deniyordu.

Kâğıt, yazı, ev: Yönetmenleriyle Ulysses Çevirmek üzerine - bant mag

Bir asır sonra, bu kez başka bir coğrafyada, başka bir dilde, Ulysses yeniden yazılmaya başlandı. Kürtçede. Üstelik bu sadece bir çeviri değil; dil, edebiyat ve sürgünle örülü uzun bir kurucu yolculuktu.

Kürtçeye Açılan En Zor Kapı

Kürtçenin Ulysses’i fikri, baştan itibaren imkânsızlıkla maluldü. Joyce’un metni; bilinç akışı, söz oyunları, argo, müzik, mitoloji ve gündelik hayatın en küçük ayrıntılarıyla örülüdür. Her bölüm, başka bir türü taklit eder, her sayfa dili başka bir noktaya taşır. Bu nedenle Ulysses, yalnızca “okunması zor” değil, çevrilmesi neredeyse olanaksız bir metin olarak kabul edilir.

Kawa Nemir bu yükü 2012 yılında üstlendi. On yıldan uzun süren bu çeviri, Kürtçede sadece bir roman kazandırmak anlamına gelmiyordu. Henüz yazılı kanonu sınırlı, akademik sözlükleri eksik, standartları sürekli tartışılan bir dilde; deyimleri, argo yapıları, sözdizimini ve anlatı ritmini yeniden kurmayı gerektiriyordu. Nemir’in deyişiyle bu çeviri, bir roman olduğu kadar bir sözlük, bir gramer kitabı ve bir edebi katalogtu.

Kawa Nemir Kimdir?

Kawa Nemir, Ankara’da Hacettepe Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz dili ve edebiyatı eğitimi aldı. Ardından eski Yunan dili ve edebiyatı okumaya başladı; ancak Kürt dili ve edebiyatı alanındaki faaliyetleri nedeniyle 2002 yılında üniversiteden uzaklaştırıldı. Bu kırılma, onun akademi dışı ama son derece üretken bir edebiyat yoluna girmesinin de başlangıcı oldu.

Ulysses Çevirmek: Kurucu ve Yabancı - Altyazı Sinema Dergisi

1997–2003 arasında yayımlanan Jiyana Rewşen dergisi ve Rewşen-Name, bugün “Rewşen Kuşağı” olarak anılan edebi damarın temel taşları arasında kabul ediliyor. 2003’te kurduğu Bajar Yayınevi, dünya edebiyatını Kürtçeye kazandırmayı hedefledi; ekonomik ve yapısal nedenlerle kısa ömürlü olsa da bıraktığı iz kalıcıydı.

Bugüne dek İngilizce başta olmak üzere birçok dilden 100’e yakın kitap çevirdi; Shakespeare’den Yeats’e, Pound’dan modern tiyatroya uzanan geniş bir külliyatı Kürtçeye taşıdı. Hamlet’i çevirip sahnede Kral Hamlet’i oynadı; Mem û Zîn’i tiyatroya uyarladı. Tüm bu üretim hattı, onu tek kişilik bir “tercüme bürosu”na dönüştürdü.

Sürgün, Dil ve Amsterdam

2015 sonrası Türkiye’de yeniden yoğunlaşan çatışmalı ortam, Nemir’in yaşamını da doğrudan etkiledi. Diyarbakır–Mardin hattında sürdürdüğü çalışmalar, gözaltı ve tutuklanma endişeleriyle kesintiye uğradı. Ulysses’i “kurtarmak” için Amsterdam’a gitti; orada, Anne Frank’ın bir dönem yaşadığı evde çevirisini sürdürdü.

Kâğıt, yazı, ev: Yönetmenleriyle Ulysses Çevirmek üzerine - bant mag

Bu mekânsal geçiş rastlantısal değildi. Anne Frank’ın günlüğüyle, Joyce’un gündelik hayatı merkeze alan edebiyatı ve Nemir’in sürgün deneyimi, dilin ev fikriyle kurduğu ilişkiyi görünür kılıyordu. Nemir için yurt, artık coğrafi değil; doğrudan dilin kendisiydi.

Bir Belgesel Olarak Tanıklık: “Ulysses’i Çevirmek”

Aylin Kuryel ve Fırat Yücel’in yönettiği Ulysses’i Çevirmek, bu uzun yolculuğun kaydını tutan nadir belgesellerden biri. Film, yalnızca bir çevirmenin emeğini değil; dilin politik tarihini, sürgünlük hâlini ve edebiyatın kurucu gücünü takip ediyor.

Belgesel, Joyce’un döngüsel zaman fikrini merkezine alıyor: Dublin ile Diyarbakır, Bloom ile Nemir, sömürgecilik geçmişiyle bugünün kültürel baskıları arasında sessiz ama güçlü bağlar kuruyor. Üstelik bunu hamasi bir direniş anlatısına yaslanmadan, gündeliğin içinden yapıyor.

Bu Çeviri NedenÖnemli?

Kürtçe Ulysses, bir “ilk” olduğu kadar bir eşik. Kürtçenin yalnızca sözlü ya da folklorik değil; modernist, deneysel ve akademik bir edebiyat dili olarak da işleyebileceğini gösteriyor. Bu çeviri, dili sabitlemiyor; aksine onu çoğaltıyor, esnetiyor, tartışmaya açıyor.

Diyarbekir’den Londra’ya: Zabel Boyacıyan’ın Sessiz Mirası
Diyarbekir’den Londra’ya: Zabel Boyacıyan’ın Sessiz Mirası
İçeriği Görüntüle

1+1 Express | Kürtçe konuşan Joyce: Bir öç hikâyesi

Joyce’un İngilizceyi içeriden parçalayan edebi stratejisi, Kürtçede de benzer bir olanak yaratıyor. Ne milliyetçi bir dil kurma projesi ne de nostaljik bir geri dönüş… Daha çok, geç kalmış ama bilinçli bir modernleşme denemesi.

Bir yüzyıl önce Joyce, “bizi mutsuz eden büyük kelimelere” karşı gündeliği savunuyordu. Bugün, Kawa Nemir’in Kürtçede yaptığı da tam olarak bu: Büyük anlatılar yerine, kelimelerin kendisine kulak vermek.