Spor

İngiliz Futbolunda İftar protestosu: Tribünlerde Irkçılık

Premier Lig’de Müslüman futbolcuların iftar molasının yuhalanması, Ada futbolunda kökleşen aşırı sağ tehdidini ve yaklaşan Dünya Kupası öncesi ırkçı riskleri artırıyor.

Abone Ol

Birkaç hafta önce Leeds United ile Manchester City arasında oynanan Premier Lig müsabakasında, Müslüman oyuncuların oruçlarını açabilmesi için oyuna kısa bir ara verilmesi, İngiliz futbolunun son yıllarda içinden geçtiği derin kimlik krizini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. 2021 yılından bu yana Ramazan ayının lig takvimiyle çakışması üzerine alınan ortak karar doğrultusunda, maçın doğal bir duraksama anında iftar yapılabilmesi standart bir uygulama haline gelmişti. Ancak Elland Road tribünlerinden yükselen yuhalama sesleri, Omar Marmoush, Rayan Ait-Nouri ve Rayan Cherki gibi oyuncuların inançlarına yönelik tahammülsüzlüğün somut bir göstergesi oldu. VAR incelemeleri nedeniyle dakikalarca duran oyunun, insani bir ihtiyaç için 78 saniye kesilmesine gösterilen bu sert tepki, futbolun evrensel birleştiriciliğine gölge düşüren ve toplumda giderek tırmanan İslamofobik eğilimlerin sahaya yansıması olarak yorumlandı.

Fransa ve İngiltere Hattında Laiklik ve Tahammül Sınırı

Britanya bu içsel tartışmalarla boğulurken, Avrupa’nın diğer yakasında Fransa Futbol Federasyonu çok daha katı bir tutum sergilemeye devam ediyor. Kuzey Afrikalı ve Müslüman oyuncuların domine ettiği bir ligde, federasyonun "laiklik" gerekçesiyle hakemlerin iftar molası vermesini yasaklaması ve hatta milli takım kampındaki oyunculara oruç yasağı getirdiği iddiaları, meseleyi kıtasal bir boyuta taşıyor. İngiltere’de ise kulüplerin toplumsal bağları güçlendirmek adına düzenlediği "Açık İftar" etkinlikleri, her ne kadar köprüler kurmayı amaçlasa da dijital dünyada nefret söylemlerinin hedefi haline geliyor. Everton gibi kadrosunda Müslüman yıldızları barındıran ekiplerin yerel topluluklarla yediği kardeşlik yemeklerine yönelik sosyal medya saldırıları, aşırı sağcı söylemin ana akım medya ve siyasetin zayıf direnciyle kendine nasıl konforlu bir alan bulduğunu kanıtlıyor.

Siyasi Belirsizlik ve Yaklaşan Dünya Kupası Riski

İngiltere'deki siyasi atmosferin parçalanmış yapısı, Reform ve Restore Britain gibi yapıların Müslümanları "içerdeki düşman" olarak konumlandırmasına zemin hazırlıyor. Tommy Robinson gibi figürlerin öncülüğünde 2025 sonunda tırmanan "Krallığı Birleştir" eylemleri, St. George bayrağını bir dışlama sembolü olarak kullanarak Britanya’yı bir saflık testinden geçirmeye zorluyor. Bu gergin iklimin ortasında, İngiltere Milli Takımı’nı temsil eden ilk Müslüman futbolcu olan Djed Spence gibi isimlerin sahaya çıkacağı Dünya Kupası yaklaşırken, tribünlerin bu kutuplaşmadan nasıl etkileneceği büyük bir soru işareti yaratıyor. Futbol otoritelerinin bu nefret dalgası karşısında nasıl bir duruş sergileyeceği ve taraftar gruplarının kolektif bir sağduyu inşa edip edemeyeceği, modern futbolun sadece bir spor değil, aynı zamanda bir bir arada yaşama sınavı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.