CNN World'den Don Riddell’in analizine göre, Avustralya’da düzenlenen 2026 AFC Kadınlar Asya Kupası sonrasında İran Kadın Milli Futbol Takımı’ndan bazı oyuncuların iltica etmesi şaşırtıcı bir gelişme olarak görülmüyor. Turnuva sırasında İranlı futbolcular dünya kamuoyunun önünde ülkelerini temsil ederken, aynı dönemde İran yönetimi ABD ve İsrail’in yoğun hava saldırılarıyla karşı karşıya kalmıştı.
Turnuvanın ilk günlerinde bazı oyuncuların milli marşı söylemeyi reddettiği görüldü. Ancak İran’daki muhafazakâr çevrelerin sporcuları “savaş zamanı hainleri” olarak hedef göstermesinin ardından takımın tavrının değiştiği gözlendi. Turnuvanın ilerleyen günlerinde oyuncuların yeniden marş söylediği ve bunun ailelerine yönelik tehditler nedeniyle gerçekleştiği iddia edildi.
Bu sporcuların yaşadığı sürece ilişkin ayrıntılar henüz netleşmiş değil. Güvenlik gerekçeleri nedeniyle oyuncuların kısa vadede kamuoyuna açıklama yapmaları da beklenmiyor. Bununla birlikte son yıllarda yaşanan benzer kaçış vakaları, İranlı sporcuların neden ülkelerini terk etmek zorunda kaldıklarını anlamaya yardımcı oluyor.
Sporcular üzerindeki siyasi baskı ve tehditler
Son yirmi yılda çok sayıda İranlı sporcu farklı ülkelerde sığınma talebinde bulundu. Bu sporcuların ifadeleri, İran’da sporun yalnızca sportif bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda siyasi ve ideolojik bir araç olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.
2021 yılında İranlı halterci Amir Assadollahzadeh, IPF Dünya Halter Şampiyonası için bulunduğu Norveç’te takımından kaçarak sığınma talebinde bulunmuştu. Assadollahzadeh, kendisinden İranlı komutan Kasım Süleymani’nin fotoğrafının bulunduğu bir tişört giymesinin istendiğini ve bunu reddettiği için tehdit edildiğini söyledi.

CNN’e konuşan sporcu, kendisine “Bu tişörtü giymeyi reddedersen İran’a döndüğünde hem sen hem de ailen sorun yaşayacak” denildiğini aktardı. Assadollahzadeh gece yarısı takım otelinden ayrılarak Norveç’in Stavanger kentinden Oslo’ya doğru kaçtı. Takip edildiğinden şüphelendiği için yolculuk sırasında telefonunu denize attığını anlatan sporcu, Oslo’daki tren istasyonunda takım arkadaşlarından birini görünce yeniden kaçmak zorunda kaldığını söyledi.
Sonunda Norveç’te sığınma talebinde bulunan sporcu, İran’a dönmesi halinde “hapis, işkence ve hatta idam” riskiyle karşı karşıya kalacağından emin olduğunu dile getirdi.
Kaçış kararının ağır bedeli
İranlı sporcular için iltica kararı çoğu zaman ani bir kaçıştan çok uzun bir iç mücadele sonucunda alınıyor. Sporcular bu kararı verirken yalnızca kendi hayatlarını değil, ailelerinin güvenliğini ve geride bırakacakları her şeyi de düşünmek zorunda kalıyor.
Yurt dışına çıkan İran spor takımlarına genellikle “harasat” olarak adlandırılan güvenlik görevlileri eşlik ediyor. Bu görevliler sporcuların davranışlarını izliyor, ideolojik kurallara uyulmasını sağlıyor ve olası kaçış girişimlerini engellemeye çalışıyor. Bazı sporculardan seyahatten önce teminat olarak para veya mal varlığı göstermeleri de isteniyor. Böylece sporcu geri dönmezse ailesi maddi yaptırımlarla karşı karşıya kalabiliyor.
Sporcular arasında yazılı olmayan bir kural da bulunuyor: Kaçış girişimi ancak başka hiçbir seçenek kalmadığında yapılmalı. Çünkü bir sporcu kaçtığında geride kalan takım arkadaşları kaçışa yardım etmekle suçlanabiliyor.
CNN’e konuşan bir başka İranlı sporcu, altı yıl boyunca yedi farklı kaçış planı yaptığını ancak çoğunun başarısız olduğunu anlatmıştı. İlk girişimi annesinin endişeli telefonuyla iptal edildi. Daha sonraki denemelerde ise takım yöneticileri niyetinden şüphelenerek onu kadrodan çıkardı. Bir denemesinde havaalanında yakalanarak aylarca gözaltında tutulduğunu ve işkence gördüğünü söyledi.
Sonunda Almanya’da bir turnuva sırasında takım arkadaşlarıyla otelin önünde vedalaştı ve belirsiz bir geleceğe doğru yürüyerek kaçtı.
“İran’da her şey politiktir”
İranlı sporcuların yaşadığı baskı, spor ile siyasetin ülkede ne kadar iç içe geçtiğini de gösteriyor. 2022 yılında eski güreşçi Sardar Pashaei, İran milli takımlarının toplumda neden bu kadar tartışmalı olduğunu anlatırken birçok kişinin bu takımları ülkenin değil, İslam Cumhuriyeti’nin takımı olarak gördüğünü söyledi.
Pashaei’ye göre bazı sporcular spor ile siyasetin ayrı tutulması gerektiğini savunsa da İran’da bunun mümkün olmadığını ifade ediyor. Ona göre ülkede spor da dahil olmak üzere hemen her alan siyasetle iç içe geçmiş durumda.
Eski milli futbolcu Shiva Amini’nin yaşadıkları da bu baskının başka bir örneğini oluşturuyor. İran kadın milli takımının en yetenekli oyuncularından biri olarak görülen Amini, 2017 yılında İsviçre’de başörtüsü olmadan futbol oynarken çekilen fotoğraflarını sosyal medyada paylaştıktan sonra tehditler almaya başladı.

Amini’ye gönderilen mesajlardan birinde “Başını keseceğiz ve fotoğrafını ailene göndereceğiz” ifadesi yer alıyordu. Bu tehditlerin ardından İran’a dönmesinin mümkün olmadığını anlayan sporcu, yaşadığı baskının psikolojik olarak büyük bir yük oluşturduğunu söyledi.
Amini daha sonra İran’da kadın futbolunun çoğu zaman sembolik bir varlık olarak görüldüğünü fark ettiğini anlattı. Bir milli takım kampında erkek takımıyla aynı tesiste bulunduklarını ancak kadın oyuncuların çoğu zaman kenarda bekletildiğini söyledi. Federasyon yetkililerine neden eşit imkân sağlanmadığını sorduğunda aldığı yanıt ise çarpıcıydı: Kadın takımının varlığı, FIFA kuralları gereği erkek takımının uluslararası organizasyonlardan men edilmemesini sağlamak içindi.
Yeni bir hayatın belirsizliği
Avustralya hükümeti tarafından insani vizelerle kabul edilen İranlı futbolcular artık ülkelerine dönemeyeceklerini biliyor. Bu karar onlara güvenli bir yaşam sunabilir, ancak aynı zamanda ailelerinden ve arkadaşlarından uzun süre ayrı kalma ihtimalini de beraberinde getiriyor.
Assadollahzadeh, kaçışının ardından babasını aradığı anı hayatının en ağır anlarından biri olarak hatırlıyor. Telefonda durumu anlatırken babasının ağladığını gördüğünü söyleyen sporcu, “Hayatımda ilk kez babamın gözyaşlarını gördüm” diyerek yaşadığı duygusal yükü anlatıyor.




