Kürt sorunu çoğu zaman siyasal ve güvenlik başlıklarıyla tartışılıyor. Oysa rakamlar, meselenin ağır bir ekonomik boyutu olduğunu gösteriyor. Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, Kürt Çalışmaları Merkezi için kaleme aldığı “Çatışma ve Barışta Ekonomi” başlıklı çalışmada bu tabloyu verilerle ortaya koyuyor.
Bir Asırlık Güvenlik Yönetimi
Kaya’ya göre bölgenin geri kalmışlığı tesadüfi değil. 1925 Şark Islahat Planı’ndan bugüne uzanan süreçte, istisnai bazı dönemler dışında, Kürt illeri ağırlıklı olarak güvenlik eksenli idari pratiklerle yönetildi. Umumi müfettişliklerden kayyum uygulamalarına uzanan bu çizgi, bölgede öngörülebilir bir yatırım ikliminin oluşmasını engelledi.
En Az Gelişmiş İlçelerin Haritası
Kalkınmanın güvenliğin gerisinde bırakılması, Kürt illerini Türkiye’nin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında kalıcı biçimde en alt basamaklara itti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2022 verilerine göre Türkiye’nin en az gelişmiş 50 ilçesinin 49’u bu bölgede yer alıyor. Bölge, neredeyse istisnasız biçimde son 20 il arasında konumlanıyor.
Gündelik Hayatta Devasa Fark
Ekonomik eşitsizlik yalnızca gelir düzeylerinde değil, temel yaşam harcamalarında da belirgin. TÜİK’in 2024 verilerine göre bölge insanının tüketim kapasitesi Batı illerinin dörtte biri seviyesinde. Eğitim harcamalarında en gelişmiş illerle bölge arasında 26 kat fark bulunuyor. Gıdada bu fark 22 kat, sağlıkta ise 8 kat olarak ölçülüyor.
Borçla Dönen Bir Ekonomi
Bölge ekonomisi birikimle değil, borçlanmayla ayakta duruyor. Diyarbakır ve Şanlıurfa’da her 1 TL mevduata karşılık 1,78 TL kredi kullanılıyor. İstanbul’da şube başına düşen mevduat miktarının Diyarbakır’ın dört katından fazla olması, gelir yaratma kapasitesindeki uçurumu gözler önüne seriyor. Buna ek olarak, ne eğitimde ne de istihdamda olan gençlerin oranı bölgede Türkiye ortalamasının iki katına çıkmış durumda; bu da yoksulluğun kuşaklar boyunca kalıcılaşma riskini büyütüyor.