Son yıllarda Kürtçe rap ve diasporadan yükselen protest müzik, yalnızca bir müzik türü değil; bastırılmış hafızanın, yarım bırakılmış dillerin ve kolektif öfkenin sesi olarak yeniden kuruluyor. Paris’te yaşayan Diyarbakırlı müzisyen Serqo, bu hattın kişisel ama politik damarlarından birinde duruyor. Onun müziği, coşkuyla başlayan ama hafızaya çarpan bir anlatı kuruyor.
Serqo, Diyarbakır’da doğup büyüdü. 90’ların politik ikliminden etkilenen çocukluğu, bugün şarkılarının arka planında hâlâ canlı. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki lisans eğitiminin ardından New York ve Paris’te eğitimine devam etti; sonunda Paris’e yerleşti. Müzikle ilişkisi çocukluk yıllarına uzansa da, üretim ihtiyacının asıl olarak yaş ilerledikçe ortaya çıktığını söylüyor. Serqo ile müziğini, diaspora deneyimini ve anadiliyle kurduğu ilişkiyi konuştuk.

Kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?
Diyarbakır’da doğup büyüdüm. Üniversiteyi Boğaziçi Üniversitesi’nde okuduktan sonra New York ve Paris’te eğitimime devam ettim ve nihayetinde Paris’e yerleştim. Müzikle çocukluğumdan beri ilgileniyordum. Yaşım ilerledikçe ve sanatsal bir ifade ihtiyacım arttıkça kendimi üretirken de buldum.
Hangi dillerde müzik üretiyorsunuz? Anadilinizin üretimlerinizdeki yeri sizin için ne ifade ediyor?
Türkçe, Kürtçe, İngilizce ve Fransızca müzik yapıyorum. Tabii tüm bu dillerde aynı hâkimiyete sahip değilim. 90’larda Diyarbakır’da büyümüş birçok akranım gibi Kürtçe’yi pek konuşamayarak büyüdüm. Daha sonra 22 yaşımda Paris’te öğrenciyken INALCO isimli okulda Kürdoloji bölümüne giderek Kürtçe öğrendim. Anadilimde müzik yapabilmeyi çok önemli sayıyorum ve bu konuda kendimi geliştirmeyi çok önemsiyorum. Şu anda daha çok Türkçe ve İngilizce müzik yaparken kendimi daha rahat ifade ediyorum. Fakat zamanla Kürtçe’de de kendimi geliştireceğime inanıyorum.
Müziğinizi birkaç cümleyle nasıl tanımlarsınız? Sizi besleyen müzikal türler, gelenekler ya da sanatçılar var mı?
Birkaç cümleyle nasıl tanımlayabileceğimi bulamadım. Coşku hissini yakalayan altyapılar üzerine kendi mahallemin hikâyesini anlatan sözler yazmaya çalışıyorum diyebiliriz belki. Tarz olarak en çok indie, soul, funk, desert blues ve psychedelic rock dinliyorum. 60’lar ve 70’lerin karakter kokan müziğine bayılıyorum. Kuzey Afrika’nın Kürtleri diyebileceğimiz Tuareglerin gitar çalma üslupları beni evimde hissettiriyor. Üç abisini Fas devletiyle çatışmalarda kaybetmiş Mariam Hassan’ın blues’u bana büyük ilham veriyor. Tame Impala’nın hipnotize eden melodileri harika. Parcels grubunun loop’ları endişe hissiyle başa çıkmada birebir.

Rap müziği bu tarzlara göre daha az dinliyorum doğrusu. Fransızca rap’te MC Solaar, IAM, Damso; Amerikan rap’te Kendrick Lamar, A$AP Rocky ve Kanye West’i seviyorum. Kürtçe rap’te Sîmyager’i çok beğeniyorum, Türkçe rap’te Ezhel büyük bir üstat.
Diasporada yaşamak ve üretmek müziğinize nasıl yansıyor?
İlk şarkımın konusunu ve temasını tamamen diaspora yaşamının güçlükleri belirledi. Öncelikle buraya göçün hikâyesi, yolda yaşanılan zorluklar işlendi. Sonra buraya varılınca başlayan ve sonu gelmeyen kâğıt mücadelesi. Buradaki hepimizin hayatının demirbaş endişeleri.

Bugüne kadar kimlerle çalıştınız? Birlikte üretmeyi özellikle önemsediğiniz müzisyenler, prodüktörler ya da kolektifler var mı?
Şarkılarımın altyapılarına genelde ev arkadaşım Baran Acidere ile çalışıyoruz. Klip projelerimizi çok sevdiğim yönetmen arkadaşlarım Altay Erlik ve Matthew Geissendoerfer ile geliştirdik, sayısız arkadaşımız da bize bu süreçte yardım etti.
Şarkılarınızda öne çıkan temalar neler? Hafıza, kimlik, aidiyet gibi başlıklar üretimlerinizde nerede duruyor?
Şarkılarımda göç, bürokrasi sorunları, Diyarbakır’da çocukluk, erkeklik sorunu, sömürgecilik, insan doğası gibi temaları işlediğimi sanıyorum. Hafıza, kimlik, aidiyet kavramlarının da şarkılarımda baskın unsurlar olduğunu zannediyorum. 90’larda Diyarbakır’da büyümüş kuşağın ortak referanslarını, aidiyetlerini, kimlik bunalımlarını şarkıların sözlerinde yakalayabilirsiniz. Özellikle Non-Binary şarkımda bu başlıklara çokça rastlayabiliyoruz diye düşünüyorum.

Üretim süreciniz nasıl ilerliyor? Bir şarkı genellikle nasıl ortaya çıkıyor?
Ben coşku hissi temelinde artistik üretim yapıyorum. Bir fikir, bir melodi, bir renk benim içimde derin bir coşku hissi yaratıyor, ben sonra o hissin üzerinde bir şeyler inşa etmeye başlıyorum. Mesela bir melodi geliyor aklıma, çok seviyorum o melodiyi. Oturup o melodiden bir parçanın altyapısını çıkarıyorum. Böylelikle parçanın his dünyası oluşmuş oluyor, ondan sonra bu his dünyasında anlatılmaya uygun olan hislerimi kendi içime dönüp bir check ediyorum. Oradan bir hikâye oluşturmaya çalışıyorum. Ve şarkı tamamlanıyor.

Dinleyiciyle kurduğunuz bağ sizin için ne ifade ediyor?
Bir mesajım var. İktidarla, sömürgecilikle, asimilasyonla kendi yaşadığım bir mücadele oldu. Buna dair izlenimlerimi benimle aynı mahallenin çocuğu olan insanlarla paylaşmak benim için önemli. Kendi mahallemin özgüven, özsevgi, özsaygı inşası süreçlerinin bir parçası olmak istiyorum ve beni dinleyen insanlarla bu temelde bir bağ kurmak istiyorum. Bence hayat kurulan bu tip bağların hatırına yaşanıyor.
Önümüzdeki döneme dair paylaşmak istediğiniz yeni çalışmalarınız ya da planlarınız var mı?
Evet, 4 parçalık yeni bir EP üzerinde çalışıyorum.




