Yeni Özgür Politika’dan Miheme Porgebol’un 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü vesilesiyle Kürt tiyatrocularla yaptığı röportajlar, Kürt tiyatrosunun mevcut durumunu tüm boyutlarıyla ortaya koyuyor. Türkiye’de Amed, Êlih, Mêrdîn, Wan ve İstanbul başta olmak üzere birçok kentte sahnelenen Kürtçe tiyatro, tüm zorluklara rağmen üretimini sürdürüyor. Çoğulcu yapısı ve kolektif üretim biçimiyle toplumsal gerçeklikle güçlü bir bağ kuran bu alan, devlet desteğinden büyük ölçüde yoksun kalırken, varlığını çoğunlukla kendi öz kaynaklarıyla sürdürüyor. Belediye bünyesinde düzenli faaliyet gösteren tek yapı olan Amed Şehir Tiyatrosu dışında, tiyatro topluluklarının büyük bölümü bağımsız üretim koşullarına mahkûm durumda.
Sansür, ekonomik kriz ve yapısal engeller
Kürt tiyatrosu yalnızca sahne üretimiyle değil, aynı zamanda üretim koşullarını yaratma mücadelesiyle de var oluyor. Sansür, yasaklamalar ve ekonomik kısıtlamalar bu alanın en temel sorunları arasında yer alıyor. Yakın dönemde birçok oyunun gerekçesiz şekilde yasaklanması, kayyum politikaları nedeniyle tiyatro topluluklarının dağılması ya da işlevsizleşmesi, sanat üretimini doğrudan etkiliyor. Ekonomik zorluklar ise tiyatro emekçilerini farklı iş alanlarına yönelmek zorunda bırakarak sanatsal üretimin sürekliliğini sekteye uğratıyor. Aynı zamanda hukuki baskılar ve yargılamalar, sanatçılar üzerinde oto-sansürü de beraberinde getiriyor.
Tiyatro bir hafıza ve direniş alanı
Tüm bu koşullara rağmen Kürt tiyatrosu üretimde ısrarcı. Turneler düzenleniyor, alternatif sahneler kuruluyor, ortak projeler geliştiriliyor ve seyirciyle bağ korunuyor. Oyunların büyük kısmının kapalı gişe sahnelenmesi, tiyatronun bölgede güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Ahura Tiyatro Kooperatifi gibi kolektif yapılar ise ortak üretim ve dayanışma açısından önemli bir zemin sunuyor.
Sanatçılara göre Kürt tiyatrosu yalnızca bir sanat dalı değil; dilin, hafızanın ve kimliğin sahnede yeniden kurulduğu bir alan. Bu yönüyle tarihsel olarak bir direniş tiyatrosu niteliği taşıyor. Yasaklı dönemlerden bugüne kadar hafızayı koruyan ve alternatif anlatılar üreten tiyatro, bugün de toplumsal yüzleşme ve diyalog için önemli bir mecra olmaya devam ediyor.
İhtiyaçlar, eleştiri ve yeni arayışlar
Tiyatrocular, alanın gelişimi için sürdürülebilir destek mekanizmalarına, teknik altyapının güçlendirilmesine ve dramaturjik derinleşmeye ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Sahne tasarımı, ışık ve kostüm gibi teknik alanlardaki eksiklikler estetik üretimi sınırlarken, eleştirmen ve akademik çalışma eksikliği de tiyatronun gelişim sürecini yavaşlatıyor. Metin üretiminin sınırlı olması ve aynı anlatı biçimlerinin tekrar edilmesi ise önemli bir başka sorun olarak öne çıkıyor.
Bununla birlikte son yıllarda disiplinler arası arayışların artması, tiyatronun müzik, performans ve görsel sanatlarla kurduğu ilişkiler yeni estetik olanaklar yaratıyor. Sanatçılar, daha cesur dramaturjik yaklaşımlar ve kolektif üretimlerle bu alanın genişleyebileceğini belirtiyor.
27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü, Kürt tiyatrosu için yalnızca bir kutlama değil; mevcut durumu değerlendirme, eksikleri görme ve yeni bir yön arayışı için önemli bir eşik olarak görülüyor. Sanatçılar, sansürün kaldırıldığı, eşit destek mekanizmalarının sağlandığı ve daha özgür üretim koşullarının oluştuğu bir gelecek talep ederken, tiyatronun barış, empati ve toplumsal diyalog açısından taşıdığı potansiyelin altını çiziyor.