Türkiye’nin yüksek dağ silsilelerinde yaşayan dağ keçileri, son yıllarda artan av baskısı ve habitat kaybı nedeniyle ciddi bir tehdit altında. Kağıt üzerinde koruma altında olan bu tür, sahada hem kaçak avcılıkla hem de av turizmi kapsamında yürütülen yasal süreçlerle hedef alınıyor. Ekologlara göre dağ keçisinin azalması yalnızca bir tür kaybı değil, yüksek dağ ekosistemlerinde geri dönüşü zor bir dengenin bozulması anlamına geliyor.

Dersim’de dağ keçisine pezkovi denir: yabani, evcilleşmemiş, dağın ruhuna ait. Kaya yarıklarında kaybolan ayak izleri, bir anda beliren sürüler, sabah ilk ışıkla kayalara vuran gölgeler… İnsanla arasında tarihsel olarak bir mesafe vardır; bu mesafe korkudan değil, saygıdan doğmuştur. Ancak bugün bu mesafe giderek kısalıyor. Dürbünlü tüfeklerin, arazi araçlarının ve “kota” kavramının menziline giriyor.

Dağ keçisi neden bu kadar önemli? Çünkü o, yüksek dağ ekosistemlerinin kilit türlerinden biridir. Otlatma baskısını dengeler, bitki örtüsünü biçimlendirir, tohum taşır. Kışın alçak kotlara iner, baharda yeniden zirveye çekilir. Bu mevsimsel hareket yalnızca keçinin değil; yırtıcıların, leşçillerin, bitkilerin ve toprağın ritmini belirler. Bir sürü vurulduğunda eksilen yalnızca birkaç hayvan olmaz; kayalık yamaçlarda kurulmuş karmaşık bir denge bozulur.

Bugün dağ keçilerinin üzerindeki baskı yalnızca avcılıkla sınırlı değil. Barajlar, maden sahaları, yeni yollar, enerji projeleri, askeri güvenlik hatları… Dağların “ulaşılamazlığı” azaldıkça, dağ keçisinin güvenliği de azalıyor. Haritada tek bir çizgi gibi görünen yol, sahada tel örgü, kontrol noktası ve servis güzergâhı demek.

“Bir kurşun, bir ocağın kapısını kapatır”

Dersim’de dağ keçisi yalnızca biyolojik çeşitlilik başlığı değildir; inancın içinde can bulur. Pek çok anlatıda dağ keçisini vurmanın uğursuzluk getireceğine inanılır. “Vuranın hanesinde hayır olmaz” diyen de vardır, “ceme alınmazdı” diyen de. Bu anlatılar, bugünün koruma hukukundan çok önce kurulmuş bir toplumsal denetim mekanizmasını işaret eder: düşkünlük. Yani yalnızca yasa değil, cemaat vicdanı da yaptırım üretir.

Dersim'in tılsımlı varlıkları: Dağ keçileri | Independent Türkçe

İnanç anlatılarında dağ keçisi kimi zaman Hızır’ın işareti, kimi zaman Ana Fatma’nın davarı, kimi zaman Düzgün Baba’nın yoldaşıdır. Ortak nokta açıktır: dağ keçisi sahipsiz değildir. “Dağın emanetidir” denir. “Güneş batınca toprak mühürlenir; onlar da mühürlü toprağa basmaz” diye anlatılır. Mitoloji ve ritüel burada doğayı koruyan bir etik üretir: cana dokunma.

Kürt kültüründe de pezkovi, dağın simgesidir. Stranlarda, şiirde, hikâyede “dağın canlısı” olarak geçmesi boşuna değildir. Dağla kurulan ontolojik bağ, hayvanın bedeninde görünür olur: çeviklik, inat, yüksekte kalma iradesi. Ama tam da bu sembolik güç, onu hedef haline getirir. Trofe kültürü, boynuzu “başarı hatırası”na dönüştürür. Bir toplum için kutsal olan, başka bir bakışta duvara asılacak bir nesnedir. Çatışma tam burada başlar.

Xızır'ın Kutsal Davarı (Bezuvar Dağ Keçileri) – Alevi Ansiklopedisi

Av turizmi ve “yasal” kılıf

Kâğıt üzerinde dağ keçisi koruma altındadır. Üreme dönemlerinde avlanması yasaktır; kaçak avcılık, tuzakla yakalama ve ticaretin cezaları vardır. Yerel düzeyde av yasakları ilan edilir, jandarma ve doğa koruma ekipleri denetim yapar. Ancak aynı tabloda bir de “av turizmi” mekanizması çalışır. Kota belirleme, ihaleler, aracılık şirketleri, rehberlik hizmetleri… Yaban hayatı ekonomik bir kaleme çevrilir. Savunulan argüman tanıdıktır: “Kontrollü av popülasyonu zedelemez, gelir sağlar, denetimi artırır.” İtiraz ise nettir: Denetim kapasitesi zayıfken kontrollü av, kaçak avı da meşrulaştırır. Trofe için seçilen büyük erkekler vuruldukça sürü yapısı bozulur, genetik denge tersine döner.

Dersim’de on binler doğa talanına karşı ayakta
Dersim’de on binler doğa talanına karşı ayakta
İçeriği Görüntüle

Sahadan gelen tanıklıklar bu itirazı büyütüyor. Doga gönüllüleri “Bazen et için değil, zevk için vuruluyor” diyor. “Engel olmaya çalışınca silah çekildiğini gördük” diyenler var. Üreme dönemlerinde toplu katliam iddiaları dolaşıyor. Bunların her biri, münferit söylenti değil; ciddi soruşturma konusu olması gereken beyanlar. Çünkü mesele avcılık değil, kamu gücü ve cezasızlığın doğayla kurduğu ilişki.

Bugün sahada görülen tablo, koruma ile ihlalin iç içe geçtiği bir alanı işaret ediyor: denetim personeli yetersiz, devriye boşlukları fazla; cezalar caydırıcı değil; habitat barajlar ve madenlerle parçalanıyor; yerel inanç temelli koruma pratikleri aşınıyor. Av turizmi ise tüm bu tabloyu “normal” gösteren bir dil üretiyor.

Elbette yapılanlar da var. Av yasakları, cezalar, sınırlı koruma statüleri, yerel kamuoyu baskısı… Dersim’de kutsallık fikri zaman zaman fiili bir koruma kalkanına dönüşebiliyor. İnsan erişiminin azaldığı dönemlerde sayılarda artış gözlemlendiği biliniyor.

Ama asıl korunamayan şey, ekosistemin bütünlüğü. Bir vadi barajlarla kesildiğinde hayvan geçemiyor. Bir dağ silsilesi maden ruhsatlarıyla bölündüğünde kaçacak yer kalmıyor. Koruma yalnızca “av yasağı” demek değil; yaşam alanını bir bütün olarak savunmak demek.

Kaynak: Haber Merkezi