Irak Kürdistanı tarihinin en kritik dönemeçlerinden biri kabul edilen Büyük Ayaklanma ya da bilinen adıyla Raperîn, bugün 35. yılını geride bırakıyor. 5 Mart 1991 tarihinde Süleymaniye’nin Ranya ilçesinde sivil bir başkaldırı olarak başlayan bu hareket, Körfez Savaşı sonrası Bağdat’taki merkezi otoritenin zayıflamasını takip eden bir dizi askeri ve siyasi gelişmeyi beraberinde getirdi. On yıllardır süren Baas rejimi baskısına karşı bir kırılma noktası oluşturan süreç, bölgenin bugünkü anayasal statüsünün de temelini attı.
Ayaklanmanın Sosyopolitik Zemini ve İlk Kıvılcım
1991 yılının başlarında müttefik güçlerin müdahalesiyle Kuveyt’ten çekilmek zorunda kalan Irak ordusu, lojistik ve moral açısından büyük bir gerileme yaşadı. Bu otorite boşluğu, 1980’li yıllar boyunca Enfal Operasyonları ve Halepçe Katliamı gibi ağır süreçlerden geçen bölge halkı için kitlesel bir harekete geçme fırsatı sundu. 5 Mart sabahı Ranya halkı ve yerel unsurlar, hükümet binalarını ve güvenlik karargahlarını kontrol altına alarak ayaklanmanın ilk aşamasını gerçekleştirdi. Ranya’da sağlanan bu kontrol, kısa sürede diğer kentlere yayılan bir domino etkisine dönüştü.
Şehirlerin Kurtuluşu ve Askeri Hareketlilik
Ranya’daki başarıyı takip eden günlerde, 7 Mart’ta Süleymaniye kent merkezinde kontrol sağlandı. Kentin en önemli güvenlik üssü olan Emnesureke’nin düşmesiyle birlikte ayaklanma Erbil’e yöneldi. 11 Mart’ta Erbil, 13 Mart’ta ise Duhok ve Zaho rejim güçlerinden temizlendi. Ayaklanma, 20 ve 21 Mart tarihlerinde Kerkük’ün ele geçirilmesiyle en geniş sınırlarına ulaştı. Bu iki haftalık süreçte, Baas rejiminin bölgedeki idari ve askeri varlığı büyük oranda sona erdi.
Karşı Operasyon ve Büyük Göç
Mart ayının sonlarına doğru Irak ordusu, güneydeki Şii isyanlarını bastırdıktan sonra ağır silahlar ve hava desteğiyle kuzeye yönelik kapsamlı bir operasyon başlattı. 27 Mart’ta Kerkük’ün yeniden rejim kontrolüne geçmesiyle başlayan bu süreç, büyük bir sivil kaçışına yol açtı. Sistematik bir katliamla karşılaşma korkusu yaşayan yaklaşık 1,8 milyon kişi, Türkiye ve İran sınırındaki dağlık bölgelere doğru hareket etti. Modern tarihin en hızlı göç dalgalarından biri olarak kayıtlara geçen "Koweç" süreci, açlık ve zorlu kış şartları nedeniyle binlerce sivilin hayatını kaybetmesine neden olurken, dünya kamuoyunun dikkatini bölgedeki insani krize çekti.
Uluslararası Müdahale ve Güvenli Bölge İlanı
Sınırlarda yaşanan insani trajedinin yönetilemez hale gelmesi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi harekete geçti. 5 Nisan 1991 tarihinde kabul edilen 688 sayılı karar, Irak’ın kendi sivil nüfusuna yönelik baskısını uluslararası barışa tehdit olarak tanımladı. Fransa, İngiltere ve Türkiye’nin diplomatik çabalarıyla şekillenen bu karar doğrultusunda, 36. paralelin kuzeyi Irak uçuşlarına yasaklanarak "Güvenli Bölge" statüsüne kavuşturuldu. Huzur Operasyonu (Operation Provide Comfort) kapsamında başlatılan askeri koruma kalkanı, göç eden kitlelerin köylerine geri dönmesini sağlarken, bölgenin Bağdat’tan fiilen kopuş sürecini başlattı.
Kurumsallaşma ve Federal Statüye Geçiş
1991 yılının sonbaharında Bağdat hükümetinin tüm idari personeli ve maaş ödemelerini bölgeden çekmesiyle ortaya çıkan yönetim boşluğu, yerel kurumların inşasını zorunlu kıldı. Bu doğrultuda 19 Mayıs 1992 tarihinde bölgenin ilk demokratik parlamento seçimleri yapıldı. Seçimlerin ardından kurulan Kürdistan Parlamentosu, 4 Ekim 1992 tarihinde aldığı kararla Irak içerisinde federal bir yönetim yapısını benimsediğini dünyaya ilan etti. Bu siyasi irade, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından hazırlanan 2005 Irak Anayasası’nın 117. maddesiyle tescil edilen federal yapının meşruiyet zeminini oluşturdu.
Raperîn, bugün sadece askeri bir başarı olarak değil, bir halkın yerel bir isyan hareketinden uluslararası hukukun tanıdığı siyasi bir özneye evrilme süreci olarak değerlendiriliyor. 5 Mart 1991’de Ranya sokaklarında başlayan bu hareketin 35. yılında, elde edilen anayasal haklar ve kurumsal yapı, o dönemdeki sivil ve siyasi iradenin en somut mirası olarak varlığını koruyor.