Şêx Seîd Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği, Şêx Seîd ayaklanmasının 101’inci yıl dönümü dolayısıyla dernek binasında bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı toplantıda, 1925 sürecine ilişkin arşivlerin açılması ve mezar yerlerinin tespit edilmesi yönünde çağrı yapıldı.
Dernek Başkanı ve Şêx Seîd’in torunu Kasım Fırat, yaptığı konuşmada Şêx Seîd ve arkadaşlarının davalarından dönmediğini belirterek, zulüm ve inkâr politikalarını reddettiklerini ifade etti. Fırat, kendilerine direniş ve mücadele mirası bırakıldığını dile getirerek, Kürdistan ve Kürt halkının birliği üzerine düşünülmesi gerektiğini söyledi. Umutsuzluğa yer olmadığını vurgulayan Fırat, Kürtlerin tarihsel varlığının sürdüğünü belirtti ve uluslararası hukuk çerçevesinde haklarının tanınması çağrısında bulundu. “İmha ve inkârla bitmeyiz, biz varız” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
1925 süreci tarihsel bir kırılma noktası
Derneğin Genel Sekreteri Mordem Zel ise basın açıklamasının Kürtçesini kamuoyuyla paylaştı. Zel, Şêx Seîd ve arkadaşlarının 13 Şubat 1925’te Pîran’da (Dicle) başlayan hadise sonrasında tutuklandığını, yargılama sürecinin ardından 29 Haziran 1925’te idam edildiklerini hatırlattı. 1925 yılında yaşanan gelişmelerin Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olarak kabul edildiğini kaydeden Zel, sürecin devlet-toplum ilişkileri, merkezileşme politikaları, etnik kimlik tartışmaları ve hukuk uygulamaları açısından tarih yazımında farklı perspektiflerle ele alındığını söyledi.
Olayların nedenleri, gelişimi ve sonuçlarına ilişkin akademik çalışmaların dönemin çok katmanlı siyasal ve toplumsal yapısını ortaya koyduğunu ifade eden Zel, aradan geçen bir asra rağmen 1925 hadisesinin tarihsel, sosyolojik ve siyasal boyutlarıyla tartışılmaya devam ettiğini belirtti.
“Arşivler açılsın, mezar yerleri açıklansın”
“Arşivlerin açılması ve şeffaflık” çağrısını yineleyen Mordem Zel, sürecin sağlıklı ve bütüncül biçimde değerlendirilebilmesi için tüm resmî belgelerin araştırmacılara açılması gerektiğini vurguladı. Arşiv belgeleri, ifade tutanakları, yargı kayıtları ve TBMM arşivleri başta olmak üzere ilgili tüm kaynakların tarihçilere, hukukçulara ve akademisyenlere tam erişimle sunulmasının önemine dikkat çekti. Şeffaflık ve bilimsel erişim ilkeleri doğrultusunda atılacak adımların tarihsel hakikatin ortaya çıkarılmasına ve akademik çalışmaların derinleşmesine katkı sağlayacağını ifade etti.
Türkiye’nin kendi tarihiyle yüzleşmesinin demokratik olgunluk ve toplumsal barış açısından temel bir gereklilik olduğunu belirten Zel, geçmişin çok boyutlu bir perspektifle ele alınması gerektiğini söyledi. Toplumsal hafızanın güçlendirilmesi ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesi için “helalleşme” ve “yüzleşme” süreçlerinin tarihsel bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.
Zel, ayrıca Şêx Seîd ve dava arkadaşlarının mezar yerlerinin tespit edilerek kamuoyuyla paylaşılması yönündeki taleplerini yineledi. Bu adımın hem insani ve vicdani bir gereklilik hem de toplumsal barış ve ortak gelecek inşası açısından önemli bir eşik olacağını belirtti. Geçmişin nesnel, çoğulcu ve akademik bir yaklaşımla ele alınmasının tarih bilincinin gelişmesine, toplumsal diyalogun güçlenmesine ve demokratik kültürün kökleşmesine katkı sunacağını ifade eden Zel, hak, hukuk ve adalet mücadelesinin süreceğini vurguladı.




