ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’nin geleceği ve Washington yönetiminin izleyeceği stratejiye ilişkin resmi ve açık bir oturum gerçekleştirdi. Oturumda konuşan uzmanlar ve eski yetkililer, özellikle Kürtlerin dışlandığı bir geçiş sürecinin ülkeyi yeni bir şiddet dalgasına sürükleyebileceği uyarısında bulundu.
ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası Din Özgürlüğü Komitesi eski başkanı Nadine Maenza, Suriye’de yeni iktidarın önümüzdeki dört yıl içinde politikalarında köklü bir değişiklik yapmaması halinde yeni katliamların kaçınılmaz olabileceğini söyledi. Kongre’de verdiği ifadede, son dönemde Suriye’nin resmi güvenlik kurumlarına katılan bazı güçler tarafından Kürt savaşçıların katledildiğine ve işkenceye maruz bırakıldığına dair “korkunç kanıtlar” bulunduğunu belirten Maenza, bunun ciddi bir alarm işareti olduğunu vurguladı.
Maenza, “Kürtleri Kurtarma Yasası”nın kabul edilmesi çağrısında bulunarak, ABD’nin Şam yönetimiyle ilişkileri normalleştirmesinin ya da herhangi bir diplomatik yakınlaşmanın, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelerin korunmasına yönelik somut ve denetlenebilir garantilere bağlanması gerektiğini ifade etti. Suriye Demokratik Güçleri’nin (DSG) inşa ettiği çok taraflı yönetim modelinin, yeni devlet kurumlarında “İslamcı” unsurların komuta pozisyonlarını ele geçirmesiyle tehdit altında olduğunu dile getirdi.
DSG ile Geçici Suriye Hükümeti arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmaya da değinen Maenza, uygulama süreci netleşmeden sağlıklı bir değerlendirme yapılamayacağını kaydetti. Kürtlerin yalnızca sembolik biçimde temsil edilmesinin ve savaş suçlarıyla suçlanan, uluslararası yaptırımlara tabi isimlerin üst düzey görevlere getirilmesinin, eşit yurttaşlık vaatlerini Kürtler açısından varoluşsal bir tehdide dönüştürdüğünü söyledi.
“Dışlanma Kaosu Derinleştirir”
Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü araştırmacısı Andrew Tabler da geçiş sürecine dair eleştirilerde bulundu. Şam’daki yönetim anlayışının hâlâ son derece merkeziyetçi olduğunu belirten Tabler, gerçek bir yönetim ortaklığı yerine toplumsal bileşenlerle biçimsel müzakereler yürütüldüğünü ifade etti.
DSG ile Şam arasında imzalanan anlaşmaya rağmen Kürt aktörlerin ulusal diyalog sürecinin dışında bırakılmasının, Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulması hedeflenen yeni sistemin meşruiyetini zayıflatacağını söyleyen Tabler, Senato üyelerini uyararak güvenlik güçlerinin entegrasyon sürecinin kurumsal reformdan çok “bayrak kaldırma” pratiğine benzediğini dile getirdi.
Türk destekli gruplar dahil olmak üzere çeşitli silahlı yapıların hâlâ bağımsız komuta zincirleriyle hareket ettiğini vurgulayan Tabler, bunun özellikle Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde belirsizlik ve kaos riskini artırdığını kaydetti. ABD’nin Şam’la yürüttüğü müzakerelerde “iyi polis ve seçici kötü polis” yaklaşımını benimsediğini belirten Tabler, Washington’un DSG’yi ve Kürtleri yeni askeri müdahalelerden korumak amacıyla yaptırımları baskı aracı olarak kullanmayı sürdürmesi gerektiğini ifade etti.
“ABD Kürtlerin Aktif Garantörü Olmalı”
ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ise Washington’un Suriye politikasında “ahlaki sorumluluk” ilkesine bağlı kalması gerektiğini söyledi. Geçici Suriye hükümetinin Kürt müttefiklere karşı olumsuz adımlar atmaması gerektiğini belirten Jeffrey, 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın yürürlükte olduğunu ve ABD’nin Kürtlerin haklarının aktif bir garantörü olması gerektiğini ifade etti.
Şiddetin artışına dikkat çeken Senato Dış İlişkiler Komitesi’nin üst düzey üyelerinden Senatör Gregory Meeks de dini ve etnik gruplara yönelik şiddet eğilimlerinin yükseldiğini, ibadethanelere yönelik saldırıların Esad sonrası kapsayıcı bir Suriye inşa etme umutlarını tehdit ettiğini dile getirdi. DSG’nin terörle mücadelede ABD’nin temel ortaklarından biri olduğunu hatırlatan Meeks, DAİŞ’i yenen Kürtlerin ve Washington’un diğer müttefiklerinin bugün yeni bir şiddet ve güvensizlik dalgasıyla karşı karşıya olduğunu söyledi.
30 Ocak tarihli anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ancak Geçici Suriye yönetiminin pratik ve güvenilir bir bağlılık ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Meeks, ihlallerin durdurulması ve Kürtler dahil tüm toplumsal kesimlerin korunmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Senatör Brian Mast da Suriye’nin son dönemde Dürzilere, Kürtlere ve ABD müttefiklerine yönelik uygulamalar nedeniyle Washington’un beklentilerinden uzak olduğunu söyledi.
Johns Hopkins Üniversitesi’nde uygulamalı öğretim üyesi ve Brookings Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olan Dr. Mara Karlin ise Geçici Suriye Hükümeti’nin son derece merkeziyetçi bir “birleşik Suriye” modeli oluşturmaya çalıştığını, buna karşılık DSG’nin yerinden yönetim esaslı bir modeli savunduğunu belirtti. Kürtler açısından gerçek entegrasyonun, siyasi ve kültürel geleceklerine dair güvenlik duygusunun sağlanmasına bağlı olduğunu dile getiren Karlin, Kürtçenin ulusal dil olarak tanınmasının önemli bir adım olacağını ancak ABD ve uluslararası toplumun yeni saldırıların gerçekleşmesine izin vermemesi gerektiğini vurguladı. Karlin, Kürtlerin korunmasının zorunlu olduğunu, bunun ise aceleci ve yüzeysel çözümler pahasına hayata geçirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.