Alevilerin en neşeli ve umut dolu zamanlarından biri olan Hızır ayı, ocak ayının son günlerinden başlayarak şubat ayı boyunca sürer. Bu dönemde Alevi evleri temizlenir, lokmalar hazırlanır, cemler tutulur, dar û didar olunur; paylaşım ve dayanışma öne çıkar. Hızır ayı, yalnızca takvimsel bir zaman dilimi değil, toplumsal hafızanın ve inanç dünyasının yeniden canlandığı kutsal bir eşiktir.

Hızır kültü, Nuh Tufanı’ndan Kur’an ve Tevrat’a, Gılgamış Destanı’ndan Yunan mitolojisindeki Glankos efsanesine kadar uzanan geniş bir anlatı evreninde yer alır. Anadolu ve Orta Asya halklarının; Türk, Kürt, Zaza, Fars, Afgan, Hint, Arap ve İbrani topluluklarının mitolojilerinde farklı ad ve sıfatlarla karşımıza çıkar. Ahmet Yesevi’den Pir Sultan Abdal’a, Memê Alan Destanı’ndan Dersimli şair Sey Qaji’ye kadar pek çok halk anlatısında Hızır, koruyuculuğun, kurtarıcılığın, bilgeliğin ve ölümsüzlüğün sembolü olarak işlenir.

Alevilik-Bektaşilik Araştırma Merkezi'' kuruldu

Bâtıni anlamda Hızır, Tanrı’nın insana uzanan eli, görünmeyen yüzüdür. Bedensel değil, tinsel bir varlıktır; ilahi aşkın ve hikmetin tecellisidir. Kimi zaman insanın aklına düşen bir ilham, kimi zaman dara düşenin imdadına yetişen bir rehber olarak tasavvur edilir. Alevi inancında “Birilerine Hızır ol ki, Hızır’ı yanında bulasın” öğretisi temel ilkelerden biridir. Bir Alevi dedesinin ifadesiyle, Hızır’ı yaratan inanç ve ikrardır; o bazen fakir, bazen vezir kılığında görünerek insanı sınar.

Aleviler Hızır’ı bir nevi peygamber olarak kabul eder; Hızır Peygamber, Hızır Nebi ya da Hızır Aleyhisselam olarak anılır. İnanca göre Ab-ı Hayat suyunu içmiş, ölümsüzlüğe erişmiştir. Zaman zaman dünyaya gelerek darda kalanlara yardım eder, doğaya can verir. Kimi anlatılarda ise her daim dünyadadır; ancak yalnızca Hak yolunda olanlara görünür.

Sinan Kaloğlu'nden transfer ve Süper Lig açıklaması
Sinan Kaloğlu'nden transfer ve Süper Lig açıklaması
İçeriği Görüntüle

Dersim’de Hızır: Suda, karada, gökte

Aleviliğin ana yurtlarından Dersim’de Hızır inancı son derece güçlüdür. Hızır; suda, karada, havada her yerdedir. “Wayır” denilen sahip olan ve koruyup kollayan tanrısal güç, çoğu zaman Hızır’la özdeşleştirilir. Evlat dileklerinden şifa arayışına kadar pek çok niyaz onun adına yapılır.

Dersim araştırmacısı Dr. Daimi Cengiz’e göre, taşan derelerde, zorlu geçitlerde imdada çağrılan Hızır’dır. Denizlerin, göllerin, ırmakların bir sahibi vardır ve bu sahip Hızır’dır. Bu nedenle yörede bazı göller “Gole Xızıri” yani “Hızır’ın Gölü” adıyla anılır. Karada da toplumsal zorlukların aşılmasında Hızır’a atıf yapılır. At sırtında dara yetişen, aksakallı, bilge bir süvari olarak betimlenir. Beyaz atlı ve beyaz giysili Hızır, barışın, bilgeliğin ve şeffaflığın sembolüdür.

Sey Qaji’nin “Zonê ma zonê Xızır’i yo / Thonê ma thonê Xızır’i yo” dizelerinde dile getirdiği gibi, dil ve kimlik dahi Hızır’la ilişkilendirilir. Dersim’de riskli bir işe başlanırken “Ya Hızır!” denir. O, hastanın başucundaki şifadır; kundaktaki bebeğin koruyucusudur; dara düşenin yardımcısıdır.

Alevi-Bektaşi geleneğinde de Hızır’ın yeri özeldir. Bektaşi cemlerindeki 12 posttan sonuncusu mihmandar postudur ve sahibi Hızır’dır. “Mihman Ali”, “mihman Hızır” ya da “mihman Allah” anlayışı, her konuğun kutsal kabul edilmesi gerektiği inancını doğurur. Edip Harabi’nin “Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken / Hanemize aldık mihman eyledik” dizeleri bu anlayışı özetler.

Hızır orucu, cem ve lokma geleneği

Hızır günleri yaklaşık 40 gün sürer. Denizlerin piri Hızır ile karaların piri İlyas’ın buluştuğuna inanılan bu dönem, üç günlük oruçla taçlanır. Rivayetlerden birine göre Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in hastalığı üzerine tutulan şükür orucu; bir diğerine göre ise Hızır’ın Ab-ı Hayat’a erişmesiyle ilişkilidir.

Hızır orucu, sahura kalkılmadan tutulur; gece yarısından itibaren hiçbir şey yenmez ve hava tamamen kararana kadar devam eder. Muharrem orucundan farklı olarak iftarda su içilir. Oruç, nefsi arındırma, yoksulu anlama ve dayanışmayı güçlendirme amacı taşır. “Hadi gel, tez gel” çağrılarıyla Hızır’ın gelişi kolaylaştırılmaya çalışılır.

6.jpg

Orucun tamamlandığı gece Hızır Cemi yapılır. Cem ibadeti, toplumun rızalığı esas alınarak yürütülür; dara çekilme bir tür toplumsal sorgulama ve yüzleşmedir. Semahlar dönülür, deyişlerde Hızır adı anılır, yardım ve umut dile getirilir.

Hızır günlerinde kesilen kurbana “Hızır kurbanı” denir; Alevi geleneğinde “kurban tığlamak” ifadesi kullanılır. Kurbanın kanı ve kemikleri toprağa gömülür. Bunun yanı sıra Hızır lokması, yani kömbe ya da pargaç hazırlanır. Süt, yumurta, tereyağı, şeker, tuz, yoğurt ve suyla yoğrulan hamur fırında ya da közde pişirilir, dualarla paylaşılır. Bu lokma, kansız kurban olarak da görülür ve toplumsal birlikteliğin sembolüdür.

HIZIR

Bir diğer önemli yiyecek kavuttur. Kavrulmuş buğdayın öğütülmesiyle elde edilen kavut, gece Hızır’ın gelip elini basacağı inancıyla tepsi içinde bekletilir; ertesi gün pişirilip komşularla paylaşılır.

Alevi inancında Hızır; kurtarıcılık, yol göstericilik ve umudun adıdır. Zalime karşı adalet, mazluma şifa, topluma dirliktir. Bazen beyaz atlı bir bilge, bazen yoksul bir yolcu olarak görünür. Bu yönüyle Hızır, soyut bir inanç figürü olmaktan çıkar; insanın, dayanışmanın ve ilahi hikmetin ete kemiğe bürünmüş hâli olarak yaşatılır.