Ahmed el-Şera’nın bugün gerçek adını kullanması, sadece biyografik bir düzeltme olarak değil, siyasi ve sembolik bir tercih olarak değerlendiriliyor. Uzun yıllar “Ebu Muhammed el-Culani” adıyla bilinen Şera, bu isimle El Kaide ve küresel cihatçı ağlarla doğrudan özdeşleşmişti. Uluslararası literatürde Culani adı, müzakere edilemeyen ve silahlı şiddetle anılan bir figürü temsil ediyordu.
Ahmed el-Şera isminin öne çıkarılması ise, daha yerel, Suriyeli ve siyasi bir aktör profili sunma çabasının parçası olarak okunuyor. Aynı dönemde kamuoyuna yansıyan görsel imaj değişti; askeri kıyafetlerin yerini sivil giysiler aldı, söylemde “küresel cihat” yerine “yerel yönetim” ve “istikrar” vurguları öne çıktı. Ancak isim ve üslup değişikliği, geçmişteki faaliyetlerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Ahmed el-Şera, 1982 yılında Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde doğdu. Ailesi, 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Golan Tepeleri’nden göç etmek zorunda kalan Suriyelilerden oluşuyordu. Babası Hüseyin el-Şera’nın petrol mühendisi olarak çalıştığı, annesinin ise öğretmenlik yaptığı biliniyor. Ailenin görece eğitimli ve orta sınıf bir geçmişe sahip olduğu çeşitli kaynaklarda yer aldı. Şera’nın kaç kardeşi olduğuna dair net ve teyit edilmiş bir bilgi bulunmazken, ailesinin büyük ölçüde kamuoyundan uzak yaşamayı tercih ettiği aktarılıyor.
Çocukluk ve gençlik yıllarının önemli bir bölümü Şam’da geçti. Bir süre Şam’da tıp eğitimi almaya başladı ancak öğrenimini tamamlamadı. Bu dönem, Şera’nın dini çevrelerle daha yoğun temas kurduğu ve Selefi düşünceyle yakınlaştığı yıllar olarak tanımlanıyor.
Şera’nın silahlı yapılarla ilişkisi, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sonrasında başladı. Bu dönemde Irak’a geçen Şera, El Kaide bağlantılı gruplara katıldı. Kısa sürede örgüt içinde yükseldi ve Irak El Kaidesi’nin kurucusu Ebu Musab ez-Zerkavi’nin yakın çevresinde yer aldı.
Bu süreçte ABD güçleri tarafından yakalanarak tutuklandı ve Amerikan kontrolündeki hapishanelerde tutuldu. 2008 yılında serbest bırakıldıktan sonra Irak’taki Selefi-cihatçı yapılarla ilişkisini sürdürdü. Özellikle Bucca Hapishanesi, ilerleyen yıllarda Irak ve Suriye sahasında etkili olacak çok sayıda militanın bir araya geldiği ve örgütsel bağların kurulduğu bir merkez olarak anılıyor. Şera’nın bu dönemde yalnızca askeri değil, örgütsel deneyim de kazandığı değerlendiriliyor.
2011 yılında Suriye’de iç savaşın başlamasıyla birlikte, o dönem Irak El Kaidesi’nin lideri olan ve daha sonra IŞİD’in başına geçecek Ebu Bekir el-Bağdadi tarafından Suriye’ye gönderildi. Görevi, El Kaide çizgisinde faaliyet gösterecek yeni bir yapı oluşturmaktı. Bu süreçte el-Nusra Cephesi kuruldu ve Şera örgütün liderliğini üstlendi. Nusra, Suriye sahasında kısa sürede etkili bir silahlı yapı haline gelirken, infazlar ve zorla kaybetmelerle de gündeme geldi.
2013 yılında Bağdadi’nin Nusra’yı IŞİD çatısı altına bağladığını ilan etmesi üzerine Şera bu kararı reddetti. El Kaide lideri Eymen el-Zevahiri’ye bağlılığını açıkladı ve IŞİD’le yolları ayrıldı. Bu ayrışma, ideolojik olduğu kadar sahadaki güç dengeleriyle de ilişkilendirildi.
2016 yılında El Kaide ile de örgütsel bağların koptuğu ilan edildi. Bunu izleyen süreçte, 2017 yılında farklı silahlı grupların birleşimiyle Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) kuruldu. Aynı yıl HTŞ, İdlib vilayetinde “Suriye Kurtuluş Hükümeti” adı altında fiili bir idari yapı oluşturdu.
HTŞ’nin kontrolündeki bu yapı, eğitim, sağlık, vergi toplama ve yerel meclisler gibi alanlarda faaliyet gösterirken; muhalif grupların bastırılması, rakip silahlı yapıların tasfiyesi ve otoriter uygulamalar nedeniyle de eleştirildi. İdlib’de kurulan bu düzen, silahlı bir örgütün klasik faaliyetlerinin ötesine geçen, devlet benzeri bir yönetim pratiği olarak tanımlanıyor.
Son yıllarda Ahmed el-Şera, İdlib’de altyapı projeleri açılışlarında ve yerel kanaat önderleriyle yapılan toplantılarda kamuoyuna daha görünür şekilde çıkmaya başladı. ABD’nin daha önce kendisinin yakalanması için koyduğu 10 milyon dolarlık ödül, Aralık ayında ABD’li üst düzey bir diplomatın Suriye’ye giderek Şera ile görüşmesinin ardından kaldırıldı.
Bugün Ahmed el-Şera, Irak ve Suriye’deki cihatçı yapılarda şekillenen bir geçmişten, İdlib’de askeri ve idari kararlar alan fiili bir aktöre dönüşmüş durumda. Onun yaşam öyküsü, Suriye’nin son yirmi yılında yaşanan savaşların, kopuşların ve güç yeniden yapılanmalarının bir araya geldiği yoğun ve şiddet yüklü bir tablo sunuyor.