Avrupalı belediye başkanlarından İmamoğlu’na demokrasi ödülü
Avrupalı belediye başkanlarından İmamoğlu’na demokrasi ödülü
İçeriği Görüntüle

TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun toplantısında söz alan Diyarbakır Barosu Başkanı Abdulkadir Güleç, konuşmasına katledilen baro başkanı Tahir Elçi’yi anarak başladı. Güleç, “Faillerin bağımsız ve tarafsız bir yargı önünde yargılanmasını, geçmişle yüzleşmenin sağlanmasını diliyorum” dedi.

Komisyonun yalnızca bir “hafıza” işlevi görmemesi gerektiğini söyleyen Güleç, aktarılan bilgilerin ve yürütülecek çalışmaların, demokratikleşme sürecini ve Kürt meselesinin barışçıl çözümünü destekleyen bir ağ haline gelmesinin önemine işaret etti.

“Silah bırakma töreni barış için dönüm noktasıdır”

Baro Başkanı, Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun silahlarını imha etmesiyle sürecin kritik bir aşamaya geldiğini vurguladı. PKK yöneticilerinin ve üyelerinin törene katılımının sembolik önem taşıdığını belirten Güleç, “Bu gelişme kalıcı barışın kapısını aralamaktadır. Cezaevlerinde tutulan binlerce insanın ve Avrupa’da sürgünde yaşayan yurttaşların toplumsal hayata yeniden katılımı için özel bir yasa çıkarılmalıdır” dedi.

“Kürtlerin meşru talepleri yaftalanıyor”

Toplumsal barışın en büyük engelinin nefret dili ve yanlış algılar olduğunu söyleyen Güleç, Kürtlerin en demokratik taleplerinin bile reddedildiğini ifade etti:
“Kürtler yalnızca hak arayışlarını dile getirdikleri için düşmanlaştırıldı. Taleplerimiz çeşitli yaftalarla itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Komisyon ayrıştırıcı dili reddederek barışın ve hukukun dilini esas almalıdır.”

“Kürtçe tanınmalı, devlet Kürtçe ile barışmalı”

Komisyonun 5’inci toplantısında yaşanan anadil krizine dikkat çeken Güleç, Diyarbakırlı bir barış annesinin Kürtçe konuşmasına izin verilmemesini eleştirdi:
“Bir annenin acısını kendi diliyle anlatabilmesi en temel haktır. Bu tutum Kürt halkı için incitici oldu. Meclis, halkın sesi olarak böyle bir adımı destekleyebilseydi Kürtçenin normalleşmesine ve barışın dili olmasına katkı sunardı. Devlet artık Kürtçe ile barışmalıdır.”

“Toplum birbirini dinlemeyi öğrenmeli”

Kürt meselesinin çözümünün tarafların özgürce kendini ifade etmesinden geçtiğini belirten Güleç, toplumun birbirini dinlemeye ihtiyacı olduğunu söyledi:
“Gerçeklerin birinci ağızdan anlatılması, tarafların birbirini anlamasını teşvik eder. Aksi halde geri dönülmez kırılmalar yaşanabilir. Bu nedenle komisyon, geçmişle yüzleşme ve hakikatin ortaya çıkarılması amacıyla alt komisyonlar kurmalıdır. Güney Afrika ve Kuzey İrlanda süreçleri bunun örnekleridir.”

“45 yıllık darbe Anayasası değişmeli”

Türkiye’nin hâlâ darbe sonrası yapılan Anayasa ile yönetildiğini hatırlatan Güleç, bu metnin otoriter ruhunu koruduğunu söyledi:
“Mevcut Anayasa toplumsal barışı, eşit yurttaşlığı ve çoğulculuğu güvence altına alamamaktadır. Yeni Anayasa artık bir tercih değil, tarihsel ve toplumsal bir zorunluluktur. Herkesin kendini eşit yurttaş olarak görebileceği, özgürlükleri esas alan bir Anayasa anadilde eğitimin de önünü açacaktır. 1921 Anayasası’nın ademi merkeziyetçi ruhu yaşatılmalıdır.”

Diyarbakır Barosu’nun talepleri

Güleç, Meclis’in yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de etkin rol aldığı bir mekanizma haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Diyarbakır Barosu’nun öne çıkan talepleri ise şöyle sıralandı:

Avrupa Yerel Yönetimler Özerkliği Şartı’na konulan çekinceler kaldırılmalı,

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Medeni-Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne yönelik çekinceler son bulmalı,

Uluslararası hukukla uyumlu adımlar atılmalı,

Kadın özgürlüğünü esas alan, çocuk ve kadınları şiddete karşı koruyan yasal önlemler hayata geçirilmeli.