Mezopotamya havzasında yer alan Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa, son dönemde hız kazanan arkeolojik çalışmalarla yeniden dünya gündemine girdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen kazılar, bölgenin yalnızca bilinen tarihini derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda yeni yaşam, inanç ve savunma biçimlerini de ortaya koyuyor.
Diyarbakır: Roma sınırından gizemli Mithras kültüne
Diyarbakır’da arkeolojik çalışmaların odağında Zerzevan Kalesi bulunuyor. Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırını koruyan askeri üs olarak bilinen kalede, son yıllarda ortaya çıkarılan Mithras Tapınağı, bölgenin inanç tarihi açısından büyük önem taşıyor. Yer altına oyulmuş bu tapınak, Roma askerleri arasında yaygın olan gizem kültlerinin Anadolu’daki en somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Kazılarda ayrıca konut alanları, tahıl depoları, su kanalları ve askeri yapılar gün yüzüne çıkarıldı. Uzmanlar, Zerzevan’daki bulguların Roma’nın sınır güvenliği ve askerî yaşamına dair yeni bilgiler sunduğunu belirtiyor.
Mardin: Dara Antik Kenti’nde “yeraltı şehri”
Mardin’deki en dikkat çekici kazı alanı Dara Antik Kenti. Doğu Roma’nın (Bizans) önemli merkezlerinden biri olan Dara’da son yıllarda keşfedilen geniş yeraltı yaşam alanları, kentin kuşatma dönemlerinde nasıl ayakta kaldığını gözler önüne seriyor.

Arkeologlar, yeraltında ortaya çıkarılan odaların yalnızca sığınak değil, aynı zamanda uzun süreli yaşam için planlandığını belirtiyor. Su sarnıçları, depo alanları ve geçiş koridorları, Dara’nın askeri ve sivil mimaride ileri bir planlamaya sahip olduğunu gösteriyor. Bu bulgular, Mardin’in Roma–Bizans dönemindeki stratejik rolünü daha da netleştiriyor.
Şanlıurfa: Neolitik döneme yeni bakış
Şanlıurfa, dünyanın bilinen en eski anıtsal yapılarıyla arkeolojinin merkezinde yer alıyor. Göbeklitepe’nin ardından Karahantepe’de sürdürülen kazılar, Neolitik Çağ insanının yalnızca avcı-toplayıcı değil, gelişmiş bir sembol ve inanç dünyasına sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Karahantepe’de bulunan insan ve hayvan figürlü taş heykeller, erken dönem ritüellerine ışık tutuyor. Uzmanlara göre bu keşifler, yerleşik hayata geçişin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda inanç temelli bir dönüşüm olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve küresel önem
Diyarbakır, Mardin ve Şanlıurfa’daki son keşifler, Mezopotamya’nın binlerce yıl boyunca kesintisiz bir uygarlık alanı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Roma, Bizans ve Neolitik dönemlere ait bulguların aynı coğrafyada yoğunlaşması, bölgeyi yalnızca Türkiye için değil, dünya arkeolojisi açısından da stratejik hale getiriyor.
Uzmanlar, devam eden kazıların önümüzdeki yıllarda yeni tapınaklar, yerleşimler ve yazıtlar ortaya çıkarabileceğini belirtiyor. Bu da Mezopotamya’nın, geçmişten bugüne uzanan “medeniyetler laboratuvarı” olma özelliğini koruduğunu gösteriyor.




