Irak’ta kadınların yaşam hakkı ve özgürlüğü için verdiği tavizsiz mücadeleyle tanınan, Orta Doğu feminist hareketinin en etkili figürlerinden Yanar Muhammed, trajik bir suikast sonucu aramızdan ayrıldı. 2 Mart 2026 sabahı Bağdat’ın kuzeyindeki evinin yakınlarında kimliği belirsiz iki silahlı saldırganın hedefi olan Muhammed, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Kanada’dan ülkesine dönmesinden yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşen bu hedefli saldırı, bölgedeki hak savunucuları üzerinde derin bir üzüntü ve öfke yarattı. 65 yıllık ömrüne sığdırdığı devrimci ruhuyla tanınan Muhammed, sadece bir aktivist değil, aynı zamanda binlerce kadının hayatına dokunan bir kurtarıcıydı.
Bağdat’tan Kanada’ya Uzanan Kararlı Bir Vizyon
1960 yılında Bağdat’ta liberal bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Yanar Muhammed’in hayatı, adaletsizliğe karşı erken yaşlarda şekillenen bir başkaldırı hikayesiydi. Annesi öğretmen, babası mühendis olan Muhammed, dindar dedesinin 14 yaşındaki bir çocukla evlenmesine tanıklık ettiğinde, bu toplumsal yaranın iyileştirilmesi için hayatını adayacağına dair ilk tohumları zihninde ekmişti. 1984 yılında Bağdat Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden mezun olup 1993’te yüksek lisansını tamamladıktan sonra, 1995 yılında ailesiyle Kanada’ya taşındı. Ancak kalbi her zaman Irak’taydı; 1998’de kurduğu Irak Kadın Haklarını Savunma örgütü ile mücadelesini kurumsallaştırdı. 2003 yılında ABD işgalinin ardından biriktirdiği tüm kişisel tasarruflarıyla vatanına dönerek Irak Kadın Özgürlüğü Örgütü’nü (OWFI) hayata geçirdi.

Baskılara Boyun Eğmeyen Laik ve Demokratik Bir Duruş
Yanar Muhammed, Irak’ın en karanlık dönemlerinde namus cinayetleri, cinsel istismar ve insan ticareti tehdidi altındaki kadınlar için ülkenin ilk sığınma evlerini kurdu. 2018 yılına gelindiğinde beş farklı şehirde 11 güvenli eve ulaşan bu ağ, yüzlerce savunmasız kadını ölümün kıyısından çekip aldı. Feminist gazete Al-Mousawat’ın editörlüğünü yürüten Muhammed, hapishanelerdeki kadınların hukuk mücadelesini vererek onları idam sehpasından kurtardı. Siyasi duruşunda net olan aktivist, ne dış müdahaleyi ne de siyasal İslam’ı çözüm olarak gördü; özgürlüğün ancak laik ve demokratik bir üçüncü yol ile mümkün olduğunu savundu. Bu cesur duruşu nedeniyle 2004 yılından itibaren radikal grupların ölüm tehditlerine maruz kalmasına rağmen geri adım atmadı. 2008 Gruber Kadın Hakları Ödülü, 2016 Rafto Ödülü ve 2025 Fransa-Almanya İnsan Hakları Ödülü gibi pek çok prestijli onura layık görülen Muhammed, "I Am the Revolution" belgeseliyle de mücadelesini dünyaya duyurdu. Onun ölümü, sadece Irak için değil, tüm dünya kadın hareketi için doldurulması güç bir boşluk bıraktı.




