İsrail ordusunun yeni sözcüsü olarak atanan Ella Waweya, bölgede yükselen tansiyon ve karşılıklı misillemelerin ardından ilk kapsamlı açıklamasını yaptı. Waweya, Tahran rejiminin faaliyetlerini sadece bir askeri tehdit değil, tüm Arap dünyasını ve küresel dengeyi hedef alan stratejik bir saldırı olarak nitelendirdi.
"Hançer" Benzetmesi ve Bölgesel Güvenlik
Konuşmasına İran rejiminin bölgedeki rolünü tanımlayarak başlayan Waweya, sert ifadeler kullandı: "Tahran rejimi yalnızca İsrail'i tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda Arap ülkelerinin ve Orta Doğu'nun istikrarının bağrına saplanmış bir hançerdir. Bu rejim, tüm bölge güvenliği ve her yerdeki masum siviller için doğrudan bir tehdit teşkil etmektedir."
Füzeler ve "Küresel Tehlike" Vurgusu
İran’ın füzeli operasyonlarının sınırları aştığını ve masum sivilleri hedef aldığını savunan Sözcü Waweya, durumun yerel bir çatışmadan çok daha öte olduğunu belirtti: "İran füzeleri Arap ülkelerini hedef alıp masum canlara kıydığında, bu durum İran terörünün yerel bir mesele değil, tüm sınırları aşan küresel bir tehlike olduğunun kesin bir kanıtıdır. İran rejimine karşı yürüttüğümüz mücadele; istikrar ve sorumluluk kampı ile aşırılık ve terör ekseni arasındaki varoluşsal bir savaştır."
Enerji Güvenliği ve Ortak Çıkar Mesajı
İsrail Sözcüsü, açıklamasında sadece askeri değil, ekonomik güvenliğe de dikkat çekti. Bölge ülkelerine yönelik dolaylı bir çağrıda bulunan Waweya, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hepimizin çıkarı ortak ve nettir: Terör rejiminin bölgesel ve uluslararası güvenliği sarsmasını engellemek. Son gelişmeler basit bir gerçeği doğrulamaktadır: İsrail'i tehdit edenler, doğal olarak bölge ülkelerini, enerji güvenliğini ve küresel ticareti de tehdit etmektedir."
Konuşmasının sonunda, yaşanan can kayıplarının diplomasi ve sahte barış söylemlerini sona erdirdiğini vurgulayan Waweya, "Masum insanlar İran füzelerine kurban gittiğinde, onlarla birlikte tüm sahte yanılsamalar da yerle bir olmaktadır," diyerek açıklamasını noktaladı.
Bu açıklamalar, bölgedeki askeri hareketliliğin devam ettiği bir dönemde, İsrail’in diplomatik ve söylemsel zemini genişletme çabası olarak değerlendiriliyor.




