Elazığ’da 21 Şubat 1993 günü İnsan Hakları Derneği Şube Başkanı Avukat Metin Can ve dernek üyesi Doktor Hasan Kaya, "acil bir yaralı var" denilerek kimliği belirsiz kişilerce evlerinden çağrıldı. İnsani bir yardım amacıyla yola çıkan iki hak savunucusundan bir daha haber alınamadı. Kaybolmalarından kısa bir süre sonra Can’ın ailesine telefonla ulaşılarak inleme sesleri dinletildi ve ayakkabıları bir torba içinde evlerine gönderildi. Kamuoyunun ve insan hakları örgütlerinin tüm girişimlerine rağmen, 27 Şubat günü her iki ismin işkence görmüş cansız bedenleri Elazığ-Dersim yolu üzerindeki Dinar Köprüsü’nün altında bulundu. Olayın tanıkları, Can ve Kaya’yı evden alan kişilerden birinin JİTEM adına çalışan itirafçı Ayhan Öztürk olduğunu teşhis etse de soruşturma süreci karanlıkta bırakıldı.

Av. Metin Can ve Dr. Hasan Kaya'yı Unutmadık, Unutmayacağız ...

Cezasızlık Kıskacında Dokuz Yıllık Yetki Kavgası

Cinayetlerin ardından hazırlanan raporlar ve yayınlanan itiraf kitapları, infazların arkasında "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım’ın olduğunu ve bu eylemlerde yerel güvenlik birimlerinden destek alındığını açıkça ortaya koydu. Ancak Türkiye’deki yargı sistemi, dosyayı aydınlatmak yerine bir bürokrasi sarmalına hapsetti. Savcılıklar tarafından verilen görevsizlik kararları nedeniyle dava dosyası Elazığ, Tunceli, Kayseri, Erzincan ve Malatya arasında tam dokuz yıl boyunca gidip geldi. Etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi üzerine Kaya ailesi meseleyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı. AİHM, 2002 yılında verdiği kararda Türkiye’yi, faillerin belirlenmesi ve tutuklanması konusunda gerekli özeni göstermediği gerekçesiyle mahkûm ederek devletin sorumluluğunu tescilledi.

Cumartesi Anneleri Av. Metin Can ve Dr. Hasan Kaya'nın faillerini sordu

Almanya, Türkiye'ye özendi
Almanya, Türkiye'ye özendi
İçeriği Görüntüle

Faili Meçhul Dosyalarından Kalan Acı Miras

Metin Can ve Hasan Kaya cinayeti, Türkiye’nin 1990-2011 yılları arasında kayda geçen bin 901 faili meçhul vakasından sadece biri olarak tarihe geçti. Özellikle 1992-1994 yılları arasında yoğunlaşan bu saldırılar silsilesinde, hak savunucularının yargılandığı JİTEM davaları son yıllarda birer birer beraatle sonuçlanarak kapatıldı. Ankara JİTEM davası gibi kritik dosyaların da cezasızlıkla mühürlenmesi, 33 yıl önceki bu trajedinin hukuki karşılığının henüz bulanamadığını gösteriyor. Bugün geriye sadece Dargeçit ve Musa Anter davaları kalırken, İHD ve hak savunucuları Metin Can ile Hasan Kaya’nın anısını yaşatarak cezasızlık politikasına karşı yürüttükleri adalet mücadelesini sürdürmeye devam ediyor.