Bugün, 10 Şubat 2026. Bundan tam 104 yıl önce, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhuriyet henüz ilan edilmemişken, gizli bir oturumda tarihî bir karar aldı. Meclis’te kabul edilen 18 maddelik bir metin, Kürtler için “ulusal âdetlerle uyumlu” bir özerk yönetim kurulmasını öngörüyordu. Oylamada 373 milletvekili evet, yalnızca 64 milletvekili hayır oyu verdi.

Lozan Antlaşması, Kürt milletvekilleri ve Hasan Hayri Bey (10) |  Independent Türkçe

Bu karar, uygulanmamış olması nedeniyle uzun yıllar kamuoyunun gündeminde yer almadı. Ancak Meclis tutanaklarına geçmiş olması, 10 Şubat 1922’yi Türkiye siyasi tarihi açısından tartışmalı ve kritik bir eşik hâline getiriyor. Bazı tarihçiler için bu tarih, “başka bir Cumhuriyet ihtimalinin” kısa bir süreliğine de olsa resmî dile girdiği günlerden biri olarak değerlendiriliyor.

Başka Bir Cumhuriyet İhtimali

1922 yılı, Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü, Ankara’daki Meclis’in hem askerî hem de siyasal meşruiyet mücadelesi verdiği bir dönemdi. Kürt meselesi, bu süreçte yalnızca bir güvenlik başlığı olarak değil, yeni kurulacak devletin siyasal yapısını doğrudan ilgilendiren bir konu olarak ele alındı.

Gizli oturumda kabul edilen metin, Kürtlerin ayrı bir toplumsal ve siyasal varlık olarak tanındığını gösteren ifadeler içeriyordu. Metinde yer alan özerklik tanımı, Kürtlerin kendi bölgelerinde yerel yönetim mekanizmaları oluşturmasını ve belirli alanlarda karar alma yetkisine sahip olmasını öngörüyordu. Bu yönüyle karar, erken TBMM kayıtları içinde istisnai bir yerde duruyor.

Kararın savunucuları, bunun savaş koşullarında birlik arayışının bir parçası olduğunu ileri sürerken; eleştirenler, metnin hiçbir zaman uygulanmamış olmasını esas alarak sembolik bir girişimden öteye geçmediğini savunuyor. Bu durum, 10 Şubat 1922 kararını bugün hâlâ tarihsel olarak tartışmalı bir başlık hâline getiriyor.

Epstein'in suç ortağından itiraf gibi açıklama: Hazırım
Epstein'in suç ortağından itiraf gibi açıklama: Hazırım
İçeriği Görüntüle

Metnin En Dikkat Çekici Düzenlemeleri

Kabul edilen 18 maddelik metin, yalnızca genel bir niyet beyanı değil; somut idari ve kurumsal düzenlemeler içeriyordu. Karara göre:

  • Kürt bölgelerinde bir Kürt Ulusal Meclisi kurulması öngörülüyordu.

  • Bölgenin genel valisi, bölge halkı tarafından seçilecekti.

  • Ancak bu seçimin kabul ya da reddedilmesi yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olacaktı.

Bu düzenleme, merkezî otorite ile yerel irade arasında “kontrollü bir özerklik” modeli tarif ediyordu. Yerel yönetim, tamamen bağımsız değil; Meclis denetimine açık bir yapı olarak tasarlanmıştı.

Metin, Kürt Ulusal Meclisi’ne yalnızca idari yetkiler tanımakla kalmıyordu. Aynı zamanda eğitim ve kurumsallaşma alanında da önemli haklar öngörüyordu. Metnin 16’ncı maddesi, hukuk ve tıp fakültelerini içeren bir üniversitenin kurulmasını açık biçimde tanımlıyordu. Bu madde, Kürtler için özerklik fikrinin yalnızca idari değil, kurumsal ve uzun vadeli bir perspektifle ele alındığını gösteren en güçlü örneklerden biri olarak kabul ediliyor.

Dil ve Eğitim Maddeleri: Sessizce Geçilen Kritik Başlık

Kararın bir diğer önemli boyutu ise dil meselesiydi. Metinde Türkçe, resmî dil olarak korunuyordu. Ancak Kürtçenin eğitim alanında kullanılmasının önü açılıyordu. Bu düzenleme, Kürtlerin yalnızca idari değil, kültürel haklarının da Meclis kayıtlarında yer aldığı erken örneklerden biri olarak dikkat çekiyor.

Dosya:Atatürk TBMM'den çıkarken.jpg - Vikipedi

Dil ve eğitim maddeleri, ilerleyen yıllarda tamamen tersine çevrilecek politikaların habercisi gibiydi. Çünkü 1920’lerin ortalarından itibaren dil ve kimlik meselesi, merkezî devlet politikalarının en sert başlıklarından biri hâline gelecekti. Bu nedenle 10 Şubat 1922’de kabul edilen düzenlemeler, sonraki dönemlerle karşılaştırıldığında tarihsel bir kırılmayı temsil ediyor.

Uygulanmayan Karar, Kapanan Kapı

Tüm bu düzenlemelere rağmen, 10 Şubat 1922’de kabul edilen karar hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Cumhuriyet’in ilanından sonra hazırlanan 1924 Anayasası, yerel özerklik kavramını tamamen metin dışı bıraktı. Üniter ve merkezî devlet yapısı anayasal güvence altına alındı.

1925 sonrasında ise merkezileşme, güvenlikçi yaklaşım ve inkâr politikaları yürürlüğe girdi. Bu süreçte, Kürt kimliği ve dili kamusal alandan sistemli biçimde dışlandı. Böylece 1922’de Meclis’te konuşulan ve kabul edilen özerklik modeli, fiilen ve hukuken ortadan kaldırıldı.

10 Şubat 1922, Türkiye siyasi tarihinde uygulanmamış kararların en çarpıcı örneklerinden biri olarak görülüyor. Kimileri için bu tarih, zorunlu bir taktik manevra; kimileri içinse Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında tercih edilmeyen alternatif bir yolun belgesi niteliğinde.