Modern İran edebiyatının en etkili isimlerinden Füruğ Ferruhzad, 13 Şubat 1967’de henüz 33 yaşındayken hayatını kaybetti. Kısa yaşamına rağmen şiir dili, estetik yaklaşımı ve kamusal duruşuyla yalnızca edebiyat alanında değil, toplumsal hafızada da derin bir iz bıraktı. Ölümünün üzerinden geçen 59 yıla rağmen adı, özellikle kadın özgürlüğü tartışmalarında ve çağdaş İran kültüründe güçlü bir referans noktası olmayı sürdürüyor.
5 Ocak 1935’te Tahran’da doğan Füruğ Ferruhzad, askeri disiplinin hâkim olduğu bir evde büyüdü. Babası Muhammed Ferruhzad İran ordusunda albaydı. Katı kuralların belirlediği bu aile ortamı, onun erken yaşta otoriteyle tanışmasına neden oldu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yazmaya yönelmesi, bir anlamda bu kapalı düzenin içinde kendine alan açma çabasıydı.
Sanata ve edebiyata ilgisi genç yaşta belirginleşti. Ancak dönemin İran toplumunda kadınlardan beklenen rol oldukça sınırlıydı. Eğitim, evlilik ve annelik çerçevesinde tanımlanan hayat modeli, Füruğ için dar bir çerçeve anlamına geliyordu.
Erken Evlilik ve Oğlundan Koparılış
Ferruhzad, 16 yaşında kendisinden 15 yaş büyük karikatürist ve hiciv yazarı Perviz Şapur’la evlendi. 1953’te oğlu Kamyar dünyaya geldi. Ancak evlilik uzun sürmedi. Çift, 1955’te boşandı.

Boşanma süreci, Füruğ’un hayatındaki en ağır kırılmalardan birine dönüştü. İran yasaları gereği çocuğun velayeti babaya verildi. Ferruhzad, oğlunu kaybetti ve bir daha göremedi. Bu süreçte kamuoyunda “ahlaki açıdan sorunlu” bir kadın olarak etiketlendi. İffetsizlik suçlamaları, yalnızca özel hayatını değil, sanatsal kimliğini de hedef alıyordu.
Oğlundan koparılışı, onun şiirlerinde sıkça hissedilen kayıp, yalnızlık ve eksiklik duygusunun arka planını oluşturdu.
1955’te yayımlanan ilk kitabı Esir, genç bir şairin güçlü bir çıkışı olarak değerlendirildi. Ardından Duvar ve İsyan geldi. Bu üç kitap, İran şiirinde alışılmış kadın imgesini kıran bir anlatım sundu.
Ferruhzad’ın şiirlerinde kadın yalnızca sevilen ya da bekleyen değil; arzulayan, sorgulayan ve karar veren bir özneydi. Özellikle “Günah” şiiri, kadın arzusunu açık bir dille ifade etmesi nedeniyle yoğun tepki topladı. Geleneksel çevreler tarafından sert şekilde eleştirildi. Basında hedef gösterildi. Bir dönem psikiyatrik tedavi gördü.
Ancak bu baskı, yazma pratiğini durdurmadı. Aksine, şiir dili giderek olgunlaştı ve daha derin bir varoluşsal boyut kazandı.
“Bir Başka Doğuş” ve Modern İran Şiirinde Dönüm Noktası
1964’te yayımlanan Bir Başka Doğuş, Ferruhzad’ın şiirindeki dönüşümün en belirgin örneği oldu. Bu kitapla birlikte yalnızca kişisel deneyimlere odaklanan bir şair olmaktan çıkarak, modern İran toplumunun çelişkilerini ve bireyin varoluşsal sorgulamalarını işleyen bir çizgiye ulaştı.

Eleştirmenler, bu eseri modern İran şiirinin kilometre taşlarından biri olarak değerlendirir. Ferruhzad’ın dili daha katmanlı, imgeleri daha güçlü ve anlatımı daha bütünlüklü bir hale geldi. Artık edebiyat çevrelerinde yalnızca “cesur” değil, aynı zamanda teknik açıdan yetkin bir şair olarak kabul ediliyordu.
Sinemayla Kurulan Yeni Bir Dil
Ferruhzad’ın üretimi yalnızca şiirle sınırlı kalmadı. 1959’dan itibaren sinemayla ilgilenmeye başladı ve yönetmen İbrahim Golestan’la çalıştı. 1962’de Tebriz’deki bir cüzzam kolonisinde çektiği belgesel Kara Ev, İran sinemasında öncü bir yapım olarak kabul edilir.
Film, toplumun dışladığı bireylerin yaşamına odaklanıyor; merhameti estetik bir anlatımla birleştiriyordu. Uluslararası festivallerde ödül alan Kara Ev, İran Yeni Dalgası’nın erken örneklerinden biri sayıldı.

Ferruhzad, çekimler sırasında tanıştığı Hüseyin Mansuri adlı bir çocuğu evlat edindi. Oğlundan koparılmış bir anne için bu karar, hem kişisel hem sembolik bir anlam taşıyordu.
Sürekli Tartışılan Bir Kadın Figürü
Ferruhzad’ın özel hayatı, kariyeri boyunca kamuoyunun ilgisini çekti. Aşk ilişkileri, kıyafetleri ve söylemleri sık sık gündeme getirildi. Erkek egemen bir kültürde bağımsız bir kadın olarak yaşaması, onu yalnızca sanatsal değil, sosyal bir figür haline de getirdi.
Bu görünürlük, çoğu zaman üretiminin önüne geçmeye çalıştı. Ancak Ferruhzad, eserleriyle var olmayı sürdürdü. Şiirlerinde bireysel deneyimle toplumsal eleştiriyi birleştirdi.

33 Yaşında Gelen Ölüm
13 Şubat 1967’de, Tahran’da araç kullanırken bir okul servisine çarpmamak için yaptığı manevra sonucu otomobili kontrolden çıktı. Ağır yaralanan Ferruhzad, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. 33 yaşındaydı.
Ölümü, İran edebiyat çevrelerinde büyük bir sarsıntı yarattı. Yarım kalan son şiir kitabı İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına, ölümünün ardından yayımlandı ve birçok eleştirmen tarafından en olgun eseri olarak değerlendirildi.
1979 İran Devrimi sonrasında eserleri yaklaşık on yıl boyunca resmi olarak yasaklandı. Kitaplarına erişim sınırlandı. Ancak yasaklar, şiirlerinin dolaşımını engelleyemedi. Fotokopilerle çoğaltılan metinler elden ele geçti.

Yıllar sonra İran’da kadın hakları ve özgürlük taleplerinin yükseldiği protestolarda Ferruhzad’ın dizeleri yeniden gündeme geldi. Yasaklı sözler, duvarlara yazıldı. Onun şiiri, yeni kuşakların itiraz diline eklemlendi.
Edebiyatın Ötesinde Bir Miras
Füruğ Ferruhzad bugün yalnızca bir şair olarak değil, modern İran’da kadın öznenin kültürel temsilinin dönüm noktalarından biri olarak anılıyor. Kısa yaşamı, yoğun bir üretim ve kalıcı bir etkiyle şekillendi.
Yaşarken dışlanan, eleştirilen ve sansüre uğrayan bir isim; ölümünden sonra edebiyat kanonunun merkezine yerleşti. Şiiri hem bireysel hem toplumsal bir hafızaya dönüştü.
Ölümünün 59. yılında Ferruhzad’ın adı hâlâ güncel tartışmalarda geçiyor. Onun hikâyesi, yalnızca bir sanatçının biyografisi değil; bir toplumun kadın sesine verdiği tepkinin ve o sesle dönüşümünün de hikâyesi olarak okunuyor.





