Barok ezgilerden Kürtçe klamlara: Çok dilli opera
Barok ezgilerden Kürtçe klamlara: Çok dilli opera
İçeriği Görüntüle

Gazeteci ve araştırmacı Ayub Nuri, Amerikalı fotoğrafçı ve belgesel yapımcısı Susan Meiselas’ın Kurdistan: In the Shadow of History (Tarihin Gölgesinde Kürdistan) adlı kitabını sayfa sayfa inceleyerek kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Nuri, kitapta yer alan fotoğrafları tek tek göstererek hem görsellerin arka planını hem de Kürdistan’ın son yüzyıllık tarihine ışık tutan anlatıları aktardı.

Magnum fotoğrafçısı Susan Meiselas’ın çalışması, Kürdistan’ın farklı coğrafyalarında ve dönemlerinde çekilmiş çarpıcı kareleri bir araya getiriyor. Ancak kitap yalnızca bir fotoğraf albümü değil; kolonyal idarecilerden antropologlara, misyonerlerden gazetecilere kadar son yüz yılda Kürdistan’a giden farklı aktörlerin fotoğraf ve anlatılarını yan yana getirerek çok katmanlı bir tarih kurgusu oluşturuyor. Kolajdan ilham alan yapısıyla kitap; fotoğraflar, kişisel anılar, resmi raporlar, mektuplar, haritalar, ilanlar ve gazete kupürlerini bir arada sunuyor. Böylece farklı tarih yazımı biçimleri ve temsil iddiaları aynı zeminde karşı karşıya geliyor. Okur, Batılı temsillerle yarışan ve onlara itiraz eden Kürt seslerini bu fragmanlar arasından keşfediyor.

Meiselas, belgesel fotoğrafçılığın yalnızca görüntü üretmekle kalmayıp, bu görüntülerin nasıl dolaşıma girdiğini ve medyanın tarihi nasıl şekillendirdiğini de sorguladığını vurguluyor. Ona göre kolektif dünya imgesine uymayan ya da siyasi ve ticari çıkarlarla örtüşmeyen hikâyeler görmezden gelinebiliyor, hatta bilinçli biçimde bastırılabiliyor.

Kurdistan: In the Shadow of History

Kadın figürleri, sürgünler ve direniş kareleri

Kitapta erken 20. yüzyılın etkili Kürt kadınlarından Hapsakhan’a da yer veriliyor. Kürdistan Kralı olarak anılan Şeyh Mahmud’un kardeşi Şeyh Abdul Qadir’in eşi olan Hapsakhan’ın, babasının ölümünün ardından evini kapatmayı reddettiği ve “Kadınlarla erkekler arasında hiçbir fark yoktur” sözünü dile getirdiği aktarılıyor. Ayub Nuri, Hapsakhan’ın fotoğrafını göstererek onun dönemin toplumsal yapısı içindeki güçlü konumuna dikkat çekiyor.

Eserde 1930’ların başında Stalin tarafından Kazakistan’a sürgün edilen bir Kürt ailenin fotoğrafı da yer alıyor. Bu kare, Sovyet dönemindeki zorunlu göç politikalarının Kürt toplumu üzerindeki etkisini somutlaştırıyor. 1960’lı yıllarda Kürt Peşmerge saflarında yer alan Hristiyan bir kadın olan Margaret George’un fotoğrafı ise Kürt mücadelesinin farklı inanç ve kimliklerden insanları bir araya getiren yönünü gözler önüne seriyor.

The Memory Mosaic | Akademie Schloss Solitude: Schlosspost

1963 yılına ait bir karede Mela Mustafa Barzani görülürken, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1920’lerin başında Süleymaniye merkezli bir Kürt krallığı ilan eden Şeyh Mahmud’un fotoğrafı da arşivde yer alıyor. Mahabad’da silahlı bir grup Kürt erkeğin fotoğrafı ile 1937’de aynı kentte gerçekleştirilen bir Kürt düğününe ait kare yan yana sunuluyor. Böylece hem silahlı direniş hem de gündelik hayatın kültürel zenginliği aynı tarihsel çerçevede görünür kılınıyor.

Kitapta ayrıca 1963 isyanından bir peşmerge olarak çekilmiş fotoğrafını yıllar sonra elinde tutan Cemal Keder Osman’ın 1991’de Kuzey Irak’ta çekilen görüntüsü ve Erbil’deki Saiwan Tepesi Mezarlığı’nda peşmerge “şehitlerinin” fotoğraflarını taşıyan aile üyeleri gibi kareler de bulunuyor. Meiselas, aile albümlerindeki eski fotoğrafları yeniden fotoğraflayarak çalışmasına yerel ve gündelik bir boyut katıyor; bu görüntüleri kolonyal dönemden kalma etnografik fotoğraflar ve raporlarla karşı karşıya getirerek Batılı temsilleri sorguluyor.

Haritalar, arşivler ve temsil tartışması

Kitapta 30 Mart 1945’te Kürt örgütü Khoybun tarafından San Francisco Konferansı’na sunulan haritaya da yer veriliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında İsrail devleti kurulup tanınırken Kürtlerin ulusal taleplerinin karşılıksız kalması ve haritaların Kürdistan’ı Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında bölmesi tarihsel bir kırılma olarak aktarılıyor. Meiselas’ın ifadesiyle bugün “Kürdistan” resmi haritalarda yer almıyor; 1918’den bu yana Kürtlerin anavatanı farklı devletler arasında bölünmüş durumda. Her ülkede asimilasyon ya da imha tehdidiyle karşı karşıya kalan Kürtler, yirmi milyondan fazla nüfusuyla dünyada kendi devletine sahip olmayan en büyük halk olarak tanımlanıyor. Ancak Kürdistan, bir yer olarak milyonlarca insanın zihninde varlığını sürdürüyor.

Susan Meiselas, Kurdistan: In the Shadow of History – Carl Whetham  photography

Meiselas, Körfez Savaşı sırasında Kürt mülteci kamplarını ziyaret ederek Kürtlerin durumuna ilgi duymaya başladığını belirtiyor. Kürtlere yönelik soykırımın ikinci Körfez Savaşı ve Saddam Hüseyin’in devrilmesi için gerekçe olarak kullanıldığını, buna rağmen Kürtlerin özerklik mücadelesinin sürdüğünü hatırlatıyor. ABD’nin Kürtlerle ilişkisini ise çelişkili bir politika olarak değerlendiriyor: Bir yandan kuzey Irak’ta “uçuşa yasak bölge” ile koruma sağlanırken diğer yandan Türkiye’nin kuzey Irak’a yönelik operasyonlarının görmezden gelindiğini ifade ediyor. Ona göre ABD, Kürtleri bütün olarak korumakla değil, kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmekle ilgileniyor.

Meiselas, adli antropologlarla birlikte toplu mezarların açılması ve kimliklendirme çalışmalarını da belgeledi. Deneyimli bir foto muhabiri olarak atmosferik ve güçlü kareler yakalarken, kısa ve stil rehberlerine uygun altyazılar kullanıyor. “Her fotoğraf bir hikâye anlatır ve arkasında başka bir hikâye taşır” diyen Meiselas, görüntülerin üretim bağlamından koparıldığında ne kadarının anlaşılabileceğini sorguluyor.

Sanatçı, proje için kitap, CD-ROM ve internet üzerinden sürekli güncellenen bir arşiv tasarladığını ancak gerekli desteği bulamadığını aktarıyor. Yine de kitabın fiziksel bir nesne olarak varlığını önemsediğini, elektronik teknolojilere bağlı olmadan kütüphanelere girebilmesinin sembolik ve pratik değer taşıdığını vurguluyor. Ona göre bu yayın, bir zamanlar yok sayılan bir varlığı işaretliyor.

Kurdistan: In the Shadow of History

“Kurdistan: In the Shadow of History”, tamamlanmış bir bütünlükten ziyade bir mozaik sunuyor. Günlüklerden alıntılar, resmi belgeler ve gazete kupürleri, tarihin rastlantısallığını ve parçalı doğasını açığa çıkarıyor. Meiselas kesin çözümler önermiyor ya da izleyiciyi belli bir siyasi pozisyona çağırmıyor; büyük anlatılar yerine birinci tekil şahıs hikâyeler ve belgesel kanıtlarla düşünmeye davet ediyor. Ona göre manşetlerden düşen bu hikâyeler hâlâ insanların hayatını etkilemeye devam ediyor.

Ayub Nuri’nin incelemesiyle yeniden gündeme gelen eser, Kürtlerin modern tarihine dair görsel ve yazılı malzemeleri bir araya getiren kapsamlı bir bellek çalışması olarak öne çıkıyor. Meiselas’ın sözleriyle, “Bu, Kürtlerin karşılaşmasını yeniden kurmaya çalışan, bilgimizin kaçınılmaz olarak parçalı olduğunu gösteren bir alıntılar kitabı.” Böylece Kürtler kendi tarihlerini yazmaya devam ediyor; hem basılı sayfalarda hem de büyüyen dijital arşivlerde.