Engelli kadınlar ve kız çocukları Avrupa Birliği’nde ne tür eşitsizlikler ve ayrımcılıklarla karşılaşıyor?
Avrupa Birliği’nde engelli kadınlar ve kız çocukları, hem cinsiyet temelli hem de engelliliğe dayalı ayrımcılığın kesiştiği çoklu eşitsizliklerle karşı karşıya kalıyor. En ağır sorunlardan biri, engelli kadınlara yönelik şiddetin yaygınlığı. Araştırmalar, engelli kadınların fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalma riskinin, engelli olmayan kadınlara göre iki ila beş kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.
Engelli olmak, kadınları özellikle kapalı ve ayrıştırılmış ortamlarda şiddete açık hale getiriyor. Yatılı kurumlar, bakım merkezleri ve kimi zaman devlet eliyle uygulanan zorla kısırlaştırma ve zorla kürtaj gibi uygulamalar bu şiddetin bir parçası. Moldova’da bir kurumda kalan üç kadının, kurumun başhekimi tarafından sistematik biçimde tecavüze uğraması ve bu durumun zorla kürtaj ve kısırlaştırmayla örtbas edilmesi, ancak benzer vakaların artmasıyla gündeme gelebildi.
AB Temel Haklar Ajansı’nın Avusturya, Almanya, İzlanda ve Birleşik Krallık’ta yürüttüğü araştırmalar, özellikle zihinsel ve duyusal engelli kız çocuklarının okul ve bakım kurumlarında yoğun zorbalığa maruz kaldığını gösteriyor. Ayrıca çocuklukta aile içi psikolojik şiddet yaşayan engelli kadınların ilerleyen yaşlarda yeniden şiddete maruz kalma riski artıyor. Hollanda’da yapılan görüşmeler ise zihinsel engelli kız çocuklarının “lover boy” olarak bilinen insan ticareti yöntemine daha açık olduğunu ortaya koyuyor.
Finlandiya’da mahkemeye taşınan ilk insan ticareti davasının mağdurunun da zihinsel engelli bir kadın olması tesadüf değil. Kendisine bakıcılık vaadiyle yaklaşıldı, ancak fuhuşa zorlandı.
Üreme ve sağlık hakları da ciddi biçimde ihlal ediliyor. AB üyesi 12 ülkede kısırlaştırma hâlâ yasal. Zorla kısırlaştırma, zorla kürtaj ve zorla doğum kontrolü AB mevzuatında açık biçimde suç sayılmadı. Sağlık sistemleri ise çoğu zaman fiziksel ve bilgiye erişim açısından engelli kadınlara kapalı durumda. Bunun sonucu olarak engelli kadınların yalnızca yüzde 20’si sağlık durumunu iyi ya da çok iyi olarak tanımlıyor.
Aile kurma ve ebeveynlik de engelli kadınlar için sürekli sorgulanan alanlar arasında. Tüp bebek gibi yöntemlere erişimde engellerle karşılaşıyorlar, evlat edinme başvuruları çoğu zaman reddediliyor. Anne olduklarında ise çocuklarına bakabilecekleri sürekli olarak tartışma konusu yapılıyor.
Şiddetin önlenmesi konusunda ne gibi yapısal sorunlar var?
En temel sorunlardan biri, engelli kadınların şiddeti önlemeye yönelik politikaların dışında bırakılması. Ulusal ve yerel düzeyde hazırlanan toplumsal cinsiyet temelli şiddetle mücadele planlarında engellilik çoğu zaman hiç yer almıyor. Bu da şiddetin tespit edilmesini ve görünür kılınmasını zorlaştırıyor.
Polisler, sağlık çalışanları, sosyal hizmet uzmanları ve yargı mensupları, engelli kadınlara yönelik şiddeti tanıma ve müdahale etme konusunda yeterli eğitime sahip değil. Kurumlar çoğu zaman “koruyucu” olarak görülse de, gerçekte kadınları toplumsal yaşamdan koparıyor ve şiddet riskini artırıyor. Bu ortamlarda yaşanan şiddet çoğu zaman ya normalleştiriliyor ya da mağdurun beyanına inanılmıyor.
En büyük eksikliklerden biri de veri. Engellilik ve cinsiyet temelinde ayrıştırılmış veriler olmadığı için, etkili önleme politikaları geliştirmek mümkün olmuyor.
Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kök nedenleriyle mücadelede başka hangi adımlar gerekli?
Şiddet, yalnızca bireysel değil; hukuki ve yapısal bir sorun. Zorla kısırlaştırmaya izin veren yasalar ya da kurumlarda işlenen suçlara daha hafif cezalar öngören düzenlemeler, engelli kadınların daha az “korunmaya değer” olduğu mesajını veriyor. Bu da şiddeti meşrulaştırıyor.
Kadınların ekonomik olarak bağımsız olamaması da şiddeti besleyen önemli bir etken. Bazı ülkelerde engellilik yardımlarının eşin gelirine bağlanması, kadınları partnerlerine bağımlı hale getiriyor. Bu nedenle kapsayıcı eğitim, farkındalık ve erken yaşta öz savunuculuk becerilerinin geliştirilmesi hayati önemde.
Kadın hakları, engelli haklarından; engelli hakları da kadın haklarından ayrı düşünülemez.
Engelli kadınların AB kurumlarında ve siyasette daha fazla yer alması neden önemli?
AB Temel Haklar Şartı ve Engelli Hakları Sözleşmesi siyasi katılımı güvence altına alıyor; ancak uygulamada ciddi eksikler var. Engelli kadınlar, ulaşım, eğitim ve destek mekanizmalarındaki engeller nedeniyle siyasete katılamıyor.
Biz bu temsiliyetin yalnızca engelli kadınlar için değil, toplumun tamamı için faydalı olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle liderlik ve mentorluk programları yürütüyoruz. Kadın hareketiyle karşılıklı destek mekanizmaları kurmayı hedefliyoruz. Ancak bu yalnızca sivil toplumun çabasıyla sınırlı kalmamalı; kamu politikalarıyla desteklenmeli.
Hangi politika adımlarının atılması gerekiyor?
Engelli Hakları Sözleşmesi, CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi’nin eksiksiz uygulanması temel şart. Zorla kısırlaştırmayı açık biçimde suç sayan bir AB Direktifi çıkarılmalı ve rıza kavramı net biçimde tanımlanmalı.
Adalet mekanizmaları ve destek hizmetleri herkes için erişilebilir olmalı. Polis, sağlık ve eğitim çalışanlarına zorunlu eğitimler verilmeli. Ayrıca engelli kadınların istihdama katılımını destekleyen, toplumsal bakım emeğini tanıyan ve asgari geliri güvence altına alan politikalar hayata geçirilmeli.
Engelli kadınlar siyasette yer almadığı sürece, yaşadıkları sorunlar duyulmaya devam etmeyecek.