Karlı pekmez, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da uzun yıllardır bilinen, ancak çoğu zaman yalnızca “ilginç bir tat” olarak görülen bir karışım. Oysa bölge halkı için bu basit yiyecek, gündelik hayatın, yoksulluğun, mevsimsel döngülerin ve kolektif hafızanın içinden çıkan bir pratiği temsil ediyor.

Bu pratik özellikle Dersim, Bingöl, Muş, Bitlis, Van ve Hakkâri gibi yüksek rakımlı bölgelerde yaygın. Kış aylarında ya da karın uzun süre yerde kaldığı dönemlerde, çocuklar temiz karı toplar, evde yapılan üzüm ya da dut pekmezini üzerine döker. Çoğu zaman tabak bile kullanılmaz; kar avuçta ya da küçük kaplarda tüketilir. Bu sadelik, karlı pekmezin temel karakterini oluşturur.

Kar ve Pekmez: Mevsimle Kurulan Doğrudan İlişki

Kürt coğrafyasında kar, yalnızca bir doğa olayı değildir. Su kaynağıdır, mevsimin işaretidir, yaşamı zorlaştırdığı kadar mümkün kılan bir unsurdur. Pekmez ise sonbaharda toplanan üzüm ya da dutun kaynatılmasıyla elde edilen, kış boyunca tüketilen temel bir besindir. Bu iki unsurun bir araya gelmesi tesadüf değildir.

Karlı pekmez, doğayla doğrudan kurulan bir gıda ilişkisinin ürünüdür. Satın alınmaz, paketlenmez, pazarlanmaz. Kar dışarıdadır, pekmez evdedir. Arada ne market vardır ne de para. Bu yönüyle, modern tüketim zincirlerinin tamamen dışında kalan nadir gıda pratiklerinden biridir.

Bu nedenle karlı pekmez, bir tariften çok bir alışkanlık olarak aktarılır. Nasıl yapılacağı anlatılmaz; zaten bilinir. Çocuklar birbirinden öğrenir, büyükler müdahale etmez. Pratik, gündelik hayatın doğal bir parçasıdır.

Yoksulluk, Ekonomi ve Gıda Sosyolojisi

Karlı pekmezin ortaya çıktığı toplumsal zemin, açık biçimde yoksullukla ilişkilidir. Rafine şekerin, çikolatanın, hazır tatlıların yaygın olmadığı dönemlerde, tatlı ihtiyacı mevcut imkânlarla karşılanmıştır. Bu durum, yokluğun romantize edilmesi değil, yokluğa verilen pratik bir yanıttır.

Ekonomik açıdan bakıldığında karlı pekmez neredeyse sıfır maliyetlidir. Kar ücretsizdir, pekmez ise zaten evde üretilmiş bir kışlık gıdadır. Bu özellik, onu kriz dönemlerinde sürdürülebilir kılmıştır. Aynı zamanda sınıfsal bir ayrımı da görünür kılar: karlı pekmez, ihtiyaçtan doğmuş bir yiyecektir, tercih ürünü değildir.

Bu yönüyle karlı pekmez, gıda sosyolojisi açısından da dikkat çekici bir örnek sunar. Dışa bağımlı olmayan, yerel kaynaklarla üretilen ve tüketilen bu pratik, kır yaşamının kendi kendine yetme biçimini yansıtır.

Dünyanın En Güzel 100 Yüzü Arasında bir Kürt Kızı: Hayat Murad
Dünyanın En Güzel 100 Yüzü Arasında bir Kürt Kızı: Hayat Murad
İçeriği Görüntüle

Göç, Hafıza ve Bugünkü Anlamı

Zorunlu göçler ve kentleşmeyle birlikte karlı pekmez, gündelik hayattan büyük ölçüde çekildi. Bugün artık şehirlerde nadiren yapılır; daha çok hatırlanır. Kar yağdığında sosyal medyada paylaşılan görüntüler, bu pratiğin artık bir hafıza nesnesine dönüştüğünü gösterir.

Şehirde büyüyen kuşaklar için karlı pekmez, doğrudan deneyimlenen bir tat olmaktan çok anlatılan bir hikâyedir. Köyde geçen çocukluk, ortak oyunlar ve mevsimle iç içe yaşam, bu basit yiyecek üzerinden hatırlanır. Bu nedenle karlı pekmez, nostaljik bir sembol haline gelmiştir. Son yıllarda gastronomi söylemi içinde “otantik tat” olarak sunulsa da, karlı pekmezin bağlamı bu değildir. Karlı pekmez bir kimlik iddiası ya da folklor unsuru değil; sade bir gündelikliğin, yoklukla kurulan ilişkinin ve insanın içini ısıtan hatıraların somut bir örneğidir.