Her yıl 6 Nisan'da gazeteci örgütleri, mesleği uğruna hayatını kaybedenleri anmak için bir araya gelir. Çemberlitaş'taki mezar başı törenleri ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) Basın Müzesi'ndeki "Öldürülen Gazeteciler Galerisi" ziyaretleriyle süren bu anma geleneğinin kökleri, Türkiye basın tarihinin en trajik kırılma noktasına uzanır.
Bir Suikastın Tarihe Kazıdığı Tarih
6 Nisan 1909 gecesi, Serbesti Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey Galata Köprüsü üzerinde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin yolsuzluklarını ve baskıcı politikalarını keskin bir dille eleştirmesiyle tanınan Hasan Fehmi, bu yüzden hedef gösterilmişti. Türkiye tarihinde kayıtlara geçen ilk gazeteci suikastı olarak kabul edilen bu cinayet, dönemin en büyük halk protestolarından birine sahne oldu ve 31 Mart Vakası'nı tetikleyen olaylar zincirinde önemli bir halka oluşturdu.

Resmi anma günü çok daha sonra geldi. TGC, 1996 yılında Hasan Fehmi Bey'in suikastla katledildiği 6 Nisan gününü "Basın Şehitleri Günü" ilan etti. 2005'te ise daha kapsayıcı bir çerçeve kurmak amacıyla günün adı "Öldürülen Gazeteciler Günü" olarak değiştirildi.
Kırılma Noktaları: 1909'dan Bugüne Basın Şehitleri
Hasan Fehmi Bey'in öldürülmesinin hemen ardından gelen yıllarda Ahmet Samim (1910) ve Zeki Bey (1911) de suikaste kurban gitti. Bu cinayetlerin ortak paydası, gerçek faillerin ve arkasındaki siyasi iradenin hiçbir zaman hesap vermemiş olmasıydı. "Gazeteci öldürmenin bedeli olmaz" algısının temelleri tam da bu dönemde atıldı.
1940'lı ve 1950'li yıllarda fiziksel saldırıların yerini büyük ölçüde yasal ve ekonomik baskılar aldı; 1945'teki Tan Gazetesi baskını bu dönemin simgesi oldu. 1948'de ise Sabahattin Ali öldürüldü.

Basın şehitleri listesinin en kalabalık olduğu dönem 1970-1980 arası yıllardır. Gazeteciler artık yalnızca muhalefetleri nedeniyle değil, kamuoyunda birer simgeye dönüştükleri için hedef alındı. 1 Şubat 1979'da Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi İstanbul'da öldürüldü; 11 Nisan 1980'de ise TRT çalışanı Ümit Kaftancıoğlu hayatını kaybetti.
1990'lı yıllar "karanlık on yıl" olarak anılır. Çetin Emeç ve Turan Dursun 1990'da, Uğur Mumcu 1993'te öldürüldü; bu cinayetler toplumun geniş kesimlerinde derin bir sarsıntı yarattı. Türkiye'de en çok gazetecinin öldürüldüğü yıl 1992'dir. Özgür Gündem gazetesinde çalışırken öldürülen Kürt gazeteci ve yazarlar arasında Musa Anter, Ferhat Tepe, Nazım Babaoğlu, Hüseyin Deniz ve Hafız Akdemir yer almaktadır. Metin Göktepe'nin 1996'da gözaltında dövülerek öldürülmesi ise gazeteci örgütlerini harekete geçirdi ve bu günün ilan edilmesinde en güçlü itici güç oldu.
Hrant Dink'ten Günümüze: Tehdidin Dönüşen Yüzü
2007'de Hrant Dink'in öldürülmesi, basın özgürlüğü ve azınlık hakları tartışmalarında yeni bir milat oldu. Suikastın planlanma sürecindeki ihmal zinciri, cezasızlık meselesini bir kez daha gündemin en üst sıralarına taşıdı. Sonraki yıllarda fiziksel saldırıların görece azaldığı gözlemlense de yerini hukuki taciz, tutuklama ve dijital linç kampanyaları aldı. Nagehan Akarsel, Nazım Daştan, Cihan Bilgin, Gulistan Tara ve Aziz Köylüoğlu de gerçekleri haberleştirdikleri için hedef alınan gazeteciler arasında yer almaktadır.

Cezasızlık Döngüsü ve Adalet Talebi
TGC verilerine göre Hasan Fehmi Bey'den bu yana en az 66 gazeteci faili meçhul cinayetlere kurban gitmiştir. Ancak listede 1990'lı yıllarda öldürülen birçok Kürt gazetecinin ismi yer almamaktadır; yalnızca Kürt basınında 1990'dan bu yana yaklaşık 80 gazeteci öldürülmüştür. Bu isimler, yalnızca bireysel kayıpların değil, sistematik bir cezasızlık kültürünün de belgesidir.
6 Nisan anmaları bugün yalnızca bir yas ritüeline dönüşmüş değil. Hapsedilen gazeteciler, işsiz bırakılan basın emekçileri ve sansür yasaları da bu günün gündemine giriyor. 6 Nisan 2026 itibarıyla bu tarihin öğrettiği en net gerçek şudur: Türkiye'de gazeteci cinayetleri söz konusu olduğunda adalet, kurşundan çok daha yavaş ilerliyor.




