2024-2026 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesindeki Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersi’ni 30 bin 441’i Kurmanci, 4 bin 488’i Zazaca olmak üzere toplam 37 bin 406 öğrenci tercih etti. Çözüm süreci tartışmalarıyla eş zamanlı olarak ana dilde eğitim talebi, seçmeli derslerin niteliği ve öğretmen atamaları yeniden masaya yatırıldı.
Güneydoğu Ekspres'e konuşan DEM Parti, AK Parti temsilcileri ve Eğitim Sen yöneticileri, konunun hukuki, pedagojik ve siyasi boyutlarına ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

DEM Parti: "Seçmeli Ders Değil, Anayasal Güvence Şart"
DEM Parti Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı, Kürtçe ana dilde eğitimin temel bir insan hakkı olduğunu belirterek seçmeli ders uygulamasının bu ihtiyacı karşılamada yetersiz kaldığını vurguladı:
"Türkiye’de bir Türk vatandaşı kendi ana dilinde eğitim alabiliyor, matematiği, fiziği, biyolojiyi ve diğer bilim alanlarını bu dilde öğrenebiliyorsa, aynı hakkın Kürtçe için de tanınması gerekir. Çünkü bir dili yalnızca konuşarak koruyamazsınız; onu geliştirmek ve bilim dili haline getirmek için eğitim alanında yaşatmak gerekir."
Turhallı, çözüm sürecinde eşitlik ilkesinin esas alınması gerektiğini ifade ederek şu üç temel adımı sıraladı:
Anayasal Güvence: Ana dilde eğitim hakkının hukuki ve anayasal zemine oturtulması.
Kapsayıcı Yurttaşlık: Anayasadaki vatandaşlık tanımının çoğulcu anlayışla yeniden düzenlenmesi.
Güvenli Zemin: Velilerin ve öğrencilerin ders seçimi yaparken fişlenme ve ayrımcılık kaygısı yaşamasının önüne geçilmesi.
AK Parti: "Öncelik Şiddetin Sona Ermesi, Talep Artarsa Atama Da Artar"
AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat, devletin vatandaşların dili ve kültürüyle bağ kurmasını desteklemesi gerektiğini, ancak önceliğin toplumsal huzur olduğunu belirtti:
"Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir ve resmi dili Türkçedir. Bugünün önceliği, devam eden çatışma ortamının sona erdirilmesi, silahlı örgüt mensuplarının toplumuza kazandırılması ve toplumsal huzurun sağlanmasıdır. Ana dilde eğitim veya anayasal güvenceler gibi konular ise toplumsal barışın kalıcı biçimde tesis edilmesinden sonra daha sağlıklı bir zeminde tartışılabilir."
Seçmeli derslerin yaygınlaştırılması ve öğretmen atamalarına ilişkin Fırat şu noktaların altını çizdi:
Talep-Arz Dengesi: MEB'in seçmeli dersler konusunda çaba gösterdiğini, mevcut 37 bin kişilik talebin düşük kaldığını ve velilerin talep artışıyla öğretmen atamalarının da doğrudan artacağını ifade etti.
Kademeli Demokratikleşme: Geçmişteki başörtüsü yasağının kaldırılması sürecini örnek göstererek, demokratik adımların kademeli ve toplumsal uzlaşıyla ilerlemesi gerektiğini savundu.
Eğitim Sen: "Ana Dilde Eğitim Pedagojik Bir Zorunluluktur"
Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, ana dilde eğitimin sadece kültürel bir hak değil, aynı zamanda çocukların zihinsel gelişimi için pedagojik bir zorunluluk olduğuna dikkat çekti:
"Çocukların en iyi bildikleri dilde daha sağlıklı öğrenebildiği bilinen bir gerçek. Temel eğitim döneminde hakim olmadıkları bir dilde eğitim almaları; öğrenme güçlüğü, başarısızlık duygusu ve özgüven kaybına yol açmaktadır."
Güneş, altyapı ve öğretmen atamalarına dair eleştirilerini şu şekilde dile getirdi:
Siyasi Tercih Eleştirisi: Kürdoloji bölümlerinden binlerce mezun bulunmasına rağmen 13-14 yıllık süreçte yalnızca 150 civarında Kürtçe öğretmeninin atanmasının bir eksiklik değil, siyasi tercih olduğunu belirtti.
Anayasa Madde 42: Anayasa'nın tek dilli eğitim anlayışını esas alan 42. maddesinin değiştirilerek okul öncesinden üniversiteye kadar anayasal güvence sağlanması gerektiğini savundu.
Saha Engelleri: Okullarda sıklıkla "öğretmen yok" veya "sınıf açılamadı" gerekçeleriyle seçmeli ders taleplerinin fiilen engellendiğini öne sürdü.