14 Temmuz 1982, 12 Eylül askeri darbesinin ardından Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi'nde tutukluların başlattığı Büyük Ölüm Orucu'nun başlangıç tarihi olarak hafızalardaki yerini koruyor. Cezaevinde uygulanan işkence ve ağır hak ihlallerine karşı PKK'nin kurucu kadrolarından Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek öncülüğünde ilan edilen eylem, Kürt siyasi hareketi açısından tarihsel dönüm noktalarından biri olarak değerlendiriliyor. Aynı dönemde cezaevinin iç güvenlik amiri olarak görev yapan Esat Oktay Yıldıran ise, tutuklulara yönelik sistematik işkence ve kötü muamele iddialarıyla anılan isimlerin başında geliyor. Direnişin 44. yılında hem Büyük Ölüm Orucu'nun tarihsel süreci hem de Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlara ilişkin tanıklıklar yeniden gündeme taşındı.

Büyük Ölüm Orucu'nun başlangıcı ve talepleri
Büyük Ölüm Orucu, 14 Temmuz 1982 tarihinde Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi'nde görülen bir duruşma sırasında ilan edildi. Eylem, Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek öncülüğünde başlatıldı. Tutuklular, cezaevinde uygulandığını belirttikleri işkencelerin sona erdirilmesini, insani yaşam koşullarının sağlanmasını ve siyasi savunma hakkının tanınmasını talep etti.

Ölüm orucu eylemi ilerleyen aylarda ağır sonuçlar doğurdu. Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek, Eylül 1982'de yaşamlarını yitirdi. Büyük Ölüm Orucu, Kürt siyasi hareketi ile Türkiye'deki cezaevi direnişleri tarihinde simgesel öneme sahip eylemlerden biri olarak kabul ediliyor.
14 Temmuz, her yıl çeşitli siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları tarafından Diyarbakır Cezaevi önünde düzenlenen anma etkinlikleri ve basın açıklamalarıyla anılmaya devam ediyor.
Esat Oktay Yıldıran'ın cezaevindeki rolü
12 Eylül askeri darbesinin ardından 24 Şubat 1981 ile 1983 yılları arasında Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi'nde yüzbaşı rütbesiyle iç güvenlik amiri olarak görev yapan Esat Oktay Yıldıran, cezaevinde uygulanan sistematik işkence iddiaları nedeniyle Türkiye'nin yakın tarihindeki en tartışmalı isimlerden biri olarak anılıyor.
Tanıklıklara göre Yıldıran'ın görev yaptığı dönemde tutuklulara yönelik ağır fiziksel ve psikolojik işkenceler uygulandı. Kürtçe konuşmanın yasaklandığı, tutuklulara zorla İstiklâl Marşı, Andımız ve Gençliğe Hitabe'nin ezberletildiği, hücre cezalarının yaygınlaştırıldığı ve "Co" isimli Alman çoban köpeğinin işkencelerde kullanıldığı yönündeki anlatımlar çok sayıda kitap, belgesel ve araştırmaya konu oldu.
1980-1984 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi'nde en az 34 mahpusun yaşamını yitirdiği veya öldürüldüğü, çok sayıda tutuklunun ise işkence nedeniyle kalıcı sağlık sorunları yaşadığı belirtiliyor. Cezaevinde yaşamını yitirenler arasında PKK'nin kurucularından Kemal Pir ve Mehmet Hayri Durmuş ile PKK Merkez Komite Üyesi Mazlum Doğan da yer aldı.

Kürt siyasetçiler Ahmet Türk, Celal Paydaş, Mustafa Çakmak, Orhan Miroğlu, Selim Çürükkaya, Şükrü Gülmüş, Nurettin Yılmaz ve Gültan Kışanak, Esat Oktay Yıldıran döneminde işkence gördüklerini açıklayan isimler arasında bulunuyor. Eski HDP Milletvekili Altan Tan da babası Bedii Tan'ın cezaevinde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdiğini kamuoyuyla paylaşmıştı.
Yıldıran hakkında yapılan şikâyetlere rağmen herhangi bir soruşturma veya dava açılmadığı belirtiliyor.
Şeyhmus Doku: "Amaç bir halkın iradesini cezaevinde kırmaktı"
Diyarbakır Cezaevi'nde sekiz yıl tutuklu kalan ve dönemin tanıkları arasında yer alan 78'liler Araştırma ve Dayanışma Derneği üyesi Şeyhmus Doku, cezaevinde yaşananların yalnızca işkence vakaları olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Doku, Diyarbakır Cezaevi'nin anlaşılabilmesi için yalnızca 1980 sonrası dönemin değil, 1968 kuşağının, Kürt siyasal hareketinin gelişiminin ve Türkiye'nin siyasal tarihinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Cezaevinde uygulanan politikaların temel hedefinin Kürt siyasal hareketini tasfiye etmek olduğunu savunan Doku, "Bu plan bir halkın uyanış ve varoluş iradesini dört duvar arasında tutsaklar şahsında bitirmekti." değerlendirmesinde bulundu.

Doku, Esat Oktay Yıldıran'ın göreve başlamasının ardından işkence uygulamalarının sistematik hale geldiğini belirterek, tutukluların buna karşı açlık grevleri ve ölüm orucu gibi direniş biçimlerini geliştirdiğini anlattı.
Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Mazlum Doğan, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek'in cezaevindeki direnişte belirleyici rol oynadığını ifade eden Doku, bu isimlerin yalnızca bireysel bir direniş değil, tarihsel bir mücadele mirası bıraktığını söyledi.
Esat Oktay Yıldıran 1988 yılında öldürüldü

Diyarbakır Cezaevi'ndeki görevinin ardından İstanbul 23. Piyade Tümeni'nde binbaşı olarak görev yapan Esat Oktay Yıldıran, 22 Ekim 1988 tarihinde İstanbul Ümraniye'de eşi ve çocuğuyla birlikte halk otobüsüne bindiği sırada silahlı saldırıya uğradı.
Saldırganlardan birinin ateş açmadan önce "Laz Kemal'in selamı var" dediği aktarıldı. Yıldıran olay yerinde yaşamını yitirdi. Aynı akşam Cumhuriyet Gazetesi'ni arayan bir kişi saldırıyı PKK adına üstlendiklerini bildirdi.
14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu ve Diyarbakır 5 No'lu Askeri Cezaevi'nde yaşananlar, aradan geçen 44 yıla rağmen Türkiye'nin yakın tarihine ilişkin tartışmaların önemli başlıkları arasında yer almayı sürdürüyor.