Dicle TV | Kültür - Sanat | Batı neden Doğu’yu sarı izlemek istiyor?

Batı neden Doğu’yu sarı izlemek istiyor?

Hollywood yapımlarında Ortadoğu, Kürdistan ve Güney Asya’nın yıllardır sarı filtreyle gösterilmesi, estetik tercih mi, yoksa sömürgeci bakışın görsel uzantısı mı?

Hollywood yapımlarında Ortadoğu, Kürdistan ve Güney Asya’nın yıllardır sarı filtreyle gösterilmesi, estetik tercih mi, yoksa sömürgeci bakışın görsel uzantısı mı?

Batı neden Doğu’yu sarı izlemek istiyor?

İstanbul’da çekilen İngiliz yapımı Fuze, Batı sinemasında uzun yıllardır tartışılan “sarı filtre” kullanımını yeniden gündeme taşıdı. Başrolünde Theo James’in yer aldığı yapımda İstanbul sahnelerinin yoğun sarı tonlarla işlenmesi sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Tartışmalar yalnızca filmin sahneleriyle sınırlı kalmadı; kamera arkası görüntülerde de aynı sarı tonların kullanıldığının görülmesi eleştirileri artırdı.

Fuze filminin "sarı filtreli" İstanbul sahneleri tepki çekti - Haberler

Benzer tartışmalar daha önce The Turkish Detective için de gündeme gelmişti. Haluk Bilginer’in rol aldığı dizide İstanbul’un sarı ve tozlu bir atmosferle sunulması izleyiciler tarafından eleştirilmişti. Ancak bu görsel yaklaşım yeni değil. Batı sinemasında onlarca yıldır Ortadoğu, Kürdistan, Güney Asya ve Latin Amerika benzer renk kodlarıyla temsil ediliyor.

“Traffic” ile başlayan görsel kod sektöre yayıldı

Sarı filtre kullanımının modern sinemada sistematik hale gelişi çoğu sinema araştırmacısı tarafından Traffic filmine dayandırılıyor. Yönetmen Steven Soderbergh, 2000 yılında çektiği filmde farklı coğrafyaları ayırmak için çeşitli renk paletleri kullandı. Filmde Meksika sahneleri yoğun sarı tonlarla çekilirken, ABD sahneleri daha soğuk ve mavi tonlarda işlendi.

Traffic' – Film Review and Analysis – The Life and Times of Ben Weinberg

Bu tercih zamanla yalnızca teknik bir renk düzenlemesi olmaktan çıktı ve belirli coğrafyaları temsil eden standart bir görsel dile dönüştü. Breaking Bad dizisinde Meksika sahneleri sarı tonlarla verilirken, ABD sahnelerinde daha nötr renkler tercih edildi. Aynı yaklaşım Sicario: Day of the Soldado, Fast & Furious 4 ve Queen of the South gibi birçok yapımda tekrarlandı.

Dijital renk düzenleme teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte bu filtreler artık saniyeler içinde uygulanabilir hale geldi. Böylece belirli bölgeler “sıcak”, “tozlu”, “tehlikeli” ve “istikrarsız” görsel kodlarla yeniden üretilmeye başlandı.

“Tyler Rake” ve “Beirut” tartışmaları yeniden alevlendirdi

2020 yılında yayımlanan Extraction, Türkçe adıyla “Tyler Rake”, sarı filtre tartışmalarının en dikkat çekici örneklerinden biri oldu. Başrolünde Chris Hemsworth’un yer aldığı yapım, Bangladeş’in başkenti Dakka’da geçiyordu. Ancak film setinden sızan kamera arkası görüntülerinde şehrin canlı, renkli ve yeşil yapısı görülürken, filmin final halinde aynı mekânların grimsi sarı tonlarla işlendiği ortaya çıktı.

Tyler Rake from Extraction | CharacTour

Film henüz fragman aşamasındayken sosyal medyada yoğun eleştirilere maruz kaldı. İzleyiciler özellikle Bangladeş’in sürekli kirli, yoksul ve tehlikeli bir alan gibi sunulmasına tepki gösterdi.

Benzer bir tartışma Beirut filmi için de yaşandı. Başrollerini Jon Hamm ve Rosamund Pike’ın paylaştığı yapım Lübnan İç Savaşı’nı konu alıyordu. Ancak film büyük ölçüde Fas’ın Tanca kentinde çekildi. Yapımın fragmanında Beyrut’un şiddet, kaos ve silahlı çocuklar üzerinden temsil edilmesi sosyal medyada tepki çekti. “#BoycottBeirutMovie” etiketi kısa sürede yayıldı ve kullanıcılar modern Beyrut görüntüleri paylaşarak filme karşı kampanya yürüttü.

Beirut - Movie - Where To Watch

Filmin yönetmeni Brad Anderson ise günümüz Beyrut’unun “fazla modern” ve “fazla cilalı” göründüğünü belirterek bu nedenle farklı mekân tercih ettiklerini söyledi.

Kürdistan ve Ortadoğu “kriz coğrafyası” olarak sunuluyor

Sarı filtrenin en yoğun kullanıldığı bölgelerin başında Kürdistan, Irak, Afganistan ve Suriye geliyor. Bu coğrafyalar Batı yapımlarında çoğunlukla düşük doygunluklu renkler, yoğun güneş patlamaları, toz efektleri ve drone çekimleriyle gösteriliyor.

American Sniper filminde Irak sahneleri tamamen sarı ve tozlu bir atmosfer içerisinde sunulurken, Iraklı karakterlerin çoğu tehdit unsuru olarak işlendi. Clint Eastwood imzalı yapımın ardından sosyal medyada Iraklıları hedef alan nefret söylemlerinin yaygınlaşması da tartışma yarattı.

Zero Dark Thirty ise Pakistan ve Afganistan sahnelerini benzer görsel kodlarla işledi. Yönetmen Kathryn Bigelow’un filmi, işkence sahneleri kadar Ortadoğu temsil biçimi nedeniyle de eleştirildi.

Mosul, Iraklı karakterleri merkeze alan nadir yapımlardan biri olarak değerlendirilse de renk paleti açısından aynı görsel gelenek içerisinde kaldı. Musul yine gri-sarı tonlarla işlendi.

Homeland ve Tyrant ise akademik çalışmalarda Orta Doğu temsilinin klişeleştirilmiş örnekleri arasında gösterildi. Özellikle “Tyrant” için yapılan değerlendirmelerde Arap toplumlarının sürekli şiddet, baskı ve kaos üzerinden temsil edildiği vurgulandı.

Tyrant — Tanıtım | 22dakika.org

Guy Ritchie's The Covenant ise Afganistan’ı yoğun drone çekimleri ve sert coğrafi çerçevelerle sunması nedeniyle tartışıldı. Filmde insan figürlerinin geniş ve sert manzara içerisinde küçükleştirilmesi, eleştirmenler tarafından ideolojik bir tercih olarak yorumlandı.

“Poverty filter” kavramı sektörün içinde de biliniyor

Sinemada kullanılan bu sarı tonlama sektörde zaman zaman “poverty filter” yani “yoksulluk filtresi” olarak adlandırılıyor. Bu ifade, belirli coğrafyaların otomatik olarak yoksulluk, kriz ve geri kalmışlıkla eşleştirildiği eleştirilerini beraberinde getiriyor.

2020 yılında sanat kolektifi Camel Collective tarafından hazırlanan “Filter (Poverty Yellow)” adlı çalışma da bu görsel pratiği doğrudan ele aldı. Enstalasyonun açıklamasında, farklı halklara farklı güneş doğuyormuş gibi bir temsil üretildiği ve bunun siyasi eşitsizlikleri doğal gösterdiği vurgulandı.

Batı şehirlerinin genellikle mavi, beyaz ve steril tonlarla gösterildiğine dikkat çeken eleştirmenler, Doğu’nun ise sarı, sıcak ve kirli kodlarla temsil edildiğini belirtiyor. The Wolf of Wall Street gibi yapımlarda Batı’nın finans merkezleri soğuk ve temiz ışıklarla işlenirken, Ortadoğu ve Güney Asya’nın tam tersine kodlandığı ifade ediliyor.

Edward Said’in “Oryantalizm” teorisi yeniden gündemde

Bu tartışmaların teorik arka planı ise Filistinli-Amerikalı akademisyen Edward Said’in 1978 yılında yayımladığı Orientalism kitabına dayanıyor. Said, Batı’nın Doğu’yu kendi karşıtı olarak kurguladığını ve onu irrasyonel, geri kalmış ve egzotik bir alan şeklinde temsil ettiğini savunuyordu.

Son yıllarda TikTok ve sosyal medya platformlarında yayılan videolar da bu görsel klişeleri yeniden gündeme taşıdı. Kullanıcılar, Batılı yapımlardaki sarı filtre kullanımını parodi videolarıyla eleştirirken, milyonlarca izlenen içeriklerde Ortadoğu temsilindeki tekrar eden kodlara dikkat çekildi.

Bölgeden çıkan sinema farklı bir dil kuruyor

Batı merkezli yapımların aksine, bölgeden çıkan birçok film farklı bir görsel yaklaşım benimsiyor. Abbas Kiarostami, Bahman Ghobadi ve Asghar Farhadi gibi isimlerin filmleri, Ortadoğu’yu yalnızca savaş ve kriz alanı olarak değil; gündelik yaşamın, duyguların ve insan ilişkilerinin bulunduğu bir coğrafya olarak ele alıyor.

Bu yapımlar uluslararası festivallerde ödüller kazansa da Hollywood’un küresel etkisiyle kıyaslandığında daha sınırlı bir görünürlüğe sahip kalıyor.

Sinemadaki sarı filtre tartışması, yalnızca teknik bir renk düzeltme meselesi olarak değil; Batı’nın Doğu’yu nasıl gördüğünü ve temsil ettiğini ortaya koyan ideolojik bir mesele olarak değerlendirilmeye devam ediyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız