Çocukluğunda köyünde dinlediği klamların peşine düşen Eylül Nazlıer, bugün o eserleri yalnızca yeniden söylemiyor; her birinin hikâyesini, sözlerini ve hangi duygudan doğduğunu araştırıyor. 21 yaşındaki müzisyen, geçmişten kalan ezgileri yeni kuşaklarla buluştururken kendi çocukluğuyla da yeniden bağ kuruyor.
JINHA’dan Memihan Hilbin Zeydan’ın haberine göre, Kırmanckî, Kurmancî ve Ermenice eserleri seslendiren Nazlıer için müzik, bir sahne performansından çok daha fazlası. Ana dili Dimilkî olan sanatçı, unutulmaya yüz tutan eserlerin yeniden söylenmesini dilin ve kültürel hafızanın korunması açısından da önemli görüyor.

Bir klamın hikâyesini öğrenmeden onu söylemiyor
Nazlıer, çocukken dinlediği şarkılara bugünden farklı bir yerden baktığını anlatıyor. O dönem klamların birer “hikâye” olduğunu düşünmediklerini, söylenenleri doğrudan yaşanan bir duygu gibi hissettiklerini belirtiyor.
“Bir hikâye gibi bakmıyorduk bu şarkılara, o anda onu yaşıyormuşuz hissiyatı veriyordu” diyen Nazlıer, bugün aynı eserleri yeniden ele alırken önce hikâyelerini araştırıyor.
Bir klamı seslendirmeden önce sözlerini ve ortaya çıkış öyküsünü öğrenmeye çalıştığını anlatan sanatçı, bu araştırmanın kendisini geçmiş kuşaklarla buluşturduğunu söylüyor.

“Annem bana Türkçe açıklamak zorunda değil”
Nazlıer’in müzikle kurduğu bağın merkezinde ana dili Dimilkî bulunuyor. Sanatçı, farklı kuşaklar arasında dilin giderek zayıflamasının kültürel aktarımı da etkilediğine dikkat çekiyor.
Bingöl’ün bir köyünde doğup büyüyen annesinin Türkçe bilmediğini anlatan Nazlıer, bazı klamların hikâyelerini annesinden dinlerken yaşadığı dil sorununu şöyle anlatıyor:
“Annem bana Türkçe açıklamak zorunda değil. Çünkü bu Zazaca bir şarkı. Onu anlamamak benim eksikliğim.”
Nazlıer’e göre burada mesele yalnızca bir dilin kullanılmaya devam etmesi değil. Bir kelimenin, bir hikâyenin ya da bir klamın kaybolması, aynı zamanda o kültürün hafızasındaki bir parçanın da kaybolması anlamına geliyor.
“Kendi anadilinden neden utanır bir insan?”
Sanatçı, Kürtçe ve özellikle Dimilkî üzerindeki baskıların farklı kuşaklar arasında ciddi bir kopuş yarattığını söylüyor. Kürt gençleri ve yaşlıları arasında Türkçenin ortak iletişim dili haline gelmesinin, ana dillerin kullanım alanını daralttığını belirtiyor.
Nazlıer, dil kaybıyla birlikte kişinin kendi kültürüne yabancılaşmasının da ortaya çıktığını ifade ediyor. Kendi ana dilinden utanan gençlerin bulunduğunu söyleyen sanatçı, bunun geçmiş kuşakların yaşadığı baskıların sonraki nesillere aktarılan sonuçlarından biri olduğunu düşünüyor.
“Ben doğan yeni nesil çocukların kendi dillerinden utanmasından utanıyorum. O kadar iyi sindirilmiş ki, yani kendi anadilinden neden utanır bir insan?” sözleriyle yaşanan kopuşa tepki gösteriyor.
Klamlar geçmişle bugün arasında bir köprü
Nazlıer’in yeniden seslendirdiği eserler yalnızca Kürtçe eserlerle sınırlı değil. Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin ve farklı toplulukların birlikte yaşadığı coğrafyanın müzikal mirasının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini savunuyor.
Bu nedenle eserlerin “kimin” olduğu üzerinden yürütülen tartışmalardan çok, ortak kültürel mirasın korunmasına odaklanılması gerektiğini düşünüyor.
“Biz bu topraklarda Ermenilerle, Süryanilerle birçok kültürle beraber yaşadık” diyen Nazlıer, farklı dillerde söylenen aynı melodilerin bir eksiklik değil, zenginlik olduğunu ifade ediyor.
Ona göre ortak coğrafyada yaşayan halkların birbirlerinin müziğinden, yemeklerinden ve kültürlerinden etkilenmesi doğal bir süreç. Bir melodinin farklı dillerde yeniden söylenmesi de bu ortak hafızanın bir parçası.
“Ana dilimde müzik yaparken çok heyecanlanıyorum”
Nazlıer için geçmişten kalan klamları yeniden söylemenin en güçlü tarafı, aradan nesiller geçmesine rağmen o eserlerle duygusal bir bağ kurulabilmesi.
“Ana dilimde müzik yaparken çok heyecanlanıyorum” diyen sanatçı, birkaç nesil önce yazılmış bir şarkıyı bugün aynı ya da farklı duygularla söylemenin geçmişle kurulan özel bir bağ olduğunu düşünüyor.
“Bilmiyorum belki aynı duyguyla söylüyoruz, belki çok farklı duygularla söylüyoruz ama dokunabiliyoruz ya birbirimize, ruhlarımız birleşebiliyor ya önemli olan bu” sözleriyle müziğin kuşaklar arasındaki mesafeyi nasıl aşabildiğini anlatıyor.
“Geçmişteki klamları yeni nesile aktarmaya çalışıyorum”
Nazlıer, müziği aynı zamanda geçmişte yaşanan baskı ve travmaların yeni kuşaklara aktarılma biçimini değiştirebilecek bir alan olarak görüyor.
Bir önceki kuşağın yaşadığı şiddetin ve korkunun çocuklara aktarıldığını belirten sanatçı, kendi üretimini bu döngünün karşısında konumlandırıyor.
“Geçmişteki klamları yeni nesile aktarmaya çalışıyorum” diyen Nazlıer, unutulmaya yüz tutan eserleri yeniden söyleyerek yalnızca bir müzik repertuvarını değil, o eserlerin taşıdığı hikâyeleri de geleceğe taşımayı amaçlıyor.
Onun için bir klamı yeniden söylemek, geçmişi olduğu gibi tekrar etmekten ibaret değil. Kaybolmakta olan bir dili, bir hikâyeyi ve bir duyguyu bugünün gençleriyle yeniden buluşturmak anlamına geliyor.