Destkê bivir ne ji darê be dar nakeve.
(Baltanın sapı ağaçtan olmazsa ağaç devrilmez.)
22 Ocak 1946 sabahı Mahabad’da kış sertti. Çarçıra Meydanı’nda toplanan kalabalık, yalnızca bir siyasi ilanı değil, uzun süredir ertelenmiş bir ihtimali dinliyordu. Kadı Muhammed’in okuduğu bildiriyle Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti ilan edildi. Bu ilan, Kürt tarihindeki ilk ve tek cumhuriyet deneyimi olarak kayda geçerken, aynı zamanda II. Dünya Savaşı sonrasında şekillenen yeni dünya düzeninin en kırılgan örneklerinden biri olacaktı. Aradan geçen 79 yıl, bu kısa deneyimin neden hâlâ konuşulduğunu daha berrak kılıyor.
Savaşın Gölgesinde Açılan Bir Alan
Mahabad Cumhuriyeti’nin ortaya çıkışı, bölgesel bir iradeden çok daha geniş bir uluslararası bağlamın ürünüydü. II. Dünya Savaşı sırasında İran, resmî olarak tarafsızlığını korumaya çalışsa da bu tutum büyük güçler için ikna edici olmadı. 1941 yazında İngiltere ve Sovyetler Birliği, İran’ı kuzeyden ve güneyden işgal ederek ülkeyi fiilen ikiye böldü. Amaç, Alman etkisini kırmak, petrol sahalarını güvenceye almak ve Sovyetler için Basra Körfezi’ne uzanan lojistik bir hat oluşturmaktı.

İşgal, İran devlet yapısında ciddi bir otorite boşluğu yarattı. Rıza Şah tahttan indirildi, yerine oğlu Muhammed Rıza Pehlevi geçirildi. Ancak yeni yönetim, ülkenin kuzeybatısında Sovyet etkisinin belirgin biçimde hissedildiği bölgelerde sınırlı bir denetime sahipti. Bu ortam, hem Azerbaycanlı hem Kürt siyasi aktörler için yeni manevra alanları açtı. Mahabad Cumhuriyeti işte bu kırılgan dengeler içinde, yerel örgütlenmeler ile uluslararası güç siyasetinin kesişim noktasında doğdu.
Örgütlenme, Umut ve Sınırlı Bir Coğrafya
Mahabad’a giden yol 1946’dan çok önce döşenmişti. 1943’te kurulan KOMELA, Kürt siyasi hareketinin dağınık yapısını toparlamayı hedefliyordu. 1944’te yapılan iş birlikleri ve farklı bölgelerdeki Kürt grupları arasında kurulan temaslar, Mahabad merkezli bir siyasi çekirdek oluşturdu. 1945’te Şeyh Ahmed Barzani ve Molla Mustafa Barzani’nin katılımı, bu çekirdeğin askerî kapasitesini güçlendirdi.

Cumhuriyet ilan edildiğinde devletin başında Kadı Muhammed vardı. Bakanlar kurulu oluşturuldu, Mahabad başkent ilan edildi ve Senendec, Uşnu ile Miyandoab gibi çevre şehirler bu yapının parçası olarak kabul edildi. Kürtçe, yönetim ve eğitim dili olarak kullanılmaya başlandı. Okullarda ana dilde eğitim verildi, kısa sürede kültürel yayınlar ve basın faaliyetleri hayata geçirildi. “Ey Reqîb” marş olarak benimsendi.
Ancak bu adımlar, sınırlı bir coğrafyada ve kısıtlı imkânlarla atılıyordu. Cumhuriyetin sınırları konusunda netlik yoktu ve aşiret yapıları arasında tam bir siyasal birlik sağlanamamıştı. Yönetim, büyük ölçüde Sovyet desteğine dayanıyor, bu da Mahabad’ı uluslararası dengelerde savunmasız bırakıyordu.
Büyük Güçler Arasında Sıkışan Bir Deneyim
1946 baharı, Mahabad Cumhuriyeti için dönüm noktası oldu. Savaş sona ermiş, müttefikler arasındaki ilişkiler hızla değişmeye başlamıştı. ABD ve İngiltere, Sovyetler Birliği’ni artık bir müttefikten çok rakip olarak görüyordu. İran üzerindeki pazarlıklar, özellikle petrol meselesi etrafında yoğunlaştı. Sovyetler, İran hükümetiyle yaptığı anlaşmanın ardından askerlerini çekme kararı aldı.

Sovyet birliklerinin çekilişi, Mahabad Cumhuriyeti’nin en önemli dayanağının ortadan kalkması anlamına geliyordu. Aynı süreçte İran merkezi yönetimi, ABD’nin de fiilî desteğini arkasına alarak kuzeybatıdaki otoritesini yeniden tesis etmeye yöneldi. Mahabad, artık yalnızdı. Aşiretler arasındaki çekişmeler derinleşti, bazı gruplar cumhuriyetten desteğini çekti.
İran ordusunun Mahabad’a ilerleyişi karşısında Kadı Muhammed, silahlı direnişin siviller için ağır sonuçlar doğuracağını öngördü. Teslimiyet kararı alındı. Aralık 1946’da İran ordusu Mahabad’a girdi ve cumhuriyet fiilen sona erdi.
Çarçıra Meydanı’nda Kapanan Bir Sayfa
Cumhuriyetin yıkılışı, kuruluşundan daha sessiz oldu. Ancak kapanışı tarihe kazınacak kadar sertti. 31 Mart 1947’de Kadı Muhammed ve iki yakın çalışma arkadaşı, cumhuriyetin ilan edildiği Çarçıra Meydanı’nda idam edildi. Aynı meydan, 11 ay arayla iki zıt anın tanığı oldu: biri umut, diğeri son.

Mahabad deneyimi, Kürt siyasi tarihine yalnızca kısa bir devlet girişimi olarak değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerinin yerel hareketler üzerindeki etkisini gösteren somut bir örnek olarak geçti. Bu cumhuriyet ne romantize edilebilecek bir zafer ne de yalnızca bir başarısızlıktı. Aksine, sınırlı kaynaklarla, karmaşık aşiret yapılarıyla ve hızla değişen uluslararası dengelerle karşı karşıya kalan bir siyasi girişimdi.
Bugün, ilanının 79. yılında Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’ne bakıldığında görülen şey, tarihin kenarında kalmış kısa bir parantezden çok daha fazlası. Bu deneyim, Ortadoğu’da devlet, kimlik ve egemenlik tartışmalarının ne kadar erken ve ne kadar kırılgan bir zeminde başladığını hatırlatıyor. Mahabad, yalnızca 11 ay sürdü; ama ardında hâlâ çözülememiş sorular ve dikkatle okunması gereken bir tarih bıraktı.




