Irak’ta 1980’li yılların ikinci yarısında Kürt halkına yönelik başlatılan askeri operasyonlar ve zorunlu göç dalgası olarak tarihe geçen Enfal süreci, etkilediği coğrafyalarda derin insani krizlere yol açtı. Özellikle 1988 baharında yoğunlaşan bu operasyonların dördüncü aşamasında, Federal Kürdistan Bölgesi’ne bağlı Koye ilçesi ve çevresi ağır bir yıkıma uğradı. Koye merkezi ile bağlı kasaba ve köylerde 69 farklı noktada yürütülen askeri faaliyetler neticesinde 856 sivil yaşamını yitirdi. Aradan geçen 38 yıla rağmen, bu süreçte yakınlarını kaybeden ve yerinden edilen binlerce insanın yaşadığı zorluklar, Şukriya Osman Hassan gibi tanıkların anlatımlarıyla bugün hala toplumsal hafızada yer tutmaya devam ediyor.
Şukriya Osman Hassan, 1968 yılında Koye’nin Galnaghazi köyünde dünyaya geldiğini ve 1984 yılında Kani Hanjir köyünde evlenerek Şirin ve Ferhad adında iki çocuk sahibi olduğunu belirtiyor. 1988 yılında köylerinin boşaltılması emriyle başlayan kaçış öyküsü, eşinden koparıldığı o karanlık geceyle dramatik bir hal alıyor. Gece saatlerinde köylülerle birlikte yola çıktıklarını ifade eden Hassan, eşinin traktör direksiyonunda olduğu sırada ondan ayrılmak zorunda kaldığını ve o andan itibaren eşinden bir daha haber alamadığını dile getiriyor. Şehre ulaştıklarında tutuklamaların başladığı haberleriyle sarsılan Hassan, iki küçük çocuğuyla birlikte inşaat halindeki bir eve sığınarak hayatta kalmaya çalıştığını aktarıyor.

Parçalanan Aileler ve Ağır Yaşam Koşulları
Enfal operasyonlarının bölgedeki etkisi, sadece can kayıplarıyla sınırlı kalmayıp geride kalan kadınlar ve çocuklar için de ağır bir ekonomik ve sosyal mücadeleyi başlattı. Şukriya Osman Hassan, eşinin kaybolmasının ardından hayatlarının tamamen değiştiğini, babasının yanına sığınmak zorunda kaldığını belirtiyor. Sadece kendisi değil, kız kardeşi ve teyzesinin kızı gibi Enfal kurbanı olan diğer aile üyeleriyle birlikte kalabalık ve zorlu bir yaşam sürdüklerini ifade eden Hassan, o dönemde yaşadıkları yoksulluğu ve belirsizliği vurguluyor. Dönemin yerel sorumlularının ve askeri yetkililerin müdahaleleri sonucu çok sayıda sivilin katledildiği iddiaları, Hassan’ın eşine dair umutlarını yitirmesine neden olan en acı detaylar arasında yer alıyor.
Ekonomik olarak ayakta kalabilmek için çocuklarını annesine bırakarak tarlalarda çalışmaya başladığını anlatan Hassan, Harmota köyünde günde sadece iki dinar karşılığında işçilik yaptığını belirtiyor. Çocuklarının eğitimi ve geleceği için her türlü zorluğa göğüs gerdiğini ifade eden Hassan, 1996 yılında uluslararası insani yardım kuruluşlarının bölgeye gelerek ev inşa etmesine kadar geçen süreci "çok kötü bir hayat" olarak tanımlıyor. İki çocuğunu babasız büyütmenin getirdiği tüm zorluklara rağmen, onlara hem annelik hem de babalık yapmaya çalıştığını ve eşinin hatırasını her zaman canlı tuttuğunu sözlerine ekliyor.
![Elma kokusuyla gelen ölüm: Halepçe Katliamı - [İLKHA] İlke Haber Ajansı](https://www.dicletv.com/uploads/haberler/2026/04/408-7282.webp)
Hafıza ve Toplumsal Mücadele Çağrısı
Enfal sürecinin yarattığı yıkım, Koye ve çevresindeki sosyal dokuyu derinden etkilerken, hayatta kalan kadınların direnci bu trajedinin en önemli boyutu haline gelmiş durumda. Şukriya Osman Hassan, eşini asla unutmayacağını vurgularken, yaşadığı tüm acılara rağmen çocuklarını en iyi şekilde yetiştirme sözünü tutmuş olmanın huzurunu yaşadığını belirtiyor. Kendi hikayesi üzerinden benzer acıları paylaşan tüm kadınlara seslenen Hassan, dayanışma ve güçlülük vurgusu yaparak çocukların geleceği için mücadelenin önemine dikkat çekiyor.
Koye bölgesinde yaşanan bu trajedi, sadece geçmişe ait bir kayıt değil, aynı zamanda bölge halkının adalet ve hatırlama mücadelesinin bir parçası olarak görülüyor. 1988 yılında yaşanan o üç günlük yoğun operasyonun bıraktığı izler, bugün hem akademik çalışmaların hem de insani hak arayışlarının merkezinde yer alıyor. Hassan’ın tanıklığı, Enfal sürecinin sivil halk üzerindeki uzun vadeli psikolojik ve sosyo-ekonomik tahribatını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Katliamın üzerinden geçen yaklaşık kırk yıla rağmen, kayıpların akıbetine dair belirsizlikler ve yaşanan acıların büyüklüğü, bölge halkı için her 16 Nisan’ı bir yas ve anma gününe dönüştürüyor.