Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutulan HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Yeni Yaşam gazetesinden Nezahat Doğan’ın sorularını avukatları aracılığıyla yanıtladı. Söyleşinin ilk bölümünde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde somut adımların gecikmesini değerlendiren Yüksekdağ, sürecin yalnızca iktidarın atacağı adımları bekleyerek ilerleyemeyeceğini söyledi. Yüksekdağ’a göre demokratikleşme taleplerinin karşılık bulması için toplumsal basıncın güçlenmesi, farklı mücadele alanlarının ortaklaşması ve sol-sosyalist hareketlerin sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.
Meclis’ten geçen çerçeve yasanın ardından beklenen demokratik ve hukuki adımların atılmadığını savunan Yüksekdağ; siyasi tutuklulukların sona erdirilmesi, kayyım uygulamalarının son bulması ve yargı kararlarının uygulanması gerektiğini belirtti. Kürt sorununun çözümünü Türkiye’deki diğer toplumsal ve ekonomik sorunlardan ayrı ele almayan Yüksekdağ, Kürtler, Aleviler, kadınlar, işçiler, gençler ve farklı toplumsal kesimler arasında ortak bir mücadele hattı kurulmasının önemini vurguladı.

“Somut bir gelişme göremedik”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’ten geçen çerçeve yasayı başlangıç açısından önemli bulan Yüksekdağ, düzenlemenin tek başına toplumdaki beklentileri karşılamaya yetmediğini ifade etti.
Yüksekdağ, ekim ayına gelinmesine rağmen çerçeve yasanın ardından beklenen demokratik ve hukuki adımların atılmadığını savundu. Sürecin ilerleyebilmesi için yeni yasal düzenlemelerin yapılması ve mevcut hukuki mekanizmaların işletilmesi gerektiğini belirtti.
Somut adımların gecikmesinin sürecin toplumsal karşılığını zayıflatabileceğine dikkat çeken Yüksekdağ, Kürt sorununun güvenlik ekseninin dışına çıkarılması ve demokratik çözüm yönünde ilerleme sağlanması için uygulamaya dönük adımların zorunlu olduğunu söyledi.
“Yalnız iktidardan adım bekleyemeyiz”
Yüksekdağ’ın söyleşide öne çıkardığı başlıklardan biri, çözüm sürecinin yalnızca iktidarın inisiyatifine bırakılmaması gerektiği oldu. İktidarın kendiliğinden demokratikleşme yönünde adım atmasını beklemenin yeterli olmayacağını savunan Yüksekdağ, toplumsal taleplerin örgütlü bir güce dönüşmesi gerektiğini belirtti.
Siyasi süreçlerin yalnızca karar alıcıların iradesiyle şekillenmediğini ifade eden Yüksekdağ, toplumsal güç ilişkilerinin ve mücadele düzeyinin de belirleyici olduğunu söyledi. Ona göre farklı özgürlük ve demokrasi taleplerini ortaklaştıran bir toplumsal hareketin gelişmesi, sürecin mevcut tıkanıklıklarının aşılması açısından önemli.
Yüksekdağ, farklı toplumsal kesimlerin kendi taleplerini dile getirirken birbirlerinin mücadeleleriyle de bağ kurması gerektiğini savundu. Bu yaklaşımın yalnızca genel dayanışma çağrılarıyla sınırlı kalmaması, somut eylem ve örgütlenme alanları yaratması gerektiğini belirtti.
Siyasi tutuklular ve kayyım uygulamaları
Yüksekdağ, siyasi tutukluların durumunun çözülmesi için yeni bir yasaya ihtiyaç bulunmadığını, mevcut hukuk kurallarının ve yargı kararlarının uygulanmasının yeterli olduğunu savundu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanması gerektiğini belirten Yüksekdağ, kendi durumunun yanı sıra Selahattin Demirtaş, Leyla Güven, Osman Kavala, Can Atalay ve diğer tutukluların durumuna dikkat çekti.
Kayyım uygulamalarının devam etmesini de demokratikleşme açısından sorunlu bulan Yüksekdağ, siyasi tutukluluklar ve yerel yönetimlere yönelik müdahaleler konusunda adım atılmasının sürece duyulan güven açısından önemli olduğunu ifade etti.
Yüksekdağ’ın değerlendirmesine göre demokratikleşme yönünde ilerleme sağlanması, yalnızca yeni düzenlemeler yapılmasına değil, mevcut hukuk kurallarının uygulanmasına ve siyasi hakların güvence altına alınmasına da bağlı.
Sol ve sosyalist hareketlere ortak mücadele çağrısı
Yüksekdağ, Türkiye’deki sol, sosyalist ve demokratik hareketlerin Kürt sorununun demokratik çözümünde sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirtti. Farklı siyasi yapıların kendi özgünlüklerini koruyarak ortak mücadele alanlarını büyütmesi gerektiğini söyledi.
Emek, kadın, ekoloji, gençlik, yoksulluk ve adalet mücadelelerinin birbirinden kopuk yürütülmesinin aşılması gerektiğini ifade eden Yüksekdağ; yerel direnişlerden üretim alanlarına, kadın hareketinden ekoloji mücadelelerine kadar farklı toplumsal dinamiklerin ortak siyasal kanallar oluşturmasını önerdi.
Yüksekdağ’a göre farklı mücadele alanları arasında kurulacak bağlar, tek tek hareketlerin taleplerini daha geniş bir demokratikleşme gündemiyle buluşturabilir. Bu nedenle ortaklaşma, farklılıkların ortadan kaldırılması değil, farklı taleplerin birlikte savunulabileceği bir siyasal zemin oluşturulması anlamına geliyor.
Yüksekdağ, geçmişte HDK ve HDP gibi yapılar çevresinde gelişen ortak mücadele deneyimlerinin bu açıdan önemli bir birikim oluşturduğunu belirtti. Farklı kimliklerin, inançların ve toplumsal kesimlerin bir araya gelebildiği yapılar üzerinden yeni ortaklaşma olanaklarının geliştirilmesi gerektiğini savundu.
Kürtler ve Aleviler arasında ortaklaşma vurgusu
Yüksekdağ, Kürt hareketi ile Aleviler arasındaki ilişkilere yönelik tartışmaları da değerlendirdi. Kürt ve Alevi hareketlerinin tarihsel olarak birçok ortak mücadele alanında yan yana geldiğini belirten Yüksekdağ, güncel tartışmalarda ayrışmaları büyütmek yerine ortak tarihsel ve siyasal birikimin öne çıkarılması gerektiğini söyledi.
1980 darbesi sonrasında Alevi derneklerinin sol, Kürt yurtsever, devrimci ve sosyalist çevreler arasında ortaklaşma alanları oluşturduğunu belirten Yüksekdağ, 1990’lı yıllarda Kürt halk hareketiyle paralel biçimde Alevi hareketinin de örgütlü ve programlı bir siyasi hareket olarak görünürlük kazandığını ifade etti.
Yüksekdağ, farklılıkların korunmasının ortak mücadeleye engel olmadığını vurgulayarak, “Bizleri birleştiren noktalara dikkat kesilmeliyiz” dedi.
Yeni anayasa için toplumsal katılım çağrısı
Söyleşide yeni anayasa tartışmalarına da değinen Yüksekdağ, anayasa yapım sürecinin yalnızca siyasi partiler ve uzmanlar arasında yürütülmemesi gerektiğini belirtti. Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, işçilerin, gençlerin ve farklı toplumsal kesimlerin sürece doğrudan katılması gerektiğini savundu.
Yüksekdağ, eşit yurttaşlığın yeni bir toplumsal sözleşmenin temel unsurlarından biri olması gerektiğini ifade etti. Toplumun farklı kesimlerinin taleplerini doğrudan dile getirebildiği bir süreç işletilmeden hazırlanacak anayasanın mevcut siyasi sorunları çözmekte yetersiz kalacağını söyledi.
Yüksekdağ’a göre anayasal değişikliklerin demokratikleşme açısından anlam taşıması, yalnızca yeni bir metin hazırlanmasına değil, hak ve özgürlüklerin günlük yaşamda güvence altına alınmasına da bağlı.
Ortak mücadele hattı vurgusu
Yüksekdağ, Kürt sorununun çözümünü Türkiye’deki ekonomik ve toplumsal sorunlardan ayrı değerlendirmediğini belirtti. İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, emekliler, köylüler ve işsizlerin taleplerini kapsayan bir politik faaliyetin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti.
Kürt halkının doğrudan taleplerinin savunulmasıyla diğer toplumsal mücadelelerin güçlendirilmesinin birbirine alternatif olmadığını söyleyen Yüksekdağ, farklı sorun alanları arasında ortak gündemler oluşturulmasını önemli buldu.
Sürecin toplumsallaşmasının yalnızca genel çağrılarla mümkün olmayacağını belirten Yüksekdağ, farklı kesimlerin birbirleriyle doğrudan temas kurabileceği ve ortak talepler etrafında hareket edebileceği kanalların geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Yüksekdağ’ın söyleşideki değerlendirmeleri, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde iktidardan beklenen hukuki ve siyasi adımların yanı sıra, toplumsal muhalefetin ortaklaşması ve örgütlü bir demokratikleşme talebi oluşturması gerektiği görüşü etrafında şekillendi.
Söyleşinin ikinci bölümünün de Yeni Yaşam gazetesi tarafından yayımlanması bekleniyor.