Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin resmî X hesabından yayımladığı kapsamlı açıklamada Suriye’deki son gelişmelere, SDG’nin tutumuna ve dil-kimlik tartışmalarına ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, SDG’nin 10 Mart 2025’te varılan mutabakatın gereklerini yerine getirmediğini savunarak, Suriye’de üniter yapının korunmasının ve merkezi devlet otoritesinin güçlendirilmesinin tek seçenek olduğunu ifade etti.
“Terörsüz Türkiye” hedefiyle birlikte iç barış, güvenlik ve huzur ortamının güçlendiği bir dönemde, Siyonist-Emperyalist alçaklığın maşa örgütü, insanlığın ortak düşmanı DEAŞ terör örgütünün yeni bir kanlı provokasyonu bu sabah saatlerinde Yalova’da sahnelenmiştir. DEAŞ’lı…
— Devlet Bahçeli (@dbdevletbahceli) December 29, 2025
SDG’ye sert eleştiri: Federasyon ısrarı süreci kilitliyor
Bahçeli, SDG’nin Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda fiilî kontrol alanları oluşturarak ülkenin yeniden inşa ve istikrar sürecinin önünde ciddi bir engel haline geldiğini belirtti. Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetiminin önceliğinin parçalı yapıyı sona erdirmek ve merkezi otoriteyi yeniden tesis etmek olduğunu vurgulayan Bahçeli, bu çerçevede 10 Mart 2025’te SDG ile imzalanan mutabakatın kritik bir dönüm noktası olduğunu kaydetti.
Ancak aradan geçen yaklaşık on ayda SDG yönetiminin özerklik ve federasyon taleplerini gündemde tutarak mutabakatın ruhuna aykırı davrandığını savunan Bahçeli, bu yaklaşımın Şam tarafından Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik açık bir tehdit olarak algılandığını ifade etti. Türkiye’nin Suriye’nin üniter yapısına verdiği açık desteğin Şam yönetimini güçlendirdiğini söyleyen Bahçeli, SDG elebaşı Mazlum Abdi’nin İsrail’den aldığı destekle süreci oyaladığını öne sürdü.

Bahçeli, Halep’ten başlayarak Fırat’ın batısına uzanan askerî gelişmelere dikkat çekerek, Suriye ordusunun Deyr Hafir, Meskene ve çok sayıda köyü kontrol altına aldığını, bunun SDG’nin sahada iddia ettiği güce sahip olmadığını ortaya koyduğunu söyledi. Bölgedeki Kürt ve Arap aşiretlerinin de giderek artan biçimde Şam yönetimini tercih ettiğini belirten Bahçeli, “Kürtler başka, SDG başkadır; SDG bir terör örgütüdür ve Kürtleri temsil etmemektedir” dedi.
Kürt dili ve kimliği vurgusu: Seçmeli eğitim mümkündür
Bahçeli, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın Kürt dili ve kültürüne ilişkin yayımladığı 13 sayılı kararnameyi olumlu bir adım olarak değerlendirdi. Kararnamenin, Suriyeli Kürtlerin ülkenin asli ve ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulamasının birlik ve istikrara katkı sağlayacağını ifade eden Bahçeli, bunun SDG’ye verilmiş bir taviz değil, aksine örgütün “Kürtlerin temsilcisi” olduğu iddiasını zayıflatan bir gelişme olduğunu savundu.
Bahçeli, Suriye’de devletin tek bir resmî dilinin olması gerektiğini, nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Araplar nedeniyle Arapçanın resmî dil olarak belirlenmesinin doğal olduğunu ifade etti. Buna karşın Kürtçenin, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde seçmeli ders veya kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesinin mümkün ve gerekli olduğunu söyledi. Aynı yaklaşımın Türkçe gibi diğer diller için de geçerli olması gerektiğini belirten Bahçeli, ana dili Arapça olmayan vatandaşların kendi dillerinde yetkinlik kazanmasının önemine dikkat çekti.
Kürtçenin ulusal bir dil olarak kabul edilmesinin ve Nevruz’un resmî bayram ilan edilmesinin Suriye’nin birliğine zarar vermeyeceğini savunan Bahçeli, resmî dil ile dil özgürlüğünün birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı. “Her insanın ana dili ana sütü gibi haktır” diyen Bahçeli, kamusal alanda ortak bir dilin toplumsal bütünlük açısından zorunlu olduğunu ifade etti.
Üniter devlet vurgusu ve yeni anayasa çağrısı
Bahçeli, Suriye’nin etnik ve dini çeşitliliğine rağmen üniter bir devlet yapısının korunmasının hayati önem taşıdığını belirtti. Federasyon, konfederasyon ve özerklik gibi modellerin eski çatışma hatlarını yeniden canlandırabileceğini savunan Bahçeli, Suriye’nin toprakları ve nüfusuyla bölünmez bir bütün olarak yeniden inşa edilmesi gerektiğini söyledi.

Yeni anayasanın tüm etnik ve dini kesimleri kapsayan, eşitlikçi, demokratik ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir çerçevede hazırlanması gerektiğini ifade eden Bahçeli, “Suriye vatandaşlığı” kavramının güçlendirilmesinin ayrılıkçı eğilimleri zayıflatacağını belirtti. Başkanlık sistemi temelinde istikrarlı bir yönetim yapısının kurulmasının önemine de değinen Bahçeli, yasama, yürütme ve yargı arasında kuvvetler ayrılığının tesis edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bahçeli, SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirirken, bununla yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Irak’takine benzer bir federasyon arayışının terk edilmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, Suriye hükümetinin ülkenin tamamında egemenlik sağlaması gerektiğini dile getirdi. Açıklamasını, “Tek ve makul seçenek, Suriye’nin birlik ve bütünlüğü içinde 10 Mart mutabakatının eksiksiz uygulanmasıdır” sözleriyle tamamladı.



