Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, bazalt taşlarla örülü 293 yıllık bir ev, aradan geçen yüzyıllara rağmen bir şairin hatırasını yaşatıyor. 12 Ekim 1956’da, 46 yaşında yaşamını yitiren Diyarbakırlı şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğup çocukluk yıllarını geçirdiği bu tarihi konak, bugün kültür müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. 1733 yılında inşa edilen yapı, yalnızca Diyarbakır’ın geleneksel konut mimarisinin önemli örneklerinden biri değil; aynı zamanda şairin yaşamına, ailesine ve geride bıraktığı şiirlere açılan bir kapı. Tarancı’nın ölümünün yıl dönümünde, doğduğu evin hâlâ ayakta olması, onun anısının şehirle kurduğu bağı yeniden hatırlatıyor.

293 yıllık bir konak, bir şairin hafızası
Sur’un Camiikebir Mahallesi’nde bulunan Cahit Sıtkı Tarancı Evi Kültür Müzesi, 1733 yılında inşa edildi. Diyarbakır’ın iklimine ve yaşam kültürüne göre tasarlanan yapı, geleneksel sivil mimarinin belirgin özelliklerini taşıyor. Tamamı bazalt taştan yapılan ev, merkezi bir avlunun çevresinde sıralanan dört kanattan oluşuyor. Yazlık, kışlık, ilkbaharlık ve sonbaharlık bölümleri, yapının farklı mevsimlerde kullanılabilecek biçimde tasarlandığını gösteriyor.

Başlangıçta harem ve selamlık bölümlerinden oluşan konağın selamlık kısmı günümüze ulaşmadı. Ayakta kalan bölümde farklı büyüklüklerde 14 oda, mutfak ve kiler gibi mekânlar bulunuyor. Avluya açılan odalar, taş işçiliği ve yapının mevsimlere göre düzenlenmiş bölümleri, dönemin Diyarbakır aile yaşamına ilişkin izler taşıyor.
Konağın en dikkat çekici bölümlerinden biri, iki katlı yazlık kısmı. Çift kemerli eyvanıyla öne çıkan baş oda, Cahit Sıtkı Tarancı’nın dünyaya geldiği mekân olarak biliniyor. Şairin çocukluğunun geçtiği bu ev, 1973’te Kültür Bakanlığı tarafından satın alınarak kamulaştırıldı; restorasyonun ardından 1974’te müze olarak ziyarete açıldı. Böylece bir ailenin yaşam alanı, zamanla kentin kültürel belleğinin parçasına dönüştü.
Diyarbakır’da başlayan bir yaşam
Asıl adı Hüseyin Cahit olan şair, 1910 yılında Diyarbakır’da, köklü Pirinççizâdeler ailesinin bir ferdi olarak dünyaya geldi. Babası Bekir Sıtkı Bey, kentte ticaret ve tarımla uğraşıyordu; annesi Arife Hanım’dı. Ailenin ilk çocuğu olan Tarancı, ilk öğrenimini Diyarbakır’da tamamladı. Ancak eğitimi nedeniyle henüz çocuk yaşlarda memleketinden ayrılarak İstanbul’a gitti.

Önce Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde, ardından Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördü. Fransızcaya hâkimiyeti, Batı şiirini tanımasını ve farklı şiir anlayışlarıyla karşılaşmasını sağladı. Lise yıllarında şiire yöneldi; ilk ürünleri okul dergilerinde ve dönemin çeşitli yayınlarında yer almaya başladı. Galatasaray’da tanıştığı Ziya Osman Saba ile kurduğu dostluk ise yaşamı boyunca sürdü. İki şairin mektupları, Tarancı’nın yalnızca şiirlerini değil, kişisel dünyasını ve dostluklarına verdiği önemi anlamak açısından da değer taşıyor.

Tarancı, eğitimini daha sonra Ankara’daki Mülkiye Mektebi ve Yüksek Ticaret Okulu çevresinde sürdürdü. Çalışma hayatında Sümerbank, Anadolu Ajansı, Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı gibi kurumlarda görev yaptı. 1938’in sonlarında öğrenimini sürdürmek üzere Paris’e gitti; burada bir süre Paris Radyosu’nun Türkçe yayınlarında spiker olarak çalıştı. İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Avrupa’dan ayrılarak Türkiye’ye döndü.
Şairin yaşamı, farklı şehirler ve ülkeler arasında geçse de Diyarbakır, doğduğu ve çocukluk yıllarını geçirdiği yer olarak biyografisinin temel duraklarından biri oldu.
Şiirlerinde yaşam, zaman ve ölüm
Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinde en belirgin temalardan biri, insan ömrünün sınırlılığıyla yaşama duyulan bağlılık arasındaki gerilim. Yaşlanma, ölüm, yalnızlık, aşk, çocukluk özlemi ve yaşama sevinci, onun şiir dünyasının temel konuları arasında yer aldı. Açık, yalın ve akıcı diliyle okurun gündelik deneyimlerine dokunan dizeler yazdı.
Şairin geniş kitlelerce tanınmasını sağlayan eserlerin başında Otuz Beş Yaş geliyor. Şiir, 1946’da düzenlenen şiir yarışmasında birincilik kazanarak Tarancı’nın adını ülke çapında duyurdu. İnsan ömrünü ve zamanın geçişini odağına alan eser, bugün de şairin adıyla birlikte anılıyor. Yaşamın bir noktada sona ereceği düşüncesini işlerken hayatın güzelliğine ve yaşama arzusuna da yer vermesi, şiirlerinin öne çıkan özelliklerinden biri.

İlk şiir kitabı Ömrümde Sükût 1933’te yayımlandı. Ardından Otuz Beş Yaş ve Düşten Güzel geldi. Şairin ölümünden sonra yayımlanan Sonrası da eserleri arasında yer aldı. Şiirlerinin yanı sıra hikâyeler yazdı, çeviriler yaptı ve mektuplarıyla edebiyat çevrelerinde iz bıraktı. Özellikle Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplar, dostluklarını ve şiir üzerine düşüncelerini yansıtan önemli belgeler arasında bulunuyor.
Diyarbakır şiirlerinde nasıl yer buldu?
Tarancı’nın Diyarbakırlı kimliği, doğduğu ev ve ailesi üzerinden güçlü biçimde görünür olsa da şiirlerinde doğrudan Diyarbakır’ı anlatan dizeler geniş bir yer tutmuyor. Şairin memleketle ilişkisini yalnızca şiirleri üzerinden değerlendirmek bu nedenle eksik kalabilir. Ailesine yazdığı mektuplar, Diyarbakır’a ve orada yaşayan yakınlarına duyduğu bağlılığı anlamak açısından ayrı bir önem taşıyor.
Çocuk yaşta eğitim için şehirden ayrılan Tarancı’nın yaşamı, uzun yıllar farklı kentlerde sürdü. Memleket, onun dünyasında yalnızca coğrafi bir yer değil, çocukluğa ve aileye uzanan kişisel bir hatıraydı. Bu yönüyle doğduğu evin bugün müze olarak korunması, şairin yaşam öyküsündeki Diyarbakır bölümünü somutlaştırıyor.

Tarancı’nın Memleket İsterim şiirinde dile getirdiği huzur, barış ve birlikte yaşama arzusu da onun insan hayatına ilişkin duyarlılığını gösteren eserlerden biri. Şiir, belirli bir kenti anlatmaktan çok, insanların kaygıdan ve çatışmadan uzak yaşayabildiği bir ülke özlemini dile getiriyor. Bu nedenle şairin memleketle kurduğu bağı, yalnızca doğduğu yere değil, şiirlerinde dile getirdiği insani değerlere bakarak da okumak mümkün.
Ölümünün ardından yaşamaya devam eden bir miras
Cahit Sıtkı Tarancı, 1954’te geçirdiği kısmi felcin ardından konuşma yetisini kaybetti. Tedavi için götürüldüğü Viyana’da 12 Ekim 1956’da yaşamını yitirdi. Cenazesi Türkiye’ye getirildi ve Ankara’da toprağa verildi. Henüz 46 yaşındayken sona eren yaşamı, şiirlerinde sıkça karşılaşılan zaman ve ölüm temalarını biyografisinin de bir parçası hâline getirdi.
Bugün Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki tarihi ev, şairin ardından kalan mirası farklı bir biçimde yaşatıyor. Müze, mimari özellikleriyle kentin geçmişini görünür kılarken Tarancı’nın kişisel eşyaları, kitapları, fotoğrafları ve mektupları aracılığıyla ziyaretçileri onun yaşamına yaklaştırıyor.

1733’te inşa edilen bir evin, 1910’da doğan bir şairin anısıyla birlikte anılması, Diyarbakır’ın kültürel belleğinin kuşaklar arasında nasıl aktarıldığını da gösteriyor. Tarancı’nın yaşamı sona ermiş olsa da doğduğu ev, onun adını ve hatırasını bugünle buluşturmayı sürdürüyor.
Şairin ölüm yıl dönümünde Sur’daki bu konak, geçmişten kalan bir yapı olmanın ötesinde anlam taşıyor. Taş duvarları, avlusu ve odalarıyla bir şehrin mimari mirasını; içinde yaşatılan hatıralarla da Diyarbakırlı bir şairin izlerini koruyor. Cahit Sıtkı Tarancı’nın mirası, dizelerinde olduğu kadar doğduğu bu evde de yaşamaya devam ediyor.