Eminönü'nün kalbinde, asırlık taş duvarların arasında bir öğle vakti her şey bir anda değişti. 9 Temmuz 1998'de Mısır Çarşısı'nın girişindeki dönercide meydana gelen şiddetli patlama yedi can aldı, ikisi çocuktu. Yüz yirmi yediye yakın kişi yaralandı, aralarında yedi yabancı uyruklu turist de vardı. İstanbul'un en kalabalık alışveriş güzergâhlarından birinde saniyeler içinde oluşan yıkım, ülkenin gündemine öyle bir şekilde girdi ki, yirmi sekiz yıl sonra bugün bile o günün etkileri sürüyor. Bugün konuşulan artık sadece bir patlama değil, bir insanın yirmi sekiz yıldır süren adalet mücadelesi.

Dönerci Standındaki Patlama
Olay yeri inceleme ekiplerinin ilk raporları netti. Patlayıcı maddeye ya da bombaya işaret eden hiçbir unsur bulunamamıştı. Adli Tıp Kurumu'nun hazırladığı raporlarda da benzer bir tablo çıktı ortaya, ölü ve yaralılar üzerinde yapılan incelemelerde bomba bulgusuna rastlanmamıştı. Olay yerinde görevli bomba uzmanı başkomiser, bir bomba patlasaydı zeminde çukur oluşması gerektiğini, böyle bir izin bulunmadığını söyledi mahkemede.

Uzmanların genel kanaati, tüplerdeki gaz kaçağının tabana yayılmasından kaynaklanan bir patlama ihtimaliydi. Buna karşın 2002 yılında Jandarma Kriminal Laboratuvarı'nın hazırladığı ayrı bir bilirkişi raporu patlamanın bombadan kaynaklandığını öne sürdü, aynı yıl mahkemenin kendi değerlendirmesinde ise olay bir gaz kaçağı olarak nitelendirildi. Altı ayrı adli tıp raporu, üç ayrı üniversite bilirkişi kurulu, birbiriyle çelişen onlarca teknik değerlendirme. Dava daha ilk günden itibaren bu çelişkinin üzerinde yükseldi ve yirmi sekiz yıl boyunca bu temel soru hiçbir zaman kesin biçimde yanıtlanamadı.

pınar selek kimdir?
Davanın merkezine oturan isim, 1971 İstanbul doğumlu sosyolog Pınar Selek. Notre Dame de Sion Lisesi'nde ortaöğretimini tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü birincilikle bitirdi, aynı üniversitede yüksek lisansını sürdürdü. Akademik kariyerinin merkezine hep toplumun görmezden geldiği, konuşulmayan meseleleri koydu.

Sokak çocukları, trans kadınların yaşadığı dışlanma, militarizm, erkeklik ve toplumsal cinsiyet üzerine yaptığı araştırmalarla dikkat çekti. Ülker Sokak'ta travesti ve transseksüellerin maruz kaldığı dışlanmayı konu alan çalışması, Amargi Kadın Dayanışma Kooperatifi'nin kuruculuğu, Amargi Feminist Teori Dergisi'nin editörlüğü, hepsi onun akademik kimliğinin farklı katmanlarıydı. Bir dönem Özgür Gündem gazetesinde köşe yazarlığı yaptı, Zapatista hareketinin bildirilerini ve Marcos'un mektuplarını Türkçeye kazandırdı.

Ama belki de en çok tartışılan çalışması, ötekileştirilen ve dışlanan çocuklarla birlikte kurduğu Sokak Sanatçıları Atölyesi oldu. Bu atölyede fırça, boya, renkli kâğıtlar, seramik çamuru vardı, patlayıcıya dair hiçbir iz yoktu aslında. Ne var ki dava sürecinde bu mekân bir cephanelik olarak tanımlanacaktı. Selek'in en bilinen eseri olan "Sürüne Sürüne Erkek Olmak" ise farklı sosyal koşullardan gelen çok sayıda erkeğin askerlik deneyimlerine dayanan bir araştırma, bugün hâlâ Türkiye'de erkeklik çalışmalarının başvuru kaynaklarından biri sayılıyor. "Barışamadık" kitabında ise savaş, militarizm, ataerkillik ve Türkiye'de barış mücadelesinin yaşadığı krizleri ele aldı. Kısacası, Pınar Selek bugün "sanık" kimliğiyle anılsa da, arkasında bıraktığı akademik miras, ülkenin en cesur toplumsal cinsiyet ve barış çalışmalarından birine imza atmış bir isim olduğunu gösteriyor.

Sorgulanan Kürt Meselesi, Suçlanan Mısır Çarşısı
Asıl çarpıcı olan, Selek'in patlamayla ilk bağlantısının nasıl kurulduğu. Patlamadan iki gün sonra, 11 Temmuz'da terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındı. Ancak gözaltı gerekçesi Mısır Çarşısı değildi. Selek o dönem Kürt meselesi üzerine saha araştırması yürütüyordu, örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişilerle görüşmeler yapmıştı. Gözaltında ondan istenen, bu görüşmelerdeki isimlerdi. Vermeyince yedi gün süren bir işkence süreci başladı, Filistin askısı, elektrik verilmesi, kolunun çıkması ve bunun emniyette düşme olarak tutanağa geçirilmesi, avukatla görüştürülmeme. Adli tıp raporlarında darp izleri açıkça yer aldı. Patlamayla hiçbir ilgisi sorulmadan geçen bu süreçten sonra Selek birden Mısır Çarşısı bombacısı ilan edildi. Bu ismin ortaya çıkışı, savcılığın 28 Temmuz 1998'de hazırladığı iddianameyle önce örgüt üyeliğinden başladı, ardından başka bir gözaltı zincirinin içinden geçerek Mısır Çarşısı davasına bağlandı. Dava açıldıktan on beş gün sonra, Yunanistan'daki kamplara katılmaya çalıştığı iddiasıyla gözaltına alınan bir başka kişinin ifadesi doğrultusunda yirmi bir kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı, bunlardan biri de Abdülmecit Öztürk'tü.

Suçlamanın asıl dayanağı, Öztürk'ün ifadesiydi. Öztürk önce, bombayı Selek'le birlikte halasının evinde yaptığını söyledi, halası da bu ifadeyi doğruladı. Ancak savcılık aşamasında tablo tersine döndü. Öztürk, ifadesinin işkence altında alındığını, Selek'i tanımadığını, olayla hiçbir ilgisi olmadığını belirtti. Duruşmada ise halası, Türkçe bilmediğini, kendisine okunan metne yalnızca parmak bastığını anlattı, Selek'i tanımadığını da ekledi. İki taraf da mahkeme önünde birbirini tanımadığını söylüyordu artık. Öztürk yıllar sonra yaşadıklarını şöyle özetleyecekti, duruşmaların başladığı güne kadar hiç görmediği Pınar Selek'in bu davanın merkezi aktörü olduğunu, kendisi gibi Kürt gençlerinin de sağdan soldan toplanarak figüran haline getirildiğini söyledi.

22 Saat Önce Hazır Bekleyen Deliller
Dosyanın en tartışmalı ayrıntılarından biri, Selek'in atölyesinde bulunduğu iddia edilen bomba malzemeleriyle ilgili. Tutanaklar, bu malzemelerin arama yapılmadan yirmi iki saat önce emniyetin elinde hazır bulunduğunu ortaya koydu. Sonradan kurulan ve Prof. Dr. Sevil Atasoy başkanlığındaki bilirkişi heyetinin raporu da davanın seyrini değiştiren bir diğer dönüm noktası oldu. Bu raporda, olay yerinde bulunan nitroselüloz maddesinin patlamanın bombadan kaynaklanmış olabileceği kuşkusunu yarattığı belirtildi. Ne var ki savunma ve pek çok bilirkişi, nitroselülozun tek başına bomba kanıtı sayılamayacağını, verniklerde, boyalarda, yapıştırıcılarda da bulunabilen sıradan bir madde olduğunu savundu. Atasoy, yıllar sonra kendi raporlarında patlamanın bombadan kaynaklandığına dair tek bir cümle bile bulunmadığını, raporun yalnızca bilimsel olarak izlenmesi gereken yöntemi anlattığını açıkça söyleyecekti. Buna rağmen mahkeme bu raporu tam tersi yönde yorumladı.

Bu çelişkiler dava boyunca dört kez beraat kararına yol açtı, 2006, 2008, 2011 ve 2014 yıllarında. Her seferinde yerel mahkeme, mahkûmiyete yetecek kesin ve inandırıcı delil bulunmadığına hükmetti. Ama her seferinde de Yargıtay bu kararları bozdu, dosyayı yeniden mahkemeye gönderdi. 2013'te, mahkeme başkanının izinli olduğu bir duruşmada, göreve geçici olarak bakan bir yargıç Selek hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis kararı verdi, savcının kendisi bile bu karara beklemiyorduk yorumunu yaptı. Yargıtay bu kararı usulden bozdu, dava yeniden 2014 beraatiyle sonuçlandı. Ancak 21 Haziran 2022'de Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu son beraati de bozdu ve Selek'in yeniden ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanmasının yolunu açtı.

Fransa'dan İzlenen Bir Dava
Bugün Pınar Selek Türkiye'de değil. 2000 yılında yaklaşık iki buçuk yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Selek, 2009'da ülkeyi terk ederek Fransa'ya yerleşti. 2016'dan bu yana Côte d'Azur Üniversitesi'nde sosyoloji ve siyaset bilimi dersleri veriyor, 2022'de kadrolu araştırmacı statüsüne geçti. Türkiye'deki mahkeme onun için kırmızı bülten talep etti, ama Interpol bu talebi reddetti, mahkeme ise bu yanıtı dosyaya ekleyerek yargılamaya devam etti. Bugün hakkında gıyabi tutuklama kararı sürüyor, dosya 2 Nisan 2026'daki son duruşmada 18 Eylül 2026'ya ertelendi.

Human Rights Watch, davayı yıllar önce ceza adalet sisteminin kötüye kullanımı olarak tanımlamıştı. PEN International ve PEN America da davayı akademik özgürlük ve ifade özgürlüğü bağlamında izlemeye devam ediyor. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, davanın kendisinin bir direnişe dönüştüğünü, bu kadar yıldır bir insanın beraatini bozdurmak için uğraşan karanlık bir irade olduğunu, ama aynı zamanda adaletin peşinden gitmekten vazgeçmeyen bir vicdanın da var olduğunu söyledi. Hâlâ Tanığız Platformu'ndan Ersoy Tan ise davayı başka isimlerle ilişkilendirerek yorumladı, devletin içinde bir yapının barış diyen, halkları birleştiren, ezberi bozan isimleri mutlaka cezalandırmak istediğini, bu zihniyetin Hrant Dink'i de hedef aldığını belirtti.

Yirmi sekiz yıl önce bir öğle vakti patlayan bombanın nedeni hâlâ tam olarak aydınlatılamadı. Ama bu belirsizliğin gölgesinde bir insanın hayatı, akademik kariyeri ve özgürlüğü yıllardır bir mahkeme salonundan diğerine taşınıyor. Dava, yalnızca bir patlamanın failini bulma çabası olmaktan çıkalı çok oldu, bugün Türkiye'nin yakın tarihindeki en uzun soluklu hukuki ve siyasi tartışmalardan birine dönüşmüş durumda. Pınar Selek ise binlerce kilometre uzakta, bir üniversite kürsüsünde ders anlatırken bile arkasında bırakamadığı bu davanın gölgesinde yaşamaya devam ediyor.
