1930 yılının Temmuz ayında Van'ın Erciş ilçesinde bulunan Zilan Deresi havzasında gerçekleştirilen askeri harekât, bölgenin tarihindeki en ağır kitlesel şiddet olaylarından biri olarak hafızalardaki yerini koruyor. Üçüncü Ağrı Harekâtı kapsamında yürütülen operasyon, Çakırbey Karakolu'na yönelik baskının ardından başlatıldı. Dönemin gazetelerinde "Zilan Deresi ağzı cesetlerle dolu" ifadeleriyle yer bulan harekât, yalnızca askeri bir operasyon olarak değil, sonrasında uygulanan hukuki düzenlemeler, iskân politikaları ve mülkiyet uygulamalarıyla birlikte değerlendiriliyor. Bugün 13 Temmuz 2026 itibarıyla katliamın üzerinden 96 yıl geçerken, Zilan Deresi çevresinde suların çekildiği dönemlerde kıyıya vuran insan kemikleri, olayların hafızalardaki yerini koruduğunu gösteren simgeler arasında yer alıyor.

Askeri hazırlıklar ve Zilan Deresi'nde yürütülen operasyon
Zilan Harekâtı öncesinde bölgenin ayrıntılı topoğrafik haritalarının hazırlandığı, dere yatakları ve vadilerin askeri planlamaya uygun biçimde analiz edildiği aktarılıyor. Hecideri, Hesenevdal ve Komir derelerinin operasyon kapsamında tercih edilmesinin tesadüfi olmadığı, söz konusu coğrafyanın daha önce de kitlesel şiddet olayları nedeniyle askeri ve idari kayıtlar açısından bilinen alanlar arasında bulunduğu belirtiliyor.
Operasyon öncesinde yerel muhtarlar aracılığıyla köylülere nüfus sayımı yapılacağı gerekçesiyle bulundukları yerlerden ayrılmamaları yönünde duyurular yapıldığı ifade ediliyor. Bu çağrıya uyan veya Milk köyünde toplanan yaklaşık 25 köyün sakinleri daha sonra gruplar halinde dere yataklarına yönlendirildi.

Görgü tanıklarının anlatımlarına göre operasyon sırasında vadilerde bekletilen sivillerin üzerine, tepelerde bulunan bir askerin kaldırdığı kırmızı bayrağın ardından mitralyöz ateşi açıldı. Yaylım ateşinin sona ermesini simgeleyen beyaz bayrağın kaldırılmasının ardından ise yaralıların süngülerle öldürüldüğü aktarılıyor. Operasyonun ardından yaşamını yitiren kişilerin üzerindeki ziynet eşyaları ve paraların toplandığı, bölgedeki büyükbaş ve küçükbaş hayvan sürülerinin ise "ganimet" olarak kayıt altına alınarak bir bölümünün harekâta katılan birliklerin iaşesinde kullanıldığı, bir bölümünün de mal müdürlüklerine teslim edildiği belirtiliyor.
Adana'daki yargılamalar ve cezasızlık düzenlemeleri
Operasyonun ardından Zilan havzası dışındaki köylerden gözaltına alınan, isyana destek verdikleri öne sürülen veya olaylardan sağ kurtulan yüzlerce kişi Erciş ve Van'daki cezaevlerine gönderildi. Cezaevlerinin yetersiz kalması nedeniyle yaklaşık bin kişinin camilerde tutulduğu, daha sonra 1931 yılı sonunda Adana'ya sevk edildiği ifade ediliyor. Adana Hapishanesi'nin kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle koğuşlara ahşap katlar inşa edildiği belirtiliyor.
1932 yılının Mayıs ayında Adana Asri Sinema Salonu'nda başlayan yargılamalarda sanıkların "Hoybun üyeliği" ve "şekavet" suçlamalarıyla hakim karşısına çıkarıldığı aktarılıyor. Mahkemelerde Kürtçe tercüman bulunmadığı, savunma hakkının ciddi biçimde sınırlandığı ve Erciş'teki yerel milislerin sözlü beyanlarına dayanan İstintak Dairesi raporlarının temel delil olarak kullanıldığı ifade ediliyor.

Aynı dönemde tutukluların ağır işkence gördüğü, kötü hapishane koşulları, bulaşıcı hastalıklar, yetersiz beslenme ve mahkûmlar üzerinde gerçekleştirildiği öne sürülen tıbbi deneyler nedeniyle çok sayıda kişinin mahkemeye çıkarılamadan yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Mahkeme süreci sonunda onlarca idam ve yüzlerce ağır hapis cezası verildiği aktarılırken, 1931 yılında çıkarılan özel bir kanunla harekâta katılan askeri personel, memurlar ve yerel milislerin hukuki sorumluluktan muaf tutulduğu ifade ediliyor.
İskân politikaları ve yasak bölge uygulaması
Silahlı operasyonun ardından bölgedeki idari ve toplumsal yapının yeniden şekillendirilmesi amacıyla çeşitli yasal düzenlemeler yürürlüğe konuldu. 1930 tarihli Belediye Kanunu esas alınarak Erciş Belediyesi'ne kaymakamın kayyum olarak atandığı, gerekçe olarak ise "Kürtlük mefkuresinin yayılmasını engellemek" ifadesinin kullanıldığı belirtiliyor.
5 Mayıs 1932 tarihinde yürürlüğe giren İskân Kanunu ile "Ana dili Türkçe olmayanlar" tanımı esas alınarak Zilan havzasından sağ kalan 29 aileden oluşan 475 kişinin Trakya ve Batı Anadolu'nun farklı bölgelerine mecburi iskâna gönderildiği aktarılıyor.

Katliamın yaşandığı alanın daha sonra Bakanlar Kurulu kararıyla "Memnu Mıntıka" ilan edildiği, bölgeye seyyar jandarma birliklerinin konuşlandırıldığı ve giriş çıkışların tamamen yasaklandığı belirtiliyor. Bu uygulamanın amacı olarak katliama ilişkin fiziksel izlerin, toplu mezarların ve yıkılmış yerleşim alanlarının dış dünyadan izole edilmesi gösteriliyor. Katliam sırasında askeri birliklere rehberlik ettiği belirtilen bazı yerel milislerin ilerleyen yıllarda bölgeyi hayvan otlatmak amacıyla kullanmak istemesine rağmen devlet yönetiminin 1950 yılına kadar yasak uygulamasını sürdürdüğü ifade ediliyor.
Demografik dönüşüm ve Ulupamir süreci
Zilan havzasındaki nüfus yapısının değiştirilmesine yönelik politikaların sonraki yıllarda da sürdüğü belirtiliyor. 1935 yılında bölgeyi ziyaret eden İsmet İnönü'nün Erciş'i "Van Gölü civarının Türklük merkezi" olarak tanımladığı ve bölgeye dışarıdan muhacir yerleştirilmesini öneren bir rapor hazırladığı aktarılıyor. Bu doğrultuda ilk aşamada Kars'tan getirilen ailelerin bölgeye yerleştirildiği ifade ediliyor.

Demografik değişim politikalarının sonraki dönemlerde de devam ettiği belirtilirken, bunun son örneklerinden biri olarak 1982 yılında Afganistan'ın Pamir Yaylası'ndan Türkiye'ye getirilen Kırgız sığınmacıların yerleştirilmesi gösteriliyor. 12 Eylül askeri darbesinin ardından Bonizli, Birhan ve Milk köylerinin bulunduğu arazilere toplu konutlar inşa edildiği, daha sonra Ulupamir adını alan yerleşime Kırgız sığınmacıların yerleştirildiği aktarılıyor.
Ulupamir'in 1990'lı yıllarda koruculuk sisteminin önemli merkezlerinden biri haline geldiği belirtilirken, 1930 yılında yerli nüfusundan arındırılan ve 1950 yılında Demokrat Parti döneminde yasak statüsü kaldırılan Zilan havzasının, yarım yüzyıl içerisinde farklı bir nüfus yapısıyla yeniden şekillendirildiği ifade ediliyor.