Dicle TV | Kültür - Sanat | Ermenilerin babası, Diyarbakır'ın sessiz hafızası: Fâik Âli Ozansoy

Ermenilerin babası, Diyarbakır'ın sessiz hafızası: Fâik Âli Ozansoy

Diyarbakırlı şair ve devlet adamı Fâik Âli Ozansoy, 1915’te Kütahya’daki Ermenileri koruyan tutumuyla tarihe geçti. Ölümünün üzerinden 76 yıl geçti.

Diyarbakırlı şair ve devlet adamı Fâik Âli Ozansoy, 1915’te Kütahya’daki Ermenileri koruyan tutumuyla tarihe geçti. Ölümünün üzerinden 76 yıl geçti.

Ermenilerin babası, Diyarbakır'ın sessiz hafızası: Fâik Âli Ozansoy

Diyarbakırlı şair ve devlet adamı Fâik Âli Ozansoy’un ölümünün üzerinden 76 yıl geçti. 1 Ekim 1950’de Ankara’da yaşamını yitiren Ozansoy, Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti edebiyat çevrelerinde şiirleriyle yer aldı; Osmanlı bürokrasisinde ise kaymakamlık, mutasarrıflık ve valilik görevlerinde bulundu. Hayatının en çok öne çıkan dönemlerinden biri ise 1915’te Kütahya mutasarrıfı olarak görev yaptığı sırada Ermenilerin tehcir edilmesine izin vermemesi oldu.

Diyarbakırlı Bürokrat, Eğitimci ve Şair Faik Ali Ozansoy'un Öyküsü -  Diyarbakır Son Dakika | Diyarbakır Haber, Amedspor, Amed,

Diyarbakır’da başlayan bir edebiyat ailesi

Asıl adı Mehmed Faik olan Ozansoy, 1876’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası Diyarbakırlı şair, yazar ve devlet adamı Said Paşa, ağabeyi ise Servet-i Fünun döneminin önemli isimlerinden Süleyman Nazif’ti.

İlk eğitimini Diyarbakır’da aldı. Askerî rüşdiyeyi bitirdi, ardından bir süre idadide öğrenim gördü. Daha sonra İstanbul’a giderek Mekteb-i Mülkiye’nin idadî kısmına girdi ve burada eğitimini sürdürdü.

Ailesindeki edebiyat ortamı, onun şiire yönelmesinde etkili oldu. Genç yaşta şiir yazmaya başlayan Ozansoy, Mülkiye öğrencisiyken Servet-i Fünun dergisinde şiirlerini yayımlamaya başladı. İlk dönem şiirlerinde zaman zaman “Zahir” mahlasını kullandı.

Servet-i Fünun çevresinde yayımlanan şiirleri nedeniyle 1897’de gözaltına alınması da gençlik yıllarındaki önemli olaylardan biriydi.

Servet-i Fünun ve Fecr-i Âti dönemi Türk edebiyatının önemli şairlerinden FAİK  ALİ (Ozansoy) (1876 | İstanbul Müzayede

Servet-i Fünun’dan Fecr-i Âti’ye

Faik Âli, Servet-i Fünun edebiyatının şiir anlayışını benimseyen isimlerden biri oldu. Şiirlerinde özellikle aşk, kadın, tabiat, ölüm, yalnızlık ve bireysel duygular öne çıktı.

Dili, dönemin Servet-i Fünun şiirinde olduğu gibi Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların yoğun olduğu, ağır ve sanatlı bir yapı taşıyordu. Aruz veznini kullanan şair, serbest müstezat ve sone gibi Batı kaynaklı şiir biçimlerinden de yararlandı.

Abdülhak Hâmid Tarhan’dan etkilendi. Bu nedenle edebiyat çevrelerinde bir dönem “İkinci Hamid” olarak da anıldı. Bunun yanında Tevfik Fikret’le yakınlığı, şiir anlayışının şekillenmesinde etkili oldu.

1908’den sonra şiirlerinde yalnızca bireysel konularla sınırlı kalmadı; toplumsal meseleler ve yurt duygusu da daha görünür hale geldi.

OZANSOYLARIN SOYLU DOSTLUKLARI - FAİK ÂLİ OZANSOY

Fecr-i Âti’nin isim babası

II. Meşrutiyet’in ardından yeni bir edebiyat topluluğu oluşturmak isteyen genç sanatçılar 20 Mart 1909’da İstanbul’da bir araya geldi. Faik Âli, bu topluluğun en yaşlı üyelerinden biri olarak başkanlığa seçildi. Akademik çalışmalarda da Fecr-i Âti’nin ilk başkanı olarak gösteriliyor.

Topluluğun adı da Faik Âli’nin önerisiyle Fecr-i Âti oldu. Topluluğun temel anlayışı “Sanat şahsi ve muhteremdir” ifadesiyle özetleniyordu.

Fecr-i Âti’nin kuruluşunda Ahmet Haşim, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Celal Sahir Erozan, Köprülüzade Mehmet Fuat ve başka dönemin genç edebiyatçıları da yer aldı.

Topluluk uzun ömürlü olmadı. 1912’ye gelindiğinde üyelerin farklı edebî ve fikrî yönelimlere gitmesiyle Fecr-i Âti dağıldı. Faik Âli ise Servet-i Fünun ile Fecr-i Âti arasında bir geçiş noktası oluşturan isimlerden biri olarak edebiyat hayatını sürdürdü.

Sessiz Direnişin Unutulmuş Şairi: Fâik Âli Ozansoy

Şairlikten bürokrasiye

Mekteb-i Mülkiye’den 1901’de mezun olan Faik Âli’nin devlet memurluğu da aynı dönemde başladı. İlk görev yeri Bursa vilayetinde maiyet memurluğuydu. Ardından farklı ilçelerde kaymakamlık yaptı.

Görev yaptığı yerler arasında Sındırgı, Burhaniye, Pazarköy ve Mudanya bulunuyordu. Daha sonra mutasarrıflık görevlerine geçti. Midilli, Kırşehir, Beyoğlu, Üsküdar ve Kütahya gibi merkezlerde görev yaptı.

Bu dönemde edebiyat ile devlet görevini birlikte yürüttü. Bir taraftan idari görevler üstlenirken diğer taraftan şiirlerini ve edebiyat çalışmalarını sürdürdü.

1915: Kütahya’daki Ermeniler için aldığı tutum

Faik Âli’nin yaşamındaki en önemli dönemeçlerden biri 1915 yılında Kütahya mutasarrıfı olarak görev yaptığı dönemdi.

Ermeni Kırımı - Vikipedi

Akademik çalışmalara göre Faik Âli, 1915’in başlarında Kütahya mutasarrıflığına atandı ve yıl sonuna kadar bu görevde kaldı. Aynı dönem, Osmanlı yönetiminin Ermenilerin tehcirine ilişkin kararlarının uygulandığı dönemdi. Araştırmalarda, Faik Âli’nin Kütahya’daki Ermenilerin tehcir edilmesine izin vermediği ve kent dışından Kütahya’ya gelen Ermenilere de yardım ettiği aktarılıyor.

Kütahya’daki Ermeni nüfusunun o dönemde yaklaşık 3 bin 578 kişi olduğu aktarılıyor. Faik Âli’nin, tehcir kararının uygulanması yönündeki baskılara rağmen kentteki Ermeni nüfusunu korumaya çalıştığı; başka bölgelerden Kütahya’ya gönderilen Ermeniler için de çeşitli önlemler aldığı belirtiliyor.

Araştırmalarda, onun yalnızca Kütahya’daki mevcut Ermeni nüfusuna değil, başka bölgelerden sürülerek Kütahya’ya gelen Ermenilere de sahip çıktığı aktarılıyor. Ermenilerin günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için çeşitli imkânlar oluşturduğu ve tehcirin Kütahya’da uygulanmasını engellediği belirtiliyor.

Bazı kaynaklarda Faik Âli’nin Kütahya’daki Ermeni çocuklarının eğitimine yönelik bir okulun oluşturulmasına yardımcı olduğu ve Ermeni cemaatinin topladığı paranın yollarda bulunan Ermenilere gıda yardımı yapılması için kullanıldığı aktarılıyor.

Bu nedenle Kütahya, 1915 döneminde Ermeni tehcirinin uygulanmadığı yerlerden biri olarak tarih çalışmalarında ayrıca ele alınıyor. Bir akademik çalışmanın özetinde de Faik Âli’nin merkezi idarenin tehcir emrini yerine getirmediği ve Kütahya’ya gelen Ermenilere sahip çıktığı belirtiliyor.

Savaş sonrasında Kütahya Ermeni cemaatinin Faik Âli’ye teşekkür amacıyla bir “şükran kitabesi” hazırladığına ilişkin kayıtlar da bulunuyor. Bu bilgi, hem Ermeni hem de Türk kaynaklarında aktarılan hatıralarla birlikte ele alınıyor.

Diyarbakır Valiliği

Faik Âli’nin görev yaptığı şehirlerden biri de doğduğu Diyarbakır oldu.

Mondros Mütarekesi sonrasında 5 Temmuz 1918 ile 27 Ocak 1919 arasında Diyarbakır Valiliği yaptı. Bu görevinden daha sonra ayrıldı.

Diyarbakır Valiliği döneminde kent, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş sonrasındaki siyasal ve idari belirsizliğinin yaşandığı bir süreçten geçiyordu.

faik ali ozansoy - sayfa 2 - ekşi sözlük

Valilik sonrasında İstanbul’a dönen Faik Âli, Dahiliye Nezareti müsteşarlığı görevinde de bulundu. Ancak siyasi değişikliklerle birlikte bu görevinden ayrıldı.

Şiir kitapları ve eserleri

Faik Âli’nin ilk şiir kitabı Fânî Tesellîler oldu. Kitap 1908’de yayımlandı. Aynı yıl Midhat Paşa adlı uzun manzumesini de yayımladı.

Fecr-i Âti döneminde yazdığı şiirlerini Temâsil adlı kitabında topladı. I. Dünya Savaşı yıllarında kaleme aldığı, millî duygular ve ordu temasının öne çıktığı şiirlerini ise Elhân-ı Vatan adıyla yayımladı.

Fânî Tesellîler - Fâik Ali Ozansoy ve Selahattin Çitçi - 1000Kitap

1923’te Şâir-i A‘zam’a Mektub adlı uzun manzumesini yayımladı. Eser, Abdülhak Hâmid’in Viyana’da yaşadığı maddi sıkıntılar üzerine onun duygularına tercüman olmak amacıyla kaleme alındı.

Tiyatro alanında da eserler veren Ozansoy’un Pâyitahtın Kapısında ve Nedîm ve Lâle Devri adlı iki manzum piyesi bulunuyor.

Şiirleri bestelenen bir şairdi

Faik Âli’nin şiirlerinin bir bölümü Türk musikisi bestekârları tarafından bestelendi. TDV İslâm Ansiklopedisi, şairin 13 güftesinin 16 farklı bestekâr tarafından Türk musikisinin çeşitli formlarında bestelendiğini kaydediyor.

“Zaman olur ki ânın hacle-i visâlinde” ve “Sâhilden uzaklaştık elin şimdi elimde” gibi şiirleri bestelenen eserleri arasında yer aldı.

Oğlu Munis Faik ile dergi çıkardı

Faik Âli, Cumhuriyet döneminde de edebiyatla bağını sürdürdü. Oğlu Mûnis Faik Ozansoy ile birlikte 1936’da Marmara adlı aylık bir dergi çıkardı. Derginin yayını uzun sürmedi.

Yaşamının ilerleyen yıllarında kamu görevlerinden uzaklaşarak edebiyat çalışmalarına daha fazla ağırlık verdi. Arapça, Farsça ve Fransızca bilen Ozansoy, şiir ve edebiyatla geçirdiği yıllar boyunca farklı türlerde eserler verdi.

74 yıllık yaşamın sonu

Faik Âli Ozansoy, 1 Ekim 1950’de Ankara’da hayatını kaybetti. 74 yaşındaydı.

Vasiyeti üzerine İstanbul’a getirilen cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda çok sevdiği dostu ve edebiyatçı Abdülhak Hâmid Tarhan’ın yanına defnedildi.

#1915ERMENİ TEHCİRİNDE10.000ERMENİYİ KURTARAN CESUR KÜTAHYA VALİSİ FAİK ALİ  OZANSOYU SAYGIYLA ANDIM🙏

Bugün, ölümünün 76. yılında geride bıraktığı edebiyat eserleri kadar devlet görevleri sırasında aldığı kararlar da hayatının önemli başlıkları arasında yer alıyor. Özellikle 1915’te Kütahya mutasarrıfı olarak Ermenilerin tehcir edilmesine izin vermemesi, onun biyografisinin en çok araştırılan dönemlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Fâik Âli Ozansoy, Diyarbakır, Kütahya Ermenileri, 1915, Servet-i Fünun

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız