Kürt kültürü ve müziği üzerine uzun yıllardır araştırmalar yürüten Veysi Varlı, Nûpel TV’ye verdiği mülakatta çarpıcı tespitlerde bulundu. Müziğin Sümerlerden bu yana Kürt coğrafyasında köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirten Varlı, günümüzde bu kadim mirasın ciddi bir asimilasyon tehdidi altında olduğunu savundu. Varlı’ya göre, geçmişte Türk, Arap ve Fars otoriteleri dili yasaklayarak veya değiştirerek bir müdahalede bulunmuşken; günümüzdeki Kürt sanatçı ve kurumları, müziğin "ruhunu, sistemini ve kurgusunu" değiştirerek daha derin bir tahribata yol açıyor. Sanatın popülizme kurban edilmesini eleştiren araştırmacı, Kürt müziğinin esasını oluşturan 17 komalı yapının yerini Avrupa standartlarına bırakmasının bir kültürel intihar olduğunu vurguladı.
Tarihsel Miras: Sümerlerden Dengbêjliğe Kadın Ağzı
Müzik tarihini Sümer, Urartu ve Med dönemlerine kadar dayandıran Varlı, Kürt müziğindeki ritim ve tınıların antik tanrıların oranlarıyla uyumlu olduğunu belirtti. Özellikle Urartu döneminde Kraliçe Şobat ve beraberindeki kadınların lir çalarak icra ettikleri sanatın, bugünkü dengbêjlik kültürünün temeli olduğunu ifade etti. Varlı, "Dengbêjliğin %95’i kadın ağzıyla yaratılmıştır. Serbest ritimli şarkılarımız kadın diliyle söylenmiştir," diyerek müziğin tarihsel süreçte kadınların duygu dünyası ve ağıtları ("zamer") üzerinden şekillendiğini hatırlattı. Ancak İslamiyet sonrası enstrüman yasaklarıyla bu formun değiştiğini ve modern dönemde ise bu kadim hafızanın teknolojiyle birlikte özünden koptuğunu savundu.

Varlı, asimilasyonun sadece dış baskılarla değil, hatalı modernleşme tercihleriyle de ilerlediğini söyledi. Ziya Gökalp döneminden itibaren başlayan Kürtçe kilamların Türkçeye tercüme edilerek "Anadolu Türküsü" olarak etiketlenmesi sürecine değinen araştırmacı, bu süreçte Kürt sanatçıların da tercümanlık yaparak bu asimilasyona alet olduğunu belirtti. 90’lı yıllarda ortaya çıkan müzik gruplarının halk üzerinde büyük etkisi olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yapıların popüler Türk müziği figürlerinin etkisi altında kalarak Kürt müziğinin özgün sistemini bozduklarını ve müziği "kod yasa" gibi Avrupa ölçülerine hapsettiklerini ileri sürdü.

Modernleşme Değil, Köklerden Kopuş Eleştirisi
Dijitalleşme ve modernleşme kavramlarını birbirinden ayıran Veysi Varlı, gerçek modernleşmenin kökler üzerinde kalarak zamana yanıt vermek olduğunu savundu. Dilşad Said gibi isimlerin bu dengeyi kurabildiğini örnek gösteren Varlı, birçok sanatçının ise "çağdaşlık" adına Kürt müziğinin ruhu olan savaş, iş, coşku ve ağıt ritimlerini bozduğunu ifade etti. Kürt müziğinin tınısını korumak yerine Avrupa mantığıyla nota ve altyapı yüklemenin, müziği sadece dilde Kürtçe bırakıp ruhunu öldürmek anlamına geldiğini vurguladı.

Veysi Varlı, 1958 Diyarbakır doğumlu bir araştırmacı olarak kendi milli kimliğini 1975 yılında bir kilam sayesinde keşfettiğini belirterek, müziğin toplumsal hafıza üzerindeki hayati rolüne dikkat çekti. Sahne hayatını 1988’de noktalayarak kendini araştırmaya adayan Varlı, bugün kurumların ve belediyelerin müzik panellerinde Kürt müziğini asimile eden isimleri "koruyucu" olarak lanse etmesini büyük bir hata olarak değerlendirdi. Varlı’ya göre, Kürt müziğinin geleceği ancak 17 komalı o kadim ritimlere ve dengbêjliğin özgün ruhuna sahip çıkılarak kurtarılabilir.